Sığınmacılar ve Türkiye’nin Fethi (!)

Özellikle Hatay, Gaziantep, Kilis gibi sınır illerimiz ile İstanbul ve Mersin’den haberler demografik yapımızın hızla bozulduğunu da gösteriyor. Vatandaşlarımız bu illerin bazılarında nüfus olarak azınlığa düşmüş durumdadır.


Türkiye her biri diğerinden büyük problemlerle uğraşıyor. Hepsi de, izlenen ancak hedefinin ne olduğu çok da açık ortaya kon(a)mayan dış politika ile karmakarışık hâle gelen problemler. Göç de bunlarda birisi. Özellikle açık kapı politikası bütün hızıyla devam ediyor.

Bu politikayı da bizzat Cumhurbaşkanı 15 Mart’ta (2022) yaptığı konuşmada, “… tüm mazlumlara, …kapımızı, … açık tutmayı sürdüreceğiz. Dün Irak’tan, Suriye’den, Afganistan’dan gelmişlerdi, …yarın nereden geleceklerini bilemeyiz. Ama bu ülke daima mazlumların sığınağı olmaya devam edecektir” ifadeleriyle ortaya koyuyor.

Cumhurbaşkanı aynı konuşmada “Biz göndermeyeceğiz. Biz ev sahipliğine devam edeceğiz. Bundan tedirgin değiliz.” dedikten sonra “Fetih, Rabbimin lütfuyla gelmiştir…” cümlesini de kuruyor.

Kamuoyu araştırmaları, Türk Milletinin büyük çoğunluğunun bu kadar çok sayıda sığınmacı ve düzensiz göçmenle birlikte yaşamak istemediğini ortaya koyuyor. İnsanlar, yaşadığımız çok büyük ekonomik problemlerin merkezinde bu sığınmacı ve düzensiz göç meselesinin yer aldığını da görüyor. Geçim sıkıntısının büyüklüğü kadar sağlık, eğitim, asayiş ve güvenlik büyük baskı altında. Zaten ayakta durmakta iyice zorlanan sistemlerimiz, bu insanların ilave büyük yükünü de çekmeye çalışıyor. Özellikle Hatay, Gaziantep, Kilis gibi sınır illerimiz ile İstanbul ve Mersin’den haberler demografik yapımızın hızla bozulduğunu da gösteriyor. Vatandaşlarımız bu illerin bazılarında nüfus olarak azınlığa düşmüş durumdadır.

Bütün bunlara rağmen bu kadar ısrar ne için diye bakmak gerekiyor. Ancak görülmesi istenen yere değil, bakılması gereken yere bakmak anlamayı kolaylaştıracaktır.

Kurtulmak istenen ‘değerli yalnızlık’

‘Değerli yalnızlık’ kavramını dilimize kazandıran bugünün Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın. Başbakan Erdoğan’ın dış politika danışmanı ve Başbakanlık Müsteşar Yardımcısıyken 2013 Ağustos’unda ortaya çıkarıyor. “‘Türkiye Ortadoğu’da yalnız kaldı’ iddiası doğru değil ama eğer bu bir eleştiri ise o zaman söylemek gerekir. Bu, değerli bir yalnızlıktır” tivitini atıyor.

Buna sebep de İsrail, Mısır, Libya, Tunus, Fas, Cezayir, BAE, Suudi Arabistan, Filistin, Suriye, Irak, İran… hasılı Katar hariç bütün Ortadoğu ve Müslüman ülkelerle neredeyse ilişkiyi kesercesine aramız kötüleşmesi. Bu kötüleşme, 5 Haziran 2017’de BAE ve Suudi Arabistan’ın birlikte Katar emirine yapmak istedikleri askerî darbeye, Katar’daki Türk Özel Kuvvetlerinin karşı koymasına kadar gidiyor. Türk kamuoyu bunu yirmi gün sonra öğrenecektir*. Türk askeri, neredeyse sınırlarından çok uzakta, Ortadoğu’da çıkacak bir savaşa karışmanın eşiğinden dönmüştür.

2011’den bu yana ülke içinden bütün uyarılara rağmen devam ettirilen bu politikalar son dönemde düzeltilmeye çalışılmakta. BAE ve İsrail’le ziyaretler yapılıyor. Suriye hariç, diğerlerine karşı diplomatik girişimler var.

Suriye’de benzer bir adım atılır mı bilinmez. Bu bilinmezliğin sebebi de siyasi hedefle ilgili. Aradığımızda bu siyasi hedefin ne olduğu. Yani bakılması gereken yer tam da orası.

“Bir yol ayrımı… 2023 seçimleri”

Yol ayrımı ifadesi AKP Genel Başkanı Erdoğan’a ait. Ben yerlerini değiştirdim sadece.2023 seçimleri,ülkemizin ve milletimizin kaderi bakımından gerçek anlamda bir yol ayrımını ifade edecektir. (AKP İl Başkanları Toplantısı, 17 Mart 2022)

Ayrılan yoldan nereye gideceğimizi bilmemiz gerekiyor. Çünkü yol ayrımına taşıma bir nüfus artışıyla gireceğimiz anlaşılıyor.  “Biz göndermeyeceğiz. Çünkü biz ensarın ne olduğunu, muhacirin ne olduğunu … çok iyi biliriz. Muhacirlikten ensara gidiş, ondan sonra da kendilerinin ensar olması. … bu ülkedeki 5milyon mülteciyi** … Biz göndermeyeceğiz. Biz ev sahipliğine devam edeceğiz. (İyilik Ödülleri Toplantısı, 15 Mart 2022)Cumhurbaşkanı burada 5 milyon diyor ancak daha önce de Türkiye’deki kadar insana Suriye’de de [4.5 milyon+4.5 milyon H.P] baktığımızı söylemişti (12. Büyükelçiler Konferansı, 9 Kasım 1920).

“Bu ülkede Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Gürcü’sü Abaza’sı ile 85 milyon bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. (İyilik Ödülleri Toplantısı, 15 Mart 2022)Bu cümleyi Arap da eklenerek kullanınca karşımıza bambaşka bir fotoğraf çıkıyor. Hatta Peştun veya Afganistanlı ya da Suriye’deki muhaliflerin içindeki dışarıdan gelmiş etnik unsurlar da katılabilir. Ucu oldukça açık bir husus.

15 Mart konuşmasında Cumhurbaşkanı’nın “Dünyanın dört bir yanından Türkiye’ye gelen gençlerin, burada eğitim öğretim aldıkları” sözleri de ilginç. Diyanet Vakfının internet sitesinde Uluslararası İmam Hatip liselerinde, ilahiyat lisans ve yüksek lisans seviyelerinde burslu öğrencilerden bahsediyordu. İmam Hatipliliğe ne anlam verildiği artık Türk kamuoyunun yabancısı değil. Elbette eğitim çok insani bir alan ama siyasi tarafına bakıldığında “ümmetle kurulan ilişki (!)” görülüyor.

Zafer ama kime ve neye karşı?

Bu işaretleri “Fetih, Rabbimin lütfuyla gelmiştir ve onunla da hamdolsun Türkiye birçok badireyi atlatmıştır.” sözlerindeki Fetih Suresine yapılan göndermeyle birlikte düşündüğümüzde farklılaşma biraz daha açığa çıkıyor. Fetih Suresi, Hudeybiye’de müşriklerle yapılan barış anlaşmasından Medine’ye dönerken iniyor. İlk ayeti, “Gerçekten apaçık bir fetih ihsân ettik.” der. Bu ayet, “Gerçekten biz sana, ardı ardına gelecek nice fetihlerin öncüsü ve müjdecisi olacak apaçık bir fetih ihsân ettik” şeklinde de tercüme ve tefsir ediliyor.

Birkaç veriye daha bakalım.

Birincisi, Hayrettin Karaman’ın 25 Ekim 2019 tarihli yazısındaki “Şimdi insanların kendi aralarında anlaşarak -ceza alanı hariç- birçok alanda ve ilişkide şeriat kurallarını uygulamalarına da engel yoktur.” ifadesi. Tabiî ki uygulayıcılar da tarikatlar ve cemaatler (!) olacak.

İkincisi, eski Cumhurbaşkanı danışmanı emekli General Adnan Tanrıverdi’nin başında olduğu ASSAM-ASDER’in, başkenti İstanbul dili de Arapça olan, sözde, Asya Afrika İslam Devletler Birliği (ASRİKA) için anayasa hazırlaması.

Üçüncüsü de 2018 yılında da değindiğimiz husus***. Hilafetin ilgasına karar veren 431 Sayılı Kanun’un 1’inci maddesi, “Halife haledilmiştir. Hilâfet, Hükümet ve Cumhuriyet mâna ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan hilâfet makamı mülgadır.” Bu ifadelerden hilafet makamının yeniden ihyası mümkün gibi görünmektedir. Yasanın çıktığı dönemde hükümet yetkisi TBMM’deyken, yeni sisteme göre adı üstünde tek başına Cumhurbaşkanına geçmiştir. Cumhuriyeti de tek başına temsil yetkisi Cumhurbaşkanındadır. Dolayısıyla bu iki yetkiyi kullanan ilga edilmiş bir makamı tekrar ihya edebilir. Ancak bunun siyasi zemini henüz tam hazır değildir.

Bu siyasi zemin hazırlığının son sahnesi 2023 seçimlerinden çıkacak sonuçla doğrudan alakalıdır. AKP Genel Başkanı’nın işaret ettiği 2023’teki yol ayrımı bu olsa gerek. Seçimde alınacak sonuçtan sonra, anayasadaki vatandaşlık tarifinden Türk adının çıkarılması da son vuruş olacaktır. Bu durumda egemenlik yetkisi Türk Milletinden alınıp, grupların eşitliğine dönecek, buna da Müslümanların (ümmet) eşitliği kılıfı gelecektir.

Anayasamızı yetersiz bularak genişletmek için yeni anayasa yazılmalı diyenler de, 2023’te seçime bu düşüncelerin sahipleriyle beraber girecekler de, bu kaosu şimdiden düşünmeye başlamalıdırlar. Seçimde istenen sonuç alındıktan sonra herhangi bahaneyle mevcut ittifaklar dağılıp ve Anayasayı değiştirmek isteyen başka gruplarla yeni ittifaklar kurulabilir. Daha sonrasında Cumhurbaşkanı yetkisi tek başına kullanılmaya başlandığında olabilecekleri hayâl edebiliyorlar mıdır acaba? Veya bu vebali taşımaya hazırlar mı?

* Bu konudaki ayrıntılı bilgi için Türkiye’nin Rotası kitabının 113. sayfasında da yer alan ve bağlantısı verilen “21’inci Yüzyılda Kaybolan Türk Devlet Anlayışı” makalesine bakılabilir.

** Uluslararası hukuka göre Türkiye’deki insanlar mülteci değil, sığınmacı veya düzensiz göçmendir. Ancak bu yazının konusu bu husus olmadığı için girilmemiştir. Sığınmacılar konusu, Gülcan Havva Eraslan’ın MİSAK sitesinde yer alan seri beş makalesinde ve Eraslan ve İlay Aksoy’un birlikte kurdukları S Platformu’nun çalışmalarında bütün detaylarıyla işlenmektedir.

*** Bu konudaki ayrıntılı bilgi için Türkiye’nin Rotası kitabının 127. sayfasında da yer alan ve bağlantısı verilen “Yeni Türkiye Yeni Bir Devlet” makalesine bakılabilir.

Yazar

Hakan Paksoy

5 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar