Tanrı’nın Armağanı Atatürk – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______5 Haziran 2019_______

Tanrı’nın Armağanı Atatürk

Yağmur Ozan Özben
Paylaş:

SEVGİLİ Okuyucum,

Atamızdan miras kalan laiklik; bize ne diyor diye sorarsanız size şöyle sıralayabilirim: Dini inancına sahip ol ancak, din dışında ibadet etme! Toplum olarak bireye baskı yapma! Devlet düzenini dini kurallara dayandırmaya çalışma Dini siyasi amacın için kullanma… Anlamlarına geliyor.

Atatürk ve Cami

1926 senesinde Atatürk Siirt bölgesini gezerken harap olmuş vaziyetteki caminin durumuyla ilgilenmiştir. Cami’nin hangi döneme ait olduğunu araştırmış ve “Yıkık Cami mi olurmuş? Onu onarınız.” Emrini vererek Eski ismi “Hıdrul Ahtar” olan caminin onarılıp ibadete açılmasın üzerine cumhuriyetin orada yaptığı ilk cami olmasından mürekkep yapıya “Cumhuriyet Cami” simini vermiştir.

Atatürk ve Türkçe Müslümanlık

İslam tarihini çok iyi inceleyen Atatürk, Türkler Müslüman olmadan önceki İslam ile Müslüman olduktan sonra yaşanan güne kadarki Müslümanlık anlayışını araştırarak gözlemleyerek bilen bir insandı. Yaşanan Müslümanlıktaki eksikliğin yanlışlığın, milletimizin Kur’an’ı bilmeyişinden kaynaklandığını görmüştü. Bu nedenle Ulusumuzun Kutsal kitabını kendi dilinde okuyup anlamasını yorumlayarak da hayata geçirmesini istiyordu.

Tokyo Cami

Yobazların, “dinsiz ve din düşmanı” olarak nitelendirdikleri Atatürk’ kendi cebinden verdiği para ile cami yaptırmıştır.

Olay şöyledir:

1931 yılında Türkiye’ye gelip Atatürk’ü ziyaret eden Japon elçisi Torijori Yamada, yaptığı görüşmede Atamıza Japon Kralının Tokyo’ya bir cami yaptırmasını istediği ricasını iletir.

Atatürk’ün Harp Akademisi’nde okurken kısa süre Japonca dersleri verdiği için hocası olarak karşıladığı Torijori Yamada’ya “Borç harç içindeyiz. Bunu devlet parası ile yaptıramam ancak, kendi paramla yaptırabilirim.” Der.

Atatürk bu sözünü tutmuş ve Cami 1938 yılında tamamlanmıştır. Sadece Tokyo Cami’yi (Tokyo Jamii Mosque) yaptırmakla kalmamış Fransa’daki Paris Camisi de (La Moaquée de Paris) Atatürk’ümüzün yardımları ile tamamlanmıştır.

Atamızı bu kadar anlatmışken, onun tarih anlayışına da değinecek olursak:

Atatürk’ün hayatını tetkik ettiğimizde, O’nun, Türk milletini hemen hemen bütün yönleriyle çok iyi tanıdığını görürüz. Şöyle ki; Askeri mesleği icabı, rütbelerine göre, savaş meydanlarında vatanını ve milletini çeşitli yönleriyle yakından tanımıştır. Bunun yanı sıra, küçük yaştan beri devamlı tarihi eserler okuması, onun Türk tarihi hakkında geniş bilgi edinmesine yardımcı olmuş, Türk milletini tanıdıkça, onun ne büyük hasletlere sahip yüce bir millet olduğunu anlamaya başlamıştır. Türk milletine karşı duyduğu engin sevgi ve güvendir ki, kötü şartlara rağmen, O’nu Türk milletinin istiklali için mücadele bayrağını açmağa sevk etmiştir. O’na göre, Türkler gibi büyük ve asil bir millet “Esir yaşamaktansa mahvolsun daha iyi.” görüşüdür. Türk milletini çok seven ve onun hiçbir hakkının elinden alınmasına tahammül edemeyen büyük Atatürk, milletinin önüne düşerek selamete çıkmasını sağlamıştır. (Bkz: http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-44/ataturk-ve-turk-tarihi)

Aynı zamanda Atatürk’ün 1929’da yaptığı şu konuşma ile Türk Milleti’nin tarihinin nasıl bir seyir takip ettiğini belirten aşağıdaki ifadesine şahit oluyoruz:

Türk Milleti’nin her kişisi, birtakım farklarla ve fakat umumi surette birbirine benzer. Bazı yapılış farklarını ise tabii bulmak lazımdır. Çünkü başka başka iklimlerin tesiri altında başka başka cinsten yerlilerce binlerce sene yaşamış, kaynaşmış bu kadar eski ve bu kadar büyük bir insan cemiyetinin bugünkü çocuklarının tamamı tamamına birbirine benzemeleri mümkün müdür? Her zaman her yerde küçük bir aile çocuklarının bile tamamen birbirine benzemeleri vaki değildir. Türk kavmini yalnız bir noktada, iklimi dar bir mıntıkada belirmiş zannetmek doğru değildir…” (Atatürkçülük, s. 7-8)

Her düşüncesinde ölçülü ve bir o kadar tutarlı aynı zamanda da bir o kadar zeki bir lider olan Atatürk, Tanrı’nın biz Türklere armağanıdır. Işıklar içinde uyu ulu Önder!

İliştiri: Bu yazıda değerli Hocam Cazim Gürbüz’ün kitaplarından da yararlandım. Kendisine sayısız ve bir o kadar değerli eserleri için teşekkür ederken, Sedat Şenermen’in Gazi Mustafa Kemal’in İslam-Kuran Kültürü kitabının yararını da belirtirim.)

Paylaş:
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları