Sevdana yürek gerek

Yaşadığımız yıkımların sorumlusu kim? Düşünüp karar vermemiz gereken bir konu: Doğaya karşı mı yaşayacağız, yoksa doğa ile birlikte mi?


Haberleri takip ederken aklıma geliveriyor şarkının bu kısmı: “Ah memleket, sevdana yürek gerek.” Zaman kötü. Hem ülkemiz hem de tüm dünya için kötü. Fakat bizim yüreklerimiz memleketimiz için ayrı bir ritimle çarpıyor. Memleketin hâlini gördükçe sancılarla kıvranıyor insan kalan yanlarımız. Dayanabiliyor mu, orası ayrı mesele… Okuduğum her kara haber yüreğimde ince bir sızı oluyor. Nefesim ciğerlerimi beslemeye yetmiyor artık. Eminim sizlerde de durum farklı değildir. Felaketler, felaket sonrası siyaset gündemleri, siyasilerin afet anlarında bile ağızlarından şuursuzca saçtıkları saçma sapan cümleler ve de yaptıkları hamleler  sinirlerimizi yıprattı, sınırlarımızı epey zorladı. Gerçekten memleketimizi sevmeye ve onun için mücadeleye sağlam bir yürek, çelik gibi sinirler gerek.

Bu bir ceza mı? 

Fotoğraf:AA

Geçtiğimiz günler, bu soruyu sıkça sordurdu. Herkes yaşanan olayların faillerini aramaya koyuldu. Terör denen belayla sıkça sınandığımızdan olsa gerek; bir anda yurdun kıyılarını saran yangınların sebebini ararken aklımıza gelen ilk ihtimal, terör saldırısıydı. Bu ihtimali durup dururken düşünmedik elbette. Orman yangınlarının sebepleri araştırıldığında ilk sırada insan kaynaklı sebepler geliyor. Bu sebepler arasında terör saldırıları da önemli bir yer tutar ki terör örgütü PKK ve sempatizanlarının geçmiş yıllardaki “elimizden hiçbir şey gelmezse seralarını yakarız, ormanlarını ateşe veririz” minvalindeki sözleri bu ihtimale inancımızı kuvvetlendirmişti.

Diğer önemli bir ihtimal de küresel ısınmanın etkisi idi. Elimizde bu ihtimali kuvvetlendirecek deliller de var elbette. Uzmanlara göre dünyanın her yerinin alev alev yanması bunun en sağlam kanıtlarından biri. Yangınların sebebi ya da sebepleri hakkında henüz net bir bilgi yok. Sebep eğer gerçekten terör saldırısı ise, bu ateşi harlayan herkes en ağır cezayı çekmeli. Yok, eğer küresel ısınma ise insanlık olarak cezamızı çekiyoruz diyebiliriz.

Küresel Isınma ve iklim krizi

 

Sebep terör mü, ihmal mi, küresel ısınma mı tartışıladursun; biz biraz küresel ısınma konusuna eğilelim. Zira gelecekte konuşmamız gereken en önemli krizlerden birisi bu olacak.

Ülkemiz ve dünya genelinde yaşanan son gelişmeler iklim krizi konusunu tekrar gündeme getirdi. Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC)* 6. değerlendirme raporu dünyanın geri dönüşü olmayan bir yola girdiğini gösteriyor.

*IPCC, 1988 yılında Cenevre’de iklim değişikliği konusunda çalışmalar yapmak ve bilimsel veriler ışığında karar vericilere yol göstermek amacıyla kurulmuş Hükümetlerarası bir oluşum. Panelde Türkiye’nin de aralarında bulunduğu Birleşmiş Milletler ve Dünya Meteoroloji Örgütü’ne üye 195 ülke var.

Kaynak

Karanlık gelecek

IPCC, ilk raporunu 1990 yılında yayımladı. 5-7 yılda bir, iklimle ilgili bilim insanlarının katılımlarıyla durumu raporlamaya devam etti. Bugüne kadar yayımlanan 5 rapor belki de 6. kadar ses getirmedi. Küresel ısınma ve iklim değişikliği yıllardır söylenegelen, fakat belirli bir kesim dışında pek de kimsenin umursamadığı bir konuydu. Bugün geldiğimiz noktada tehlike artık halının altına süpüremeyeceğimiz, gümbürtüsüne kulak tıkayamayacağımız derecede büyüdü. Etkilerini açık açık hissetmeye başladığımızdan olsa gerek, son yıllarda sohbet konuları arasına girmeye bile hak kazandı.

IPCC raporu, küresel ısınmanın insan kaynaklı ve daha önce görülmemiş bir seviyede olduğunu gösteriyor. Rapora göre dünyanın her yerinde iklim sistemlerinde büyük değişikliğe yol açan küresel ısınma hızı artarak devam ediyor.

Rapor üzerine açıklama yapan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, IPCC raporunun “insanlık için kırmızı alarm” anlamına geldiğini söyleyerek şöyle devam ediyor: “Alarm zilleri kulakları sağır edecek seviyede ve kanıtlar reddedilemeyecek nitelikte”.

Kaynak

Rapordan anladığımıza göre kriz büyük, geriye dönüş mümkün görünmüyor. Fakat etkiyi durdurmak ve Paris İklim Anlaşması’nda belirtilen 1,5 °C’lik sıcaklık artış sınırının aşılmaması hala mümkün. 1,5 °C’lık sıcaklık artışı klimanızın sıcaklık değerini 1,5 °C arttırmaya benzemeyecek şüphesiz. Küresel ısınmada bugüne kadar yaşadığımız artış, dünya üzerinde birçok bölgede kendini aşırı doğa olayları olarak gösterdi. Dünyanın bir bölümünde orman yangınları devam ederken, bir tarafında aşırı yağışlar sellere sebep oldu. Şiddetli fırtınalar şehirleri yıktı geçti.

Doğa ile mi, doğaya karşı mı?

Dünyanın hali, gidişatı maalesef pek de iç açıcı değil. Yine de yapılacak bir şeyler mutlaka var. Öncelikle bu değişime ve bu krize ne kadar hazırız bunu sorgulamakla başlayabiliriz.

Yangın, deprem ya da sel… Tüm bu felaketlerde terör eylemi, küresel ısınma, Allah vergisi açıklamalarının kolaycılığına sığınmanın doğru bir yaklaşım olmadığını düşünüyorum. O yüzden şu soruyu sormadan geçmeyeceğim: İnsanoğlunun yüzyıllardır toprağa, havaya, suya, Allah’ın dilsiz kullarına karşı işlediği suçların cezası olabilir mi tüm bunlar?

Umarım insanoğlu doğa ile inatlaşmanın, kendini ondan üstün görmenin ağır bedelini bir an önce fark eder. Doğaya karşı değil, doğayla birlikte yaşamayı tekrar öğrenebilir. Yoksa göreceğimiz yıkımlar, gördüklerimizden daha beter olacak gibi.

Sağlıcakla kalın…

Yangınlarda, sellerde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet dilerim. Her türlü afette, felakette canını dişine takan, insanüstü bir çabayla mücadele eden, görevi kutsal bilen görevliler ve insanlığın ölmediğinin kanlı canlı ispatı gönüllülere, burası bizim vatanımız diyerek ateşe koşan can kardeşimiz Azerbaycan askerlerine, yüreğindeki yangını bir kenara koyup yardıma koşan Doğu Türkistanlı kardeşlerimize de teşekkürü kendi adıma bir borç bilirim. 

 

Yazar

Şadiye Okur

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.