Sevr Öldü mü? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

Sevr Öldü mü?

Ülkemizin “Beka” sorunu yaşadığı bir sırada bu kadar “ihanet”, “gaflet ve dalalet” kabul edilemez.  Herkes oturup bu işin sonu nereye varır diye düşünmelidir.

11 Eylül 2020
Sadi Somuncuoğlu

Sevr, I. Dünya Savaşı sonrasında başlıca Müttefik Devletlerin kendi aralarında hazırladığı ve Osmanlı tarafından kabul edilen 10 Ağustos 1920 tarihli antlaşmadır. 19 Ağustos 1920’de toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Sevr Antlaşması’nı tanımadığını, bu antlaşmayı kabul ve imza edenleri vatan haini saydığını, işgalleri tecavüz olarak göreceğini ve silahla karşılayacağını ilan etmiştir.” Lozan ise, Anadolu’yu da işgal eden İtilâf Devletlerine karşı Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde yürütülen Millî Mücadeleyi Türklerin kazanması üzerine 24 Temmuz 1923’te Lozan Konferansı sonrasında, imzalanan Antlaşmadır. Bu hatırlatmadan sonra konuya dönerek acı da olsa bazı gerçekleri ifade etmek ve uyarıda bulunmak zorundayız.

Demek ki Sevr’den 100, Lozan’dan 93 yıl geçmiş. Türk Milleti Lozan’ı (Türk’ün düşmanları, Yunan yanlıları ve emperyalistlerin işbirlikçileri hariç) egemenliğinin ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası tapusu ve Sevr’i çöpe atan Antlaşma olarak kabul etmiştir, hep böyle kullanmıştır. Lozan Antlaşması, istisnalar hariç her Türk için iftihar vesilesi sayılmıştır. Bu tespitleri genel bir doğru olarak kabul edebiliriz. Ama gerçekler böyle mi denilirse, “evet” demek biraz zor. Zira son zamanlarda Sevr adı kullanılmasa da, bire bir şartlarının uygulandığına ve Lozan’a üstü örtülü veya cepheden saldırıldığına, maalesef şahit oluyoruz. Sevr uygulamaları bakalım.

Örnek 1:

Md.36 ve 72: “Türkiye… soy, din ve dil azınlıklarının haklarına dürüst, bir biçimde saygı göstermekte kusur ederse… Soy, dil ve din azınlıklarını da içeren ve halkın bütün kesimlerinin oransal temsilini sağlayacak nitelikte bir seçim sistemiyle, yerel bir Parlamento kurulacaktır.” gibi diğer birçok maddede ülkeyi üç azınlığa bölmekte ve onlara hukuk dışı haklar istemektedir. Hâlbuki Lozan’da bunlardan sadece dinî (Müslüman olmayanlar) azınlık kabul edilmiştir Buna rağmen AB, ilerleme raporlarıyla dil ve soy azınlığı dayatılmaktadır. Bu yönde de terörü de ümitlendiren birçok yasal adımlar atılmıştır. Bazı yönetimler, aydınlar, siyasetçiler ve partiler (HDP gibi) açıktan bu Sevr şartlarını savunmaktadırlar.

Örnek 2:

Md. 62: “Fırat’ın doğusunda, ileride saptanacak Ermenistan’ın sınırının güneyinde…  Suriye ve Irak sınırının kuzeyinde, Türkiye sınırının güneyinde, Kürtlerin sayıca üstün bulunduğu bölgelerin yerel özerkliği istenmektedir. Sevr’in bu şartı 2013 “Çözüm sürecinde” denendi olmadı, bu amaçla başlatılan bölücü terör devam etmektedir. Irak’ın Kuzeyinde gerçekleşti. Suriye’de mücadele devam ediyor.

Örnek 3:

Md.144: “Osmanlı Hükümeti, l Ocak 1914’den beri, topluca öldürülme korkusuyla ya da başka herhangi bir zorlama yüzünden, yurtlarından kovulmuş, Türk soyundan olmayan Osmanlı uyruklarıyla, bunların üyesi bulundukları toplulukların malı olan ve yeniden bulunabilecek taşınır ya da taşınmaz malların, kimin elinde bulunurlarsa bulunsunlar, bir an önce geri verilmesi gerektiğini Osmanlı Hükümeti kabul eder.” Ve:

Md. 144/3 ve 4’üncü fıkraları: 3’üncüde bir topluluğun, l Ocak 1914’den beri, mirasçısız olarak ölmüş ya da yitik bulunan üyelerinin bütün taşınır ya da taşınmaz mallarının kime aktarılacağı belirlenmektedir. Bu mallar, Devlet yerine, topluluğa aktarılabilecektir; 4’üncüde ise l Ocak 1914’den sonra, taşınmaz mallar üzerinde yapılan bütün satış işlemleriyle, hak yaratan işlemlerin geçersiz sayılması istenmektedir.

Bilindiği gibi bütün dünyada olduğu gibi bizde de toplulukların “taşınmaz” malları olamaz. Tapuda tescili yapılamaz. Taşınmazlar ancak “gerçek veya tüzel” kişiler için söz konusu olabilir. Buna rağmen bugün ülkemizde Lozan hükümleri de çiğnenerek “gayrimüslim” topluluklara taşınmazlar verilmekte ve tapuda tescil edilmektedir. Bunun örneği çoktur. Meselâ. 697 yılında inşa edilmiş Mardin Süryani kilisesi, kavaklıklar, tarlalar, mezarlıklar bir Hıristiyan vakfına verilmiştir. Buna karşılık Yunanistan Selanik’teki beş camiye ve Müslümanları tarihi mezarlıklarına el koyduğu için, Cuma namazı kılacakları yer bulamamakta ve ölülerine defnetmek içim 200 kilometre uzaklıktaki Müslüman mezarlığına taşımak zorunda kalmaktalar. Yani Lozan ve uluslararası hukuk yerine Sevr şartı uygulanmaktadır.

Fikir vermeye bu kadar örnek, sanırım, yeterlidir. Görüldüğü gibi bazıları bilerek veya bilmeyerek devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhine “Sevr”in savunmaktadırlar. Ülkemizin “Beka” sorunu yaşadığı bir sırada bu kadar “ihanet”, “gaflet ve dalalet” kabul edilemez.  Herkes oturup bu işin sonu nereye varır diye düşünmelidir ki, “Sevr” ölmemiş, aksine diriltiliyor.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları