Türk Dünyası

Bütünleşme ve birliktelik çabaları yavaş yürüyor gibi görünse de sabırlı olunmalıdır. Herkesin dikkat etmesi gereken husus ise; bu “Millî dava”ya zarar verecek popülist yaklaşımlardan, parti ve yandaş çıkarlarını gözetmekten uzaklaşmak lâzımdır.


Paylaşın:

“Türk Dünyası” ifadesinden neyi anlayacağız? Daha önce bahsetmiştim: Tarihimizle ilgili Türk ve yabancı birçok tarihçinin, bilim insanının, devlet adamlarının sözleri var. Mesela bunlardan biri, 1933-1952 yılları arasında Türkiye’de bulunan Alman İktisat Profesörü Fritz Neumark’in; “Tarihten Türkler çıkarılırsa, tarih diye bir şey kalmaz” sözüdür.

Arslan Bulut, “İzlenecek Siyaset” başlıklı yazısında; “Aydınlar Ocağı’nın 2005 yılında Kocaeli’de düzenlediği ‘Birinci Türk Dünyası Sosyologlar Kurultayı’nda; Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı (TDAV) Başkanı rahmetli Prof.Dr. Turan Yazgan tarihi bir konuşma yapmış ve ‘Türk Dünyası dünyanın en büyük potansiyel gücüdür ama 18’inci yüzyıldan itibaren soyulmuş ve esir edilmiştir’ demişti (06/05/2021, Yeniçağ)”.

Her şeye rağmen Türkler yok edilememişlerdir. Bugün Türk devlet ve toplulukları arasındaki ilişkiler, 1990 öncesine göre çok daha fazladır ve “Türk Dünyası” kavramı yaygın olarak kullanılmaktadır.

Türk Dünyası neresidir?

“Türk Dünyası” kavramının büyüklüğü, nereden baktığınıza bağlıdır. Eğer “Türk Devletleri Teşkilatı” çerçevesinden bakarsanız, teşkilat içerisinde üye ülke olarak yer alan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkiye ile gözlemci statüsündeki Macaristan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkmenistan coğrafyasını düşünürsünüz. Eğer aynı soydan gelen kardeş, dost ve akraba toplulukları ele alırsanız, bu coğrafyayı biraz daha büyütmüş/ genişletmiş olursunuz.

Kuruluş aşamaları, uğraşı ve fedakârlıkları farklı olsa da Türklerde aile kurmakla devlet kurmak arasında benzerlikler vardır ve Türkler, her iki kurumu da çok önemsemiş ve kutsal saymıştır. Ailelerin, ister birlikte isterse tek tek bulundukları her coğrafya bizi ilgilendirmelidir.

“Türk Dünyası”; sadece Türk devlet ve topluluklarının veya akraba halkların yaşadıkları yerler değildir: Her Türk’ün bulunduğu coğrafya parçası da dahil edilmelidir. Ben, “Türk Dünyası” kavramını bütün dünyaya teşmil etmekteyim. Yani, “Türk Dünyası” denilince; tüm dünyayı akla getirmeli, tüm dünyayı düşünmeliyiz.

Buralarda bulunan tek Türk bile Türklüğün mensubu olarak ve bir misyoner gibi Türk’ü ve Türk Devletleri Teşkilatı’nı temsil etmeli; ancak gerektiğinde teşkilat tarafından korunup kollanmalıdır.

Bugün, “Türk Dünyası” kavramı her yerde ve her ortamda konuşulup değerlendirmeler yapılmaktadır. Çünkü büyük bir potansiyel ortaya çıkmıştır: Dolayısıyla kendisini Türk gören herkesin görev ve sorumluluğu da artmıştır.

Türk Dünyasının birlikteliği

Prof.Dr. Ahmet Bican Ercilasun “Turan Birliği” başlıklı yazısında; “Bağımsız veya özerk, bütün Türk devlet ve topluluklarındaki insanlar arasında Turan birliği düşünce ve ülküsü yaygınlaştıkça devletler de kendi aralarında iş birliği yapmaya mecbur olurlar. Hiçbir devlet, kendi kamuoyunun dilek ve emellerine kayıtsız kalamaz.

Türk devletleri arasında bugün gördüğümüz bazı dayanışma örnekleri, kamuoylarından gelen isteklerin bir sonucudur.

Devletler arasındaki iş birliği elbette önemlidir. Ancak ben, Turan birliği fikrinin kamuoyunda yaygınlaşması olgusunu daha önemli buluyorum. Böyle bir olgunun var olduğunu, daha doğrusu böyle bir sürecin yaşanmakta olduğunu da hissediyorum. En azından benim kendimi bildiğim 1960 yılından bu yana Turan ülküsü, Türkiye’de hiç bu kadar yaygınlaşmamıştı. Mesleğim dolayısıyla Türk Dünyası’nı da izliyorum. Başta Kuzey ve Güney Azerbaycan olmak üzere Türk topluluklarında da Turan fikrinin bu kadar yer ettiğine tanık olmamıştım.

Yükselen ve birleşen Türk Dünyası’nın coğrafyası da bütün insanlığı imrendirecek bir güzellikte olmalıdır. Tabiatın verdiği güzellikler, denizler, ormanlar, akarsular, göller, kırlar ve dağlar, insan eli ve iradesiyle estetiğin en mükemmel ‘form’larına ulaştırılmalıdır (20/12/2020, Yeniçağ)”.

Dr.Reşat Doğru, “Türk Dünyası ve Gerçekler” isimli kitabında; “Türk dünyası kavramı ile genellikle dünya üzerinde yaşayan bütün Türklerin oluşturduğu, coğrafi, tarihi, kültürel vb. değerlerle ortaya çıkan birlik ve bütünlük ifade edilmektedir. Türk dünyası kavramı, yalnızca etnik ortaklığı ifade eden bir kavram değildir. Atalarımız Türk’ün bayrağını, töresini, sevgisini, inancını dünyanın her tarafına taşımışlardır. Hunlardan itibaren ‘Cihan Hakimiyeti’ fikri, hiç unutulmamış, her zaman dile gelmiştir. Bu taşıma acaba bitmiş midir? Hayır, halen devam etmektedir. Zamanımızda da kendisini Türk olarak ifade eden bütün toplulukların, grupların bu yönlü çalışmaları var olacaktır.

Yani Türk dünyası, artık önce içerisinde sonra da dışarıda birlik ve beraberliğini sağlayıp büyük bir güç olarak ortaya çıkmalıdır (s.40).”

Prof.Dr. Kürşat Zorlu, “Sağ ve sol siyaset, Türk Dünyası ve Prometeciler örneği…” başlıklı yazısında; “Öncelikle Dış Türklerin bağımsız ve egemen bir hayat sürmesi, aralarında dayanışmanın derinleştirilmesi ve uzak vadede her alanda bütünleşme hedefinin, Türkçülük yaklaşımının özünde var olduğu vurgulanmalıdır.

Bununla birlikte Türk Dünyasını bir uzlaşma iklimi ve ortaklaşma zemini olarak görmek ve iç siyasi süreçlerden sıyırarak genel kabul çizgisinde sürdürmek gerekiyor. Ve Atatürk’ün soğukkanlı, kapsayıcı, akılcı ve zamana dayalı inşa etme stratejisini devreye koymak. Tüm kesimlerin sürecin içerisinde yer alabilmesi hem Türk dünyasının geleceği hem de makul siyasetin kendisini gösterebilmesi için önemli bir nokta” olduğunu belirtmektedir (16/01/2022, Habertürk).

Yine sayın Zorlu ile Vusal Hasanzadeh’in, TDAV Tarih- Kültür Dergisi’nde yayınlanan “3 Ekim Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Günü Üzerine Genel Değerlendirmeler” başlıklı yazının sonuç kısmında; “…Türk Dünyası açısından ortaya çıkan tarihi fırsatlar o dönemin yetersiz şartları sebebiyle istenilen düzeyde değerlendirilememiş ve birçok proje masa üzerinde kalmış ve uygulamaya geçilememiştir. Bugün yine 30 yıl önce olduğu gibi dünya düzeni değişmekte ve bu kez tarih yeniden Türk Dünyası sahasına büyük fırsatlar sunmaktadır. Türk Dünyası bu fırsatları doğru şekilde değerlendirerek uygularsa bütünleşme istenilen düzeye ulaşacaktır. Bugün Türk Devletleri Teşkilatı gibi bir yapının mevcut olması Türk Dünyası için büyük bir fırsattır. Bünyesinde 5 tam üye, 2 gözlemci üye bulunduran Avrupa’dan Asya’ya uzanan büyük bir jeopolitik konumda bulunan Türk Devletleri Teşkilatı gelecek dönemde uluslararası ilişkilerde çok önemli bir denge rolüne sahip olacaktır (Ekim-2022, s.429)” demektedir.

Türk devlet ve topluluklarını, hatta akraba halkları bir araya getirmek için çalışmalar yapmak gerekmektedir. Bu da her sektörde ve alanlarda iş birlikleri yaparak ve kuruluşlar oluşturarak, her platformda ve uluslararası toplantı ve faaliyetlerde birlikte ve ortak hareket ederek, karşılıkla yardımlaşma ve dayanışma yaparak olacaktır. Yani, “Türk Dünyası”nın birlikteliği için her alanda kurumsallaşmak gerekmektedir. 

Bütünleşme ve birliktelik çabaları yavaş yürüyor gibi görünse de sabırlı olunmalıdır. Herkesin dikkat etmesi gereken husus ise; bu “Millî dava”ya zarar verecek popülist yaklaşımlardan, parti ve yandaş çıkarlarını gözetmekten uzaklaşmak lâzımdır.

Bu konulara sonraki yazılarımda gireceğim.

Yazar

Yaşar Yeniçerioğlu

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar