Türkiye’nin Gündemi

12.04.2010             Türk siyaset tarihine açılımlar dönemi olarak geçecek bu dönemin bir diğer adı da hiç şüphe yok ki ‘Sivil Darbe’ dönemidir. Şu an için daha teşebbüs aşamasında olan darbe, toplumu sonuç döneminde yaşanacaklara da şimdiden alıştırmaktadır.           1980 Askeri Darbesi’nin ardından gazete, dergi, sinema gibi insanlara numune karakterler sunan medya silahları, toplumu darbeyi sorgulamaktan […]


12.04.2010 
 
          Türk siyaset tarihine açılımlar dönemi olarak geçecek bu dönemin bir diğer adı da hiç şüphe yok ki ‘Sivil Darbe’ dönemidir. Şu an için daha teşebbüs aşamasında olan darbe, toplumu sonuç döneminde yaşanacaklara da şimdiden alıştırmaktadır.

          1980 Askeri Darbesi’nin ardından gazete, dergi, sinema gibi insanlara numune karakterler sunan medya silahları, toplumu darbeyi sorgulamaktan uzaklaştıran magazin haberleri ve müstehcen yayınlarla meşguldü. Gençlik kendisine kavgasız, gürültüsüz ve böylesine tozpembe rüyalarla dolu bir hayatın sunulmasıyla, ‘İşte hayat, bu!’ demiş, karşısına dikilen bütün ideolojileri birer birer bu rüyalar uğruna yıkmıştı. Sonucunda hüsrana uğradığını fark etmiş, ama iş işten geçmişti. Düşünce ve dava adamlarının yerini, menfaatperest Parti Genel Başkanları ve adamları almıştı.

          Bu darbe, başka darbe; daha sonuçlanmadan sonucunda olacakları göstermeye başladı. Hadi birkaç tanesine bakalım:

          Yalan söylediklerini bilebile tarafsız yayın yaptıklarını vurgulayan televizyonlar, insanlara doğru haber vermek yerine, birbirlerinin haberlerini yalanlamakla MEŞGUL.

          Üniversiteli, çağdaş ve eğitimli insanların kendilerini izlediklerini iddia eden kişiler, programlarında başka programları ve sunucuları eleştirmekle MEŞGUL.

          Anayasa paketini tartışmak üzere programa çıkmış milletvekilleri, birbirlerinin partilerini eleştirmekle, biri diğerini dönek olduğu yönünde suçlamakla, Garnitür tartışmasıyla MEŞGUL.

          ‘Türk Sineması nereye gidiyor?’ tartışması, zaten başlı başına bir Türkiye Gündemi. İnsanların haline bakılırsa, bu sektörün adında Türk olması da pek bir şey ifade etmiyor. İnsanlar, vizyona giren yeni filmleri, prodüksiyonlara harcanan paraları, hangi ünlünün ne kadar para aldığını, birinin diğerinden neden ayrıldığını, cemiyet hayatının hangi partiye katıldığını, alavereleri dalavereleri dinleyip, bir diğer dedikoduyu dört gözle beklemekle MEŞGUL. Bu sahada Başbakan’ın para verip almadan tiridine bandığı TRT’yi de görmek gerçekten onur verici.

          Milli sporumuz futbola, aile gelenek ve göreneklerimizin harfiyen işlendiği dizilerimize de değinmemize gerek görmüyorum zaten. İzleyicilere ar ve namusun yok edildiği bir dünya profili çizmek, moda hale gelmiştir. Onlar, insanlara televizyona bakarken bile uyunabileceğini ispat etmekle MEŞGUL.

          Sayın Başbakan da uykusuz gecelerle ülkemizi refaha ulaştırmak için gecesini gündüzüne katmakla MEŞGUL.

          Bu örnekler daha da çoğaltılabilir, ama esas biz bunların ne için yapıldığına kafa yormalıyız. Darbe, yani Sivil Anayasa, daha olmadan sonucunu hazırlamak, basın ve medyayı karanlık bir silah olarak kullanmak, tozpembe bir dünya oluşturmak, dereyi görmeden paçaları sıvamak, bu milleti dibi görünmeyen bir kuyuya atmak demek değil midir? Sorgulamayan, ya ekonomik buhranlarla boğuşan ya da dünya nimetlerine tapan bir gençlik meydana getirmek kime fayda sağlayacaktır? Açılımın bölük bölük ettiği bir millet artık gerçekten bir millet olarak kalabilecek midir? Başbakan’ın çok çalışıyor olması, iyi veya kötü bunların yaşanmasında etkili midir? Yaşananlarla, Avrupa Birliği’nin yani Hıristiyan batının yapmak istedikleri aynı şeyler değil midir? Sesinizi duyar gibiyim, ‘ARTIK DURDUK, ÇÜNKÜ YOL BİTTİ’.

          O halde ‘TÜRK MİLLETİ, TİTRE VE KENDİNE DÖN’.

          iktidarmuhalefet.com , 12 Nisan 2010
 

 
 

Yazar

Recep Bayram

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.