Türk sinemasının Sultan’ı Türkan Şoray

Dünyanın başrolde en çok film çeken kadın oyuncusu, devlet sanatçısı, Türk sinemasının 'Sultan'ı Türkan Şoray... 


Dünyanın başrolde en çok film çeken kadın oyuncusu, devlet sanatçısı, Türk sinemasının ‘Sultan’ı Türkan Şoray… 

8 Haziran 1945’de İstanbul da doğdu. Maddi olanakların kısıtlı olduğu bir ailede dünyaya geldi. Babası Halit Şoray memur, annesi ev hanımıydı. Annesi Meliha Hanım, bir fabrikada iş buldu. İşe giderken annesi, onu dedesiyle anneannesinin evine bırakıyordu. 

Bir akşam, komşularıyla birlikte yandaki bir evin damına çıktılar. O damdan yazlık sinemanın perdesi görünüyordu. İlk kez film izliyordu. Beyazperdeden yansıyan ışığın büyüsüne dalmıştı.
Şoray, ne zaman annesinin evine gitse Emel Yıldız’a uğrayıp sohbet ediyorlardı. Onun özgürlüğüne imreniyordu. Bir gün, Emel Yıldız dedi ki; “Annenden ben izin alırım. Seni film setine götüreyim.‘” İzin alındı.
Emel Yıldız’ın elinden tutarak yürüdüğü yol, aslında Sultan’lığa çıkıyordu ama bundan ne Emel Yıldız ne de kendisi farkındaydı. 

Filmin adı, Köyde Bir Kız Sevdim… 

Sette yönetmen İnanoğlu Türkan Şoray’ı fark ediyor ve  Köyde Bir Kız Sevdim filminde ilk defa kamera karşısına çıkarıyor. Yıl 1960. Ve o günden sonra da Türkan Şoray efsanesi başlıyor. 

Türkan Şoray şaşkın şaşkın etrafına, settekiler de hayran hayran ona bakıyordu. 

Sanki ilk filmi değil gibiydi. Öylesine sakin, öylesine hâkim. Oyunculuğun ne olduğunu bilmediğinden dolayı canlandırdığı karakter için rol yapmadı. O karakteri yaşadı. Tıpkı oyunculuğu öğrendikten sonra da yaptığı gibi… 

Türker İnanoğlu, o günü şöyle anlatıyor; “Emel Yıldız, sete 15 – 16 yaşlarında çok güzel bir kızla birlikte geldi. Kara gözlüydü. Üzerinde yeşil bir manto vardı. Bir kenara oturdu, etrafına bakınarak. İnsanın yüreğinin içine dalan bakışları vardı. Müthiş güzeldi. O âna kadar sinemaya böyle bir güzel gelmemişti. 

Onun gözlerine bakıp da etkilenmeyen var mı? 

Gözleri ve bakışları, keşfedilmesini sağladığı gibi efsaneleşti. O gözler ve bakışlar oyuncuları, yönetmenleri, seyircileri en çok da kamerayı etkiledi.  

Bu arada rolünün kendisinden alınıp Türkan Şoray’a verilmesine Emel Yıldız nasıl bir tepki gösterdi? Aaaa… Kıskançlık mı diyorsunuz… Yapmayın… Tam tersi… Bakın ne diyor Emel Hanım… 

 “Türkan Şoray’ı sinemaya kazandırdım ya, benim rolüm gitmiş, ne önemi var? 

Oyunculuk kariyerinde önemli dönüm noktalarından birisi de Aşk Rüzgârı filmi  oldu. Halk galasında izleyiciler, filmin finaline yaklaşılırken Türkan Şoray’a olan beğenilerini koltuklara vura vura Göksel Arsoy’un canlandırdığı karaktere hitaben “Bu kara kızla evlen” diye bağırıyor.
İzleyiciler, Türkan Şoray’ın güzelliğinin yanı sıra filmin kahramanı ‘Nil’i etkileyici bir şekilde karakterize etmesinden ziyadesiyle etkilenmiş. 

O dönemde rol aldığı Otobüs Yolcuları ve Hatırla Sevgilim ile iyiden iyiye tanınmaya başlayan Türkan Şoray için artık sinemadan geri dönüş söz konusu bile olamazdı.

Türkan Şoray; sinemayı, sinema ise Türkan Şoray’ı çok sevdi. 

Yurt içi ve yurt dışındaki film festivallerinde, sinema organizasyonlarında ödül kazandı. Antalya Film Festivali’nin Öze Dönüş simgesi oldu. 

1963’te düzenlenmeye başlanan Antalya Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu dalında ilk Altın Portakal’ını kazandı. 

Sessiz Kuşak, Bebek Patlaması Kuşağı, ‘X’, ‘Y’ ve ‘Z’ kuşakları olmak üzere 5 neslin de sevgisini, saygısını ve hayranlığını kazandı. 

Ana filmi ile hayranlarının kendisini her rolde kabul ettiğini görmesi kariyerindeki diğer dönüm noktalarından biri oldu. Sinema artık Türkan Şoray için hayatı hissetmesi, hayatı tanıması, hayatın aynası ve eğiticisiydi. Gözü kara bir kişiliğe sahip olması, o kadar çok çalışması ve dönemin set koşulları kazaları kaçınılmaz kılıyordu. Yüzme bilmediği hâlde derin denize atladı. Attan düşerek bir ay boyunca sırt üstü yatmak zorunda kaldı. Ve Cemo’da ölümün kıyısından döndüğü ikinci attan düşme vakası…Son bir sahne kalmıştı. Fikret Hakan ile atın üzerinde yan yana dört nala gidiyorlardı. 20 gün boyunca bindiği o uysal at o anda bir yaratığa dönüşüp çılgınlar gibi kontrolsüz koşmaya başladı. At, öylesine hızlı koştu ki… Bir süre atın üzerinde durabilen Türkan Şoray, daha fazla dayanamayınca kayalıkların üzerine düştü. Öyle korkunç bir düşmeydi ki… Hastane, meslektaşları ve ağlayan hayranlarıyla dolup taştı. 

12 yıl içinde 137 filmde rol alan Türkan Şoray, ölümden döndüğü 1972’de kariyerinde yeni bir sıçrama yaşarken kadın yönetmenler için bir yol açıcı oldu. 

Erkek egemen sinemada kadın yönetmenlerin kendini kabul ettirmesinin çok zor olduğu yıllar…
Yılda 200 – 300 filmin çekildiği dönemlerde kadın yönetmenleri saymak için bir elin 5 parmağı ziyadesiyle yetiyor, hatta artıyordu bile.
Cahide Sonku, Nuran Şener, Feyturiye Esen ve Lale Oraloğlu dışında kadın yönetmen yoktu.
İşçi olarak Almanya’ya giden bir adam, köydeki eşi hakkında yapılan dedikoduların etkisi altında kalarak onu öldürmek için Türkiye’ye doğru yola çıkar. Yolda geçirdiği trafik kazası sırasında da ölür.
Türkan Şoray, gazetede okuduğu bu haber üzerine hikâyenin çarpıcı bir film hâline gelebileceğini düşündü.
Yapımcı İrfan Ünal, o sıralarda Türkan Şoray ile ısrarla film çekmek istiyordu.
Türkan Şoray; “İşte müthiş bir hikâye. Bunu çekelim.
Bunun üzerine İrfan Ünal’da, “Bu hikâyeyi çok seviyorsunuz. Konuya hâkimsiniz de. Sizde o yetenek de var. O hâlde yönetmenliğini siz yapın.” dedi. 

Bir yandan oyunculuk yapacak, diğer yandan oyuncuları ve set ekibini yönetecekti. Bunlar işin buzdağının üzerinde kalan kısmıydı. Altta kalan kısımda ise filmi planlanan sürede kısıtlı miktardaki film makarası ve bütçeyle tamamlamak, sonrasında ise izleyiciye kendini yönetmen olarak da kabul ettirmek vardı. Dedim ya o; gözü kara, cengâver bir kadındı. 

İzleyicinin yoğun ilgisiyle karşılaşan Dönüş, Moskova Film Festivali’ne davet edildi. Şoray, Moskova Film Festivali’nden Özel Ödül kazandı. Azerbaycan, İran ve Belçika Kadın Yönetmenler Film Festivali’nde de büyük ilgi görüp her gösteriminde ayakta alkışlandı. 

Yeşilçam Filmcilik, anlaşması olduğu Türkan Şoray için yeni bir film arayışı içindeydi. Türkan Şoray, “Cengiz Aytmatov’un ‘Kırmızı Eşarp’ romanını çok sevdim. Onu çekelim.” dedi. Bunun üzerine çekimler başladı. 

Selvi Boylum Al Yazmalım,  her kuşağı derinden etkiledi, etkilemeye de devam ediyor.
“Sevgi; iyilikti, sevgi; emekti.”
Selvi Boylum Al Yazmalım, Türkan Şoray’ın sinemaya olan sevgisinin, mesleğine duyduğu saygısının ve verdiği emeğin en yüksek dereceli ödüllerinden biri oldu. 

İzleyicisi için inanç, güven, sevgi, aşk, umut olan Türkan Şoray, sinema sektörü için mücadeleydi, eskiyle yeni arasında köprü, gelecek…
Geçinmekte zorlanan sinema oyuncularına el uzatmak amacıyla 1988’de kurulan Sinema Oyuncuları Derneği olan SODER’in ilk başkanı seçilmesiyle oyuncuların sosyal, yasal, ekonomik özlük haklarını ve mesleklerinin saygınlığını korumaya yönelik çalışmaları dernek çatısı altında daha verimli hâle getirdi.
Rol aldığı, bir sosyal sorumluluk projesi olarak çekilen Berdel, Avrupa’nın en iyi filmi seçildi. 

Halkın bu kadar sevgisine mazhar olunca siyasi partilerin ilgi alanına girmemesi mümkün olmazdı.
Her dönem, siyasi partilerin milletvekili olması için teklif götürdüğü Türkan Şoray, her defasında memlekete sanatçı olarak yarar sağlamaya devam edeceğini söyleyerek teklifleri geri çevirdi.
Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı ve Bolluca Çocuk Köyü’nün gönüllü annelerinden olan Türkan Şoray, Bakırköy Ruh ve Sinir hastalıkları Hastanesi Yardım ve Güzelleştirme Derneği’nin fahri başkanı seçildi ve 2010’da UNICEF’in İyi niyet Elçisi de oldu. 

Yıl 1973…
Bir gün Rumelihisarı yolu üzerinde yürüyen iki çocuk gördü. Otomobiline aldığı çocuklar, okullarının evlerine uzak olduğu için her gün çok yürüdüklerini söyledi. Türkan Şoray, bunun üzerine ilgili mercilerle iletişime geçerek Rumelihisarı’ndaki gecekondu mahallesine okul yaptırdı. Adı, okula verilen Türkan Şoray, okul yaptıran ilk ünlü oldu. 

Yüzlerce film, efsane hâline gelmek, insanların gönlünde taht kurmak, sinema tarihine geçmek… Peki Sultan ne diyor yaşadıklarına: 

 “Yaşamın anlamını sinemayla keşfettim. Hayatı sevdim, yaşamayı sevdim, Yani beslendiğim varoluş kaynağım sinema oldu. Sinemaya verdiğim yılların, emeğin karşılığını hayattayken gören şanslı sanatçılardan biriyim. Toplum beni bağrına bastı, sevdi sahiplendi. Dünyaya tekrar gelme şansım olsa yine sinema oyuncusu olmak isterim. Teşekkürler sinema… Teşekkürler. 

Bizlerden de siz Türk Sinemasının Sultan’ına sevgiler ve saygılar… 

 

Yazar

Özge Yıldız

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar