Sıra, yeraltı zenginliklerimizde mi? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Ahmet Bican Ercilasun: Bilge Tonyukuk   • Meselelerimiz- Sadi Somuncuoğlu

Sıra, yeraltı zenginliklerimizde mi?

Çin, fetih yoluyla değil de komşularına, ona taviz vermenin akıllıca bir davranış olduğuna ikna ederek kazanç sağlamayı planlıyor. … Komşu devletlerin zengin tabiî kaynaklara sahip bölgelerinde hak sahibi olmak da Çin’in emelleri arasındadır.”

20 Ekim 2020
Doğukan Altıparmak

Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yakına yerleştikten sonra da gereken kötülüğü orada düşünürlermiş… Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin!”

Bilge Kağan’ın yüzyıllar öncesinden seslenişini neden yazımın girizgâhında kullandım?

Var bir sebebi elbet.

Öncelikle Ahmet Takan’ın 13 Ekim günü Korkusuz gazetesinde yayımlanan yazısına konuk olalım.

Başlık oldukça çarpıcı: “Yeraltı zenginliklerimiz Çin’e peşkeş çekilecek!..”

Yazının içeriğinde Takan’ın ve değerlendirmelerini aktardığı Erdoğan Toprak’ın dikkate değer tespitlerine rastlamaktayız.

Takan, ülkemizde Türk firması gibi gözüken birçok Çinli şirketin kurulduğunu ve bu şirketlerin başta madencilik olmak üzere pek çok iş sahasında cirit attığını ifade ediyor. Bununla da kalmadıklarını şu şekilde ifade ediyor:

“Adam sadece sermayesini getirmiyor ki… Tüm varlıkları ile üzerimize çöküyor. Çin’den işçilerini getiriyor, Türklere kapısını tamamen kapatıyor. Ülkemde sömürdüklerini ve kazandıklarını da tekrar kendi ülkesine götürüyor. Zonguldak’ın hemen hemen tüm maden sahaları Çinlilerin elinde. Karadeniz Ereğli, doğup büyüdüğüm yer. Çok iyi biliyorum rezaleti. İnanmayan gidip kendisi baksın!.. Çin, başta Afrika olmak üzere geri kalmış tüm ülkelerde aynısını yapıyor. Oralarda küçük Çin devletleri kuruyor, sömürüyor, yağmalıyor, kendi ülkesine kazanç olarak postalıyor…”

Takan’ın yazısında, İstanbul milletvekili Erdoğan Toprak’ın haftalık değerlendirme raporundan da alıntılar görmekteyiz. Teknik bir rapor olarak gözükse de herkesin ilgilenmesi ve incelemesi gereken bir içerik olduğu kanısındayım.

Erdoğan Toprak, “Maden Holding A.Ş.’nin kurulması ve bünyesindeki maden sahalarının ruhsat vb. imkânlarının Türkiye Varlık Fonu’na devriyle, Sayıştay ve TBMM denetimi dışına çıkarılması, yeraltı zenginliklerimizin satışına zemin hazırlamak içindir” diyor.

Peki, Nedir Bu Maden Holding A.Ş?

‘Maden holding’ tüm madencilik faaliyetleriyle (kömür, altın, çinko, alüminyum, demir, bakır, linyit gibi madenlerin çıkarılması ve işlenmesi) ilgili şirketlerin tek bir çatı altında toplandığı bir holding anlamına geliyor.

Türkiye Varlık Fonu Genel Müdürü Zafer Sönmez, amaçlarını şirketlerin değerini arttırmak, Türkiye’nin stratejik yatırımlarına sermaye sağlamak, yurt dışı stratejisine destek için şirketleri destekleyen yatırımlar yapmak, finans piyasalarındaki iyileşme ve derinleşmeyi desteklemek olarak açıklıyor.

Erdoğan Toprak’ın denetim ve şeffaflık konusunda düştüğü şerhin bir benzerini Maden Mühendisleri Odası’nda da görmekteyiz. TMMOB Maden Mühendisleri Odası 11 Ekim tarihinde bir basın açıklaması yayımladı:

Açıklamada Varlık Fonu bünyesinde kurulan maden ve enerji şirketlerinin denetim dışında çalışacakları, bu açıdan devlet işletmesi olarak görülemeyecekleri belirtiliyor. Asıl amacın Türkiye Varlık Fonu Genel Müdürü Zafer Sönmez’in aksine, devlete ait ve taliplisi olan özelleştirilecek madencilik kuruluşu kalmadığı için devlet-özel sektör işbirliği yöntemi ile yandaşa kaynak aktarmak ve finans sağlamak olduğu ifade ediliyor.

Oda’nın yaptığı basın açıklamasında risk olarak nitelendirdiği bir durum daha görmekteyiz:

“Ülkemiz açısından diğer bir risk ise, hâlen madencilik ve enerji alanlarında faaliyet gösteren kamu kurumlarının ve bunların sahip olduğu ruhsatları ile MTA tarafından bulunan maden sahalarının da kısa bir zaman içinde ihalesiz ve bedelsiz olarak Maden Holdingin portföyüne alınması suretiyle yandaş veya yabancı şirketlere devredilmesidir.”

Bu noktada Ahmet Takan’ın yazısına dönelim ve Erdoğan Toprak’ın kanaatini paylaşalım:

“Yakın dönemde Türkiye Varlık Fonu’nun Maden Holding bünyesindeki ülkenin değerli maden sahalarını ve ruhsatlarını kısa bir süre işletip, sonrasında satışa çıkartmasının planlandığı, elde kalan son kamusal varlıkların, ülkenin yeraltı zenginliklerinin de satılarak kaynak gereksinmesine yama yapılacağını öngörmekteyim.”

Erdoğan Toprak’a göre yerüstü zenginliklerimizin tüketilmesinden sonra sıra yeraltı zenginliklerine, madenlerin peşkeş çekilmesine gelmiş durumda.

Bu anlatılanlara ve kendi gözümüzle gördüğümüz gerçeklere göre maddi bir tükenmişlik yaşadığımız ortada. Manevi olarak tükenmediğimizi de iddia edemeyiz ya!

Anlaşılan bu maddi çöküntüyü gizlemek ya da kısa süreliğine ötelemek için birtakım tasarruflarda bulunuluyor.

Tasarruflarda bulunuluyor dedim ama yanlış anlaşılmasın. Devlet katında bildiğimiz anlamıyla tasarruf filan yapıldığı yok. Esasen ‘tasarruf’ ile bir şeyi istediği gibi kullanma yetkisini kastediyorum. Kabul edelim, yetki kullanmakta üstümüze yok. Kullandığımız yetkiler, sonrasında yan etki oluşturacak olsa bile.

İşte bu tasarruflar neticesinde yerin altındaki ve üstündeki millî varlıklarımız elimizden kayıp gidiyor. Biz de görünürde sessizce ama içimizden avazımız çıktığı kadar bağırarak izliyoruz bu hazin durumu.

Peki, Çin Ne Yapmak İstiyor?

Yazıya yüzlerce yıl öteden gelen sesle başladık. Zaman geçişi yaptık.

Şimdi, binlerce kilometre uzağa, Çin’e bir göz atalım. Mekân geçişi yapalım.

Prof. Dr. İskender Öksüz’ün MİSAK’ta Çin ile ilgili okumalarından ve incelemelerinden derleyip toparladığı bir yazı dizisi var: (https://millidusunce.com/misak/author/iskendero/)

Epey ufuk açıcı ve değerli bilgileri barındırıyor içinde.

Tek kutuplu gibi gözüken dünyada İskender Öksüz’ün irdeleyen yorumlarıyla, Çin’in bakışını, gelecek perspektifini, ideallerini öğreniyoruz.

Bu ideallerini gerçekleştirmek için her alanda evet her alanda verdikleri savaşın farkında oluyoruz.

Aynı zamanda yazı dizisini dikkatle okuduğumuzda başlangıçta köşesine konuk olduğumuz Ahmet Takan’ın Çin ile ilgili yorumunu sağlam bir zemine oturtmuş oluyoruz.

Ne diyordu Takan? :

“Çin, başta Afrika olmak üzere geri kalmış tüm ülkelerde aynısını yapıyor. Oralarda küçük Çin devletleri kuruyor, sömürüyor, yağmalıyor, kendi ülkesine kazanç olarak postalıyor…”

Takan, Çin’in geri kalmış ülkelerde yaptığının aynısını Türkiye’de de yaptığını söylüyor.

O zaman, İskender Hoca’nın yazısından aynı kapıya çıkan bir alıntı yapalım, durum daha net anlaşılsın:

“Çin, fetih yoluyla değil de komşularına, ona taviz vermenin akıllıca bir davranış olduğuna ikna ederek kazanç sağlamayı planlıyor. … Komşu devletlerin zengin tabiî kaynaklara sahip bölgelerinde hak sahibi olmak da Çin’in emelleri arasındadır.”

İskender Öksüz, Çin’in emellerini somut bir örnekle de aktarıyor:

“Sri Lanka’nın Hambantota Liman projesi, Çin’in “dış yardım“ı nasıl “kontrol“e çevirdiğinin yakın zamana ait bir örneğidir. Sri Lanka, harp malulü bir ülke; on yıllardır kimsenin yatırım listesinde yer alamadı. Başkan Mahinda Rajapaksa bu makamı işgal ettiği on yıl boyunca, Çin’in devlet firması Liman Mühendislik Şirketi’ne, nakit ve kredi karşılığında adanın güney ucunda multi-milyar dolarlık dibi derinleştirilmiş liman inşaatını verdi. Rajapaksa 2015’te seçimi kaybetti. Yeni liderler kendilerini Çin’le yapılan antlaşmaların borcu içine batmış buldular. Çin, yardımsever bir müttefikten ziyade bir tefeci tavrı takındı. Anlaşmadaki maddeleri yumuşatmayı kabul etmedi. 2017’de Sri Lanka hükümeti limanın ve çevresindeki 15 000 dönüm arazinin kontrolünü 99 yıllığına Çin’e devretti.”

Sri Lanka’da olan biteni Osmanlı’nın Düyûn-u Umûmîyesi’ne benzetiyor. Onun bir işletme ve bir bölgeyle sınırlı şekline.

İskender Öksüz bununla da kalmıyor. Verdiği somut örnekten hisse çıkarabilmemiz için öznesi ‘Kanal İstanbul’ olan olumsuz bir senaryo da yazıyor:

“Bunun ne demek olduğunu Türk okuyucusunun tam kavraması için, olmayacak bir benzetme yapayım. Mesela- maazallah- Kanal İstanbul projesi bu şirkete ve onun ana şirketi olan CCCC’ye verilse! CCCC, Çin İnşaat ve İletişim Şirketi, Güney Çin Denizi’nin ortasında yapay adalar ve o adalarda askerî hava alanları inşa eden bir dev. Çin Liman Mühendislik Şirketi de (CHEC) yeterince derin olmayan limanların, kanalların tabanını sıyırıp maksada uygun hâle getirmede ihtisas sahibi. CCCC ve CHEC bunları kendi paralarıyla, yap-işlet-devret veya gemi sayısı taahhüdü ile yaptırsa. Sonra da paraya sıkıştığımızda İstanbul’un Avrupa yakasına el koysa! Şüphesiz Akdeniz’i Karadeniz’e bağlayan bir geçit ve İstanbul şehri Sri Lanka’nın Hambantota limanından daha lezzetli bir meyvedir. Yok böyle bir kabus. Ama Sri Lanka’nın başına gelen tam bu işte.”

Çin özelinde yapılan bu yorum ve tespitler, bir uyarı niteliğinde olması bakımından çok önemli.

Bu uyarıların yetki sahipleri tarafından dikkate alınması da millî menfaatlerimiz açısından doğru adımlar atmamız, isabetli kararlar vermemiz için şart.

Bilge Kağan ile başladık. Öyleyse bilge lider Atatürk ile yazımıza son verelim:

“Ekonomi alanında düşünürken ve konuşurken sanılmasın ki, biz yabancı sermayesine karşı bulunuyoruz. Hayır! Bizim memleketimiz geniştir; çok çalışmaya ve sermayeye
gereksinmemiz vardır. Bu nedenle yasalarımıza saygılı olmak şartıyla yabancı sermayelerine gereken güveni vermeye her zaman hazırız ve arzuya değer ki, yabancı sermayesi bizim çalışmamıza ve belirli servetimize katılsın. Bizim için ve onlar için faydalı sonuçlar versin; fakat eskisi gibi değil! Gerçekten geçmişte ve özellikle Tanzimat döneminden sonra, yabancı sermayesi memlekette ayrıcalıklı bir yere sahip oldu ve bilimsel anlamıyla denebilir ki, devlet ve hükümet yabancı sermayesinin jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır. Artık her uygar devlet gibi, millet gibi, yeni Türkiye’de bunu uygun göremez. Burasını tutsak ülkesi yaptıramaz.” (Atatürk’ün S.D.II, s. 109)

 

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları