Türk-Ermeni İlişkilerinde Tarihî, Siyasi ve Hukuki Gerçekler – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______30 Nisan 2019_______

Türk-Ermeni İlişkilerinde Tarihî, Siyasi ve Hukuki Gerçekler

Gülcan Havva Eraslan
Paylaş:

TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİNDE TARİHÎ, SİYASİ VE HUKUKİ GERÇEKLER
ÖMER LÜTFİ TAŞÇIOĞLU

Türk Ermeni ilişkileri

 

Nisan ayı Türk Milletinin hissiyatında, millî iradenin doğum günüdür. Bu irade işgali ortadan kaldırmış, hür ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Emperyalistler için hâlâ kanayan bir yaradır.  Emperyalizme rağmen böyle bir durum elbette ki cezasız bırakılamazdı(!). Bu nedenle; Türk milletinin iradesinin doğum gününü gölgede bırakacak bir yol tutuldu. Bu yol sözde soykırım iddialarını ortaya atıp, Demokles’in kılıcı gibi Türk devletinin tepesinde sallandırmaktan geçiyor.

Yüzyıllar boyunca beraber yaşadığımız bu insanlar, Türk milleti ile neden kavgaya tutuştular? Ermeniler kimdir, tarih sahnesine çıkışları ve tarihteki varlıkları nasıldı?

20. yüzyılın başında emperyalistler ile neden işbirliğinde bulundular ve bu işbirliğinin bedelini nasıl ödediler? Türk milletine nasıl bedel ödettiler?

Doktora derecesini de alan Emekli Kurmay Albay Ömer Lütfi Taşçıoğlu, 30 yıllık bir çalışma sonucu yayımladığı “Türk-Ermeni İlişkilerinde Tarihî, Siyasi ve Hukuki Gerçekler” adlı kitapta, bu soruları ve meseleyi geniş bir çerçeveden ele alarak tüm belgeleriyle cevaplandırmış.

Eser; yazarın kısa bir özgeçmişi, giriş yazısı, künye ile altı ana bölüm ve çok sayıda alt başlıktan oluşmakta. Yararlanılan kaynak ve arşivler, mahkeme tutanakları, antlaşma ve belgelerin kaynakça kısmında belirtilmesi okur açısından büyük bir kazanım. Yazarın dili sade, kolay anlaşılır ve akıcı bir üslûba sahip. Kronolojik sıralandırması, vaka örneklerinin birbiri ile uyumlu olup okuru bağlamdan kopartmaması ve güncel olaylar ile ilişkilendirmesi, yazım yetisi yönünden bir araştırma kitabı için oldukça başarılı. Ermeni meselesini ilk kez duyan birine bile, olayları baştan sona ve bilim çizgisinde tek başına anlatabilecek derecede detaylı bir çalışma.

Ermenilerin tarih sahnesine çıkışlarına dair birçok görüş var. Ermeni din adamı ve tarihçi Movses Horenatsi, MÖ 2350 yılındaki Nuh Tufan’ından sonra Nuh’un torununun torunu olan Hayk(Babacık) ile başlatır. Bazı Ermeni yazarlar ise, Ermenileri Trakya’dan Anadolu’ya getirmek suretiyle kök bulmaya çalışır. Herodot’a göre, batıdan gelen bu insanlar, Frikyalılarla birlikte bugünkü İran coğrafyasındaki hükümranlara karşı savaşmışlardır. Sandalcıyan’a göre ise tarihî bir değeri yoktur. Bazı tarihçiler Hititlere ve Hayklara dayandırsa da Ermenilerin kökenleri hakkında geçerli ve kesin bir bilgi yoktur.

Türk – Ermeni ilişkilerinin başlangıç noktası olarak Selçukluların Anadolu’ya gelişlerini alabiliriz. Malazgirt Zaferi öncesinde Anadolu’nun birçok yerinde Türk varlığı mevcuttu. Anadolu’ya yapılan Türk akınlarına karşı, Ermeniler güçleri yettiğince Türklere karşı durmuşlardır. Malazgirt Savaşı ile Türkler, Anadolu’da siyasî ve devlet olarak bir nüfuz oluşturmaya başlayınca, Ermenilerin de Türkler ile ilişki kurması kaçınılmaz olmuştur. Ermenilerin Bizanslılara duydukları tepkinin önemli bir diğer nedeni de, Bizans İmparatorlarının Ermenileri yaşadıkları topraklardan topluluklar hâlinde göç ettirmeleri ve onlara karşı Ortodokslaştırma politikaları uygulamaları olmuştur. Buna karşın, Selçukluların adalet anlayışı ile hareket etmesi de Ermeniler ile Türkleri yakınlaştırmıştır.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde Ermeniler; küçük bir kısmı Çukurova Bölgesinde, Doğu Anadolu ve Kafkaslarda küçük prenslikler hâlinde, bir bölümü ise bugünkü İran toprakları, Bizans ve Selçuklulara tâbi azınlıklar olarak varlıklarını sürdürüyorlardı. Osman Bey Ermenileri Kütahya’ya, Orhan Bey ise Bursa’ya taşıyarak buraları onlar için önemli yerler hâline getirmişti.

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, Bursa’daki Ruhanî önderleri Hovakim’i İstanbul’a getirterek, Rum Patrikliği yanında, bir de Ermeni Patrikliği kurmuştur. 1461’de de Papaz Hovakim’i Osmanlı İmparatorluğu’ndaki tüm Ermenilerin dinî lideri olarak görevlendirerek kendisine Patrik unvanı vermiştir. 1479’da da Karaman Ermenilerini İstanbul’a getirterek Samatya taraflarında yerleştirip iskân etmiştir.

Bizans tarafından sürekli asimilasyona tâbi tutulan Ermeniler, Malazgirt Zaferi ile beraber başlayan süreçte, artık, huzur içerisinde, Türklerle beraber yaşamaya başlamıştır.

Selçuklular döneminden itibaren Türklerin güvenini kazanan Ermeniler; Osmanlı’da Kavm-i sadıka, sadıka-i tebaa gibi isimlendirmelere mazhar olmuş ve önemli hizmetlerde bulunmuşlardır. Fransız ihtilâli ile birlikte ortaya çıkan milliyetçilik akımlarının güçlenmesi, Balkanlardaki farklı etnik gruplar arasında bağımsızlık fikirlerinin hızla yayıldığı dönemlerde, özellikle Rusların desteği ve etkisiyle, bağımsızlık hayâlleri kurmaya başlamıştır. 19. Yüzyıldan itibaren Rusya, Gayr-ı Müslim grupları desteklemiş ve Ermenileri Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya Çarlığı arasında bir bariyer olarak kullanma politikası izlemiştir.

“28 Temmuz 1828’de imzalanan Türkmençay Antlaşması’nı müteakip Rusya; İran’ın diğer bölgelerinden getirdiği 40.000 Ermeni’yi, yeni ele geçirdiği topraklara yerleştirmiş, benzer şekilde 14 Eylül 1829’da, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Edirne Antlaşması’ndan sonra Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’ndan getirdiği 90.000 Ermeni’yi, yeni ele geçirdiği Azerbaycan topraklarına yerleştirmiştir. Bu suretle Rusya, gerek İran’la gerekse Osmanlı Devleti ile arasında Ermenilerden oluşan birer tampon bölge kurmuştur.” Çarlık sonrası Rusya’da Stalin döneminde Türklere uygulanan kültür ve dil asimilasyonu politikaları, Ermenilere uygulanmamıştır. Türklerin birbiri ile bağını koparmak için her bir Türk halkının diline özgü, ayrı Kiril alfabesi uygulamasından Ermeniler ve Gürcüler muaf tutulmuştur.

18. yüzyılda Osmanlının zayıflamaya başlamasına paralel olarak Fransa, özellikle Suriye toprakları üzerinden Doğu Akdeniz’i kontrol altında tutma hedefini gerçekleştirebilmek için Ermenileri kullanmaya başlamış ve bölgede yaşayan Ermenilere özerklik fikrini aşılamıştır. Fransa’nın Osmanlı Devleti’ndeki konsolosluklarının raporları incelendiğinde, bunların Ermenileri açıkça tahrik ve Osmanlıya karşı isyana teşvik ettikleri görülmektedir. Ermenileri kendi devletlerine karşı kışkırtan diğer ülkeler ise, İngiltere ve ABD’dir.

1804 yılında İngiltere’nin kurduğu “British and Foreign Bible Society” adlı misyoner teşkilatının üyeleri Anadolu ve Ortadoğu’ya gelmeye başlamışlardır. Ermeniler arasında yoğunlaşan misyonerlik faaliyetleri sonucu, Osmanlı Devleti’nde yaşayan birçok Ermeni Protestan mezhebine geçmiştir. Sonuç olarak İngiltere, Osmanlı Devleti üzerinde yaşayan, koruma hakkı iddia edebileceği küçük bir Protestan topluluğuna sahip olmuş ve bunların haklarını bahane ederek Osmanlı Devleti’ne dayatmalarda bulunmaya başlamıştır.

“Amerikan Yabancı Misyon Örgütü’nün (ABCFM**) ilk misyoner örgütü olarak 1810 yılında Boston’da kurulması ve örgütün 1818 yılında Osmanlı Devleti’ni programına alması ve 1820’lerden itibaren ilk misyonerlerini Anadolu’ya göndermesi, bunun yanı sıra Amerikan Protestan Kilisesinin kendilerine hedef kitle olarak Osmanlı Ermenilerini seçmesi ve bu yönde Anadolu’daki Ermeniler üzerinde faaliyet göstermesi Osmanlı Devleti’nde ve ABD’de Ermeni siyasi hareketinin filizlenmesine neden olmuştur. Bu kapsamda Türkiye’deki ‘Ermeni Sorunu’ temellerini, ABCFM adlı misyoner kuruluşu ile 1820’lerde ABD atmıştır.”

1838’de imzalan Balta Limanı Antlaşması ve 1839 Tanzimat Fermanı’nın ilânı, Osmanlı İmparatorluğu’nu âdeta İngiltere’nin kontrolüne sokmuştur. Reşit Paşa’nın İngiliz Büyükelçi Canning’in direktiflerine göre devleti yönetmeye başlaması, İngiliz mallarının kolayca Osmanlı topraklarına sokulup ticaretinin yapılması, devleti hem siyasi hem de ekonomik anlamda oldukça zayıflatmıştır. Bu zayıflama döneminin farkında olan İngiltere ve Rusya’nın Osmanlı İmparatorluğu’nun iç işlerine müdahalede bulunmaya başlaması, misyonerlik faaliyetleri ile şekillendirilen Osmanlı’da Ermeni sorununun ortaya çıkması için en uygun zemini oluşturmuştur.

Ermeniler Rusya’nın teşvikiyle 1860’lı yıllardan itibaren Osmanlı Devleti’ne karşı isyan hazırlıkları içine girmiştir. Ermeni asıllı Amerikalı yazar Somakyan “Armenia and The Great Powers” adlı eserinde Rusya’nın Ermenileri ve Kürtleri Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırttığını açıkça beyân eder. “Aslında reform maskesiyle Osmanlı bünyesindeki Ermenilerin saadeti için çalışıyor görüntüsü veren Rus politikasının öncelikli amacı Türkiye’nin Doğu Anadolu bölgesindeki Ermenileri devamlı olarak katliam tehdidi altında tutmaktı. Zîra bu durum Rusya için hayati derecede önem taşıyan bu bölgeye müdahale bağlamında kullanabileceği elverişli bir diplomatik bahane idi. Ermeniler ve Kürtler arasındaki huzursuzluğun farkında olan Rusya, onların arasında bu durumu körüklemek yönünde önemli çabalar harcayarak Osmanlı Devleti’ne karşı güvensizlik ortamı yarattı. Öyle görünüyor ki, Rusya’nın bu çabaları Ermeni ve Kürtlerin hükûmete karşı düşmanlıklarını artırarak büyük bir başarı kaydetmişti.”

1878’de imzalanan Ayestefanos Antlaşması’na göre Batum, Kars, Ardahan, Oltu, Eleşkirt ve Beyazıt Rusya’ya verilmiş. Anadolu’da Ermenilerin meskûn olduğu bölgeler Rusya’nın himayesine bırakılmıştır. Rusya; “Osmanlı Devleti bu bölgelerde (Ermenilerin olduğu yerler) ıslahat yapmadıkça Rusya bu bölgeden çekilmeyecektir.” Maddesini ekleterek ileride bu bölgeleri ilhak etmenin de yolunu açmıştır. 1878 yılında imzalan Berlin Antlaşması’nda Ermeni ve Kürt nüfus arasındaki gerilime dikkat çekilmesi de önemlidir. Ermeni meselesinin ortaya çıkışını ideolojik körlük yaşatmadan âdete bir ultrason cihazının kılcal damarları görüntülemesi gibi, tüm detaylarıyla ortaya koyuyor eserin ikinci bölümü.

Üçüncü ve ana bölümde ise Ermeni isyancıların Anadolu’daki 28 isyanı, suikast ve katliam eylemlerine yer verilmiş. İsyanlar tek tek ve detaylıca incelenmiş. Mahkeme kayıtları, resmî tutanaklar, mağdur tanıklar ve ifadeleri tarafgirlikten uzak belge ve arşivlerle bilim ölçütünde bir değerlendirme olarak okura sunulmuş. Kronolojik sıralama, vakaların yer ve sonuçları, bir sonraki isyanlara etkileri ile olay konu örüntüsü son derece başarılı. Her bir vaka merak duygunuzu, empati yetinizi ve muhakeme yeteneğinizi harekete geçiriyor. Ermeni isyanları sonucunda Türk halkına uygulanan katliamların vahametinin boyutuna duygularınızı katmadan tanıklık etmeniz imkânsız. Okurun duygusunun satırlara karıştığı yerde, yazarın duygusu yerine tarih biliminin sistematiğine son derece sadık kalmış olması, bu eseri şahsî kitaplığınızda müstesna bir yere konumlandırıyor. Yazarın bu çabasının karşılığını okurda bulması için en etkili bölümünü, eserin okunmasını teşvik etmek ve merak duygusunu ortadan kaldırmamak adına kısa bir bilgi olarak söylemek kâfi.

Emperyalist devletlerin desteği ve işbirliği ile Anadolu’da sistemli bir katliama girişen Ermeni isyancılara karşı Osmanlı Devleti; diğer vatandaşlarını korumak adına, 24 Nisan 1915’te, 14 il ve 10 mutasarrıflık bünyesine gönderdiği genelge ile göçün ilk işaretini vermiştir. Bu da bize isyan ve Türk halkına yönelik katliamların tüm Anadolu’ya yayıldığını göstermektedir. 27 Mayıs 1915’te de Zorunlu göç kararı alınmıştır. Bu sürecin, demografik, sosyolojik, siyasi tüm sonuçları yine tüm belgeleri ile açıkça ortaya konmuş.

Dördüncü bölümde, dilimize pelesenk olan soykırım ve katliam sözcüklerinin sözlük anlamı yanında, uluslararası ilişkiler ve hukuk açısından önemi de tüm yönleriyle ele alınmış. Ermeni tehcirinin neden sistematik bir katliam ve soykırım olamayacağı hukukun tanımları içerisinde ortaya konmuş. Bu suçlamalara karşılık hamaset yerine tarihin gerçekliğine başvurarak arşiv ve belgelerle cevap verilmiş.

Tüm bu belgeler eşliğinde Birinci Dünya Savaşı yılları ve sonrasında Anadolu ve Kafkasya’da bir Ermeni değil, ama bir Türk soykırımı yaşandığını göstermektedir. Suçluyu mazlum yerine koymakta oldukça mahir olan Ermeniler ve Ermeni lobicileri sayesinde bugün yirmiden fazla ülke, ABD’nin 43 eyaleti, Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, Dünya Kiliseler Konseyi, gibi birçok kuruluş, soykırım iddiasını taraflı ve yanlı olarak kâbul etmiştir.

Son bölümde ise Türkiye Ermenistan ilişkileri ve Ermeni lobisinin Türkiye’deki işbirlikçileri okur hafızasını tazelemek adına yakın tarihimizden örnek ve isimlerle ortaya konmuş. Ermenistan’ın bağımsızlık süreci, Hocalı Soykırımı ve Karabağ işgâli, Moskova Antlaşması’nın feshedilerek Türkiye Ermenistan sınırının tanınmaması gibi nedenlerle, Türkiye Ermenistan ile ilişkileri en alt kademeye indirmiştir.

Zorunlu göçten 10 yıl önce II. Abdülhamit suikastıyla Türk devlet adamlarını katletme yolundaki girişimlerini başlatan ve daha sonra Talat Paşa, Sait Halim Paşa, Bahattin Şakir, Cemal Azmi, Cemal ve Enver Paşa’yı katleden, Atatürk’e yönelik suikast girişiminde de bulunan Ermeniler, 1973 yılından sonra yurtdışında görev yapan Türk diplomat ve görevlilerine yönelik 110 terör saldırısı daha gerçekleştirmiştir. Bu Bu yazıya başlarken, birkaç gün önce, Suriye’de PKK bünyesinde bir Ermeni taburu kurulması ve fotoğraflarının dünyaya servis edilmesi, kitabın Ermeni terör örgütleri kısmını okuduğum âna denk gelen acı bir tesadüf oldu.

Çokça tartışılan Anadolu Kültür Vakfı ve başkanı Osman Kavala, Açık Toplum Vakfı gibi, Ermeni yalanlarına destek olan, Kürt-Ermeni-Rum-Alevi-Süryani ayrımcılığını destekleyen Repair Future gibi yerlerde yazan gazeteciler, organizasyon yapan kuruluşlar ve sahiplerinin büyük bir çoğunluğu Türk adı ve soyadı taşıyan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ne yazık ki.

Ermeni ve PKK işbirliğinin açık bir şekilde tanımlanması, belgelerinin ortaya konması, toplum hafızası için önemli bir uyarıcı. “Er‏meni ASALA ile PKK 8 Nisan 1980’de Lübnan’ın Sidon kentinde ortak bir basın toplantısı düzenleyerek Türkiye’ye karşı ortak eylem kararını aldıklarını açıklamıştır. Buna göre ASALA terör olaylarından çekilecek; bu görevi PKK üstlenecekti. Yani Türk milleti ve devletine karşı terör olaylarını Türkiye’de ve yurt dışında ASALA yerine PKK düzenleyecekti. Bu kapsamda 21-28 Nisan 1980 tarihini ‘Kızıl Hafta’ olarak ilan eden ve 24 Nisan Tarihini Ermenilerin katledilme günü olarak kâbul ettiğini açıklayan PKK, her yıl 24 Nisan’da anma toplantıları yapmaya başlamıştır.”

Ermenistan PKK ile işbirliğinin yanı sıra DTP ile de yakın temaslarda bulunmakta. Özellikle Ermenistan’ın Taşnak Partisi ile DTP ve onun uzantısı durumunda olan HDP yakın işbirliği içerisindedir. Açılım sürecinde de DTP-BDP-HDP harf kombinasyonu sokak ve ilçe tabelalarına Kürtçenin yanında Ermenice levhalar da yazmaya başlamıştı. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yoğunluk kazanan Ermenicilik faaliyetlerine, son dönemde Türkiye’ye turist kisvesiyle gelen Ermenilerin kışkırtıcı faaliyetleri de eklenmiştir. İnsan Hakları Derneği ve HDP’nin Ermeni Soykırımını tanımaları da neden ve niçinleriyle ortadadır.


24 Nisan gelince hatırladığımız, tepki gösterdiğimiz soykırım yalanlarını ne yazık ki hem toplum, hem devlet olarak büyük bir çoğunluğumuz 25 Nisan sabahı unutuyor. İyi ki unutmayanlar var. Bunlardan birisi de Ömer Lütfi Taşçıoğlu. Bu araştırma kitabını yazıp, Türk milletinin ferasetine sunmuş. Birinci Dünya Harbi ve sonrasında Ermenilerce katledilen ve yurtlarından edilen 1.189.132 kişinin anısına; Ermeni ASALA terör örgütünce şehit edilen 42 diplomat ve vatandaşımızın yasına, Ermeni ASALA-PKK işbirliği ile katledilen 40.000 ve katledilmeye devam eden insanlarımızın acısına istinaden, okumayı bilen her Türk vatandaşının okuması gerektiğine inandığım kaynak kitaplardan biri oldu.

Bilim değerlerine sadık kalarak Türk milletinin onurunu ve itibarını koruyan, Türklerin soykırıma maruz kaldığı hâlde soykırımla suçlanmasına razı gelmeyen vicdanınızın sesine teşekkürler.
Kaleminize, bilginize, emeğinize sağlık Ömer Lütfi Taşçıoğlu.

Nobel Yayınları

Basım Yılı: 2015

Sayfa:404

*Türkmençay Antlaşması:1826-1828 Rusya -İran arasında imzalanan antlaşmayla Revan Hanlığı, Nahcivan Hanlığı ve Talıs Hanlığı Rusya’ya verilmiş, sonrasında da burada Ermenistan kurulmuştur.

**ABCFM:American Board of Comisioners for Foreign Missions adlı misyonerlik örgütünün kısaltması.

 

Paylaş:
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları