Türk tiyatrosunun ve seslendirme dünyasının duayen ismi Rüştü Asyalı

"Ben bir garip keloğlanım. Eşeğimin yok palanı. Varım yoğum doğruluktur. Hiç de sevmem ben yalanı..."


Anlatacaklarımı isterseniz video olarak da izleyebilirsiniz👆

Türk tiyatrosunun ve seslendirme dünyasının büyük ismi…

Çoğu insanın yalnızca Keloğlan olarak hafızalarda yer edinen, yıllarca bıkmadan büyük bir zevkle dinlediğimiz masallara hayat veren bir karakter Rüştü Asyalı…

Ankara’da doğan Rüştü Asyalı, lise yıllarında Halkevleri Genel Merkezi’nde açılan tiyatro kurslarına başladı. Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden mezun oldu. Devlet Tiyatroları sanatçısı olarak profesyonel anlamda tiyatro sahnelerine adım attı.

Asyalı, TRT Radyosu Çocuk Saati’nde canlandırdığı Keloğlan rolünün büyük başarısı üstüne film teklifi alıyor. Film o kadar büyük beğeni topluyor ki üç devam filmi daha çekiliyor. Hatta Asyalı’nın filmde söylediği şarkılardan oluşan plak ve kasetler piyasaya sürülüyor. 

Şimdi sokağa çıksanız Keloğlan eşittir Rüştü Asyalı diyecek bir yığın insan var. 

Keloğlan filmleri, Yeşilçam’ın dünyasında kendini ortaya koyan bir seri. Üstelik Yeşilçam’ın masalsı atmosferinde bir başka masal sunmaktadır bize. Filmin açılışındaki Rüştü Asyalı’nın kendi sesinden dinlediğimiz “Ben Bir Garip Keloğlan’ım” şarkısını neredeyse hepimiz biliriz. Gelin biraz da dinleyerek hatırlayalım. Sevgili yönetmenim bas tuşa da dinleyelim.

 

Ben bir garip keloğlanım
Eşeğimin yok palanı
Varım yoğum doğruluktur
Hiç de sevmem ben yalanı 

Bir kocakarı anam var
Birkaç tavuk bir de inek
Her gün konar kel kafama
Evsiz kalmış bir kaç sinek 

Olmam kimseye kul köle
Halkın kulağı diliyim
Namertlere avuç açmam
Sivri akıllı biriyim 

Keloğlanım budur özüm
Haram malda yoktur gözüm
Garip hakkını yiyene
Elbet vardır bir çift sözüm 

Gerçekten de bir garip Keloğlan’dır o. Malda, mülkte gözü yoktur. Zenginliğe önem vermez. Bunların karşısına doğruluk, dürüstlük, helal rızk, mazlumun yanında olmak gibi erdemleri koyar. Halkçıdır da aynı zamanda. Keloğlan filminin sonunda padişaha saraydan çıkmasını, biraz halkın arasına karışmasını tembihler. Yine “Keloğlan ile Şeytane Sultan” filminde halkı Şeytane Sultan’ın zulmünden kurtarıp, tahtı gerçek sahiplerine teslim ederken Şehzade Akıllı’ya kendini halktan ayırmamasını nasihat eder.  

Keloğlan adı üstünde kel, cılız bir oğlandır. Ancak her filmde bu çelimsiz oğlan sivri zekâsı ve sevecenliği ile ya gönlünün sultanının ya da ülkenin en güzel kızının gönlünü çelmeyi başarır her ne hikmetse. Burada dikkat kesileceğimiz ilk nokta, izleyicinin gözünden baktığımızda, bu kızların ilk başta Keloğlan’ın ulaşması neredeyse imkânsız olduğu kızlar olmasıdır. Bu buluşmanın imkânsız olmasını düşünmemizdeki temel faktör elbette hegemonik erkeklik mefhumudur. Keloğlan ile birlikte sultanın kızına beylerin, vezirlerin oğulları talip olmaktadır. Yani padişahın gücü ve zenginliğine yakın taliplilerdir bunlar. Beyaz perdede izlediğimiz Keloğlan bir anlamda hem masal dünyasında hem de Yeşilçam masalı içerisinde kendi toplumsal cinsiyet stratejisini üretmektedir. Şöyle ki masal kahramanımız prenses için savaşan yakışıklı, güçlü prens olmadığı için hegemonik erkeklik normlarını altüst eden bir çerçeve göze çarpmaktadır. Keloğlan’ın fiziksel ve maddi bir gücü yoktur. Üstelik bu talipler Keloğlan gibi çelimsiz ve yeleği yamalı da değildir. Masalın sonunda kazanan bir garip Keloğlan olur. Gelgelelim Keloğlan’nın rakipleri Yeşilçam masalının prensleri de değildir. İşte bu nokta Keloğlan’ın da izleyicinin de işini kolaylaştırmaktadır. İzleyicinin tarafı en baştan bellidir, hep Keloğlan’dan yanadır. 

Padişah rolü ile karşımıza çıkan rahmetli Hulusi Kentmen kendisine “Sen benden korkmuyor musun?” diye sorar. Keloğlan “Yooo, yakından bakınca hoş adamsın, sevdim vallahi” der. Sonra kızını alıp köyüne geri döner. Hatta kendisini baş vezir yapmak isteyen padişahın teklifini de kabul etmez. Bu nokta elbette Keloğlan’ın kendini sevmesine ve iktidarda gözü olmamasına bir örnektir.  

İşin sonunda bu garip Keloğlan, adamlarının sahip olduğu bir torbacık buğdayını ziyan eden beyden, keçisini çalıp bir güzel yiyen haramilerden intikamını alır ve halka kötülük eden yöneticilere dersini verir. Mazlumlara cesaret aşılar. Her masal kahramanı gibi marifetini sergiler, kendini kanıtlar. Fakat Keloğlan’ı Keloğlan yapan gariplik, yoksulluk ve sahip olduğu tüm erdemler yerli yerinde durur.  

Keloğlan serisinden sonra Yeşilçam’da Yaman Delikanlı filmiyle boy gösterdi. Başrol oynadığı son film oldu. 

Başlı başına bir ekol. Filmi izleme sebebi. Keloğlan dışında bir rolde görmek ve o rolde Keloğlan’dan sıyrılmış bambaşka bir oyuncu görmek memnun edici. Kıvır kıvır saçları, gür bıyıkları ve renkli gözleriyle kamerayla iyi dost olmuş. Verdiği fotoğraflar büyük oyun gücüne ölçülü bir destek sağlamış. Samimiyeti ekrandan taşıyor ve inandırıcılığı ile seyirciyi yakalıyor. Fiziğini ve beden dilini de her zaman olduğu gibi çok iyi kullanmış. 

1971-1975 yılları arasında “Keloğlan” adlı sinema filmi serisinde 4 film boyunca başrol olarak rol aldı. 

Tiyatro sahnelerinde, radyo mikrofonlarında ve beyaz perdede gösterdiği yüksek performansıyla Ankara’da Oyuncular Birliği adlı özel tiyatro topluluğunun kurucuları arasında yer aldı. 

Ayrıca “Atatürk Anlatıyor” adlı belgeselde Mustafa Kemal Atatürk’ü canlandırdı. 

Tiyatro haricinde ses sanatçılığı da yapan Rüştü Asyalı, Dil Derneği ve Konak Belediyesi’nin ortaklaşa oluşturduğu kitap ve CD olarak yayınlanan Şiirlerle Atatürk’ü Anlamak adlı şiir albümündeki şiirleri seslendirdi. 

2012 yılının mart ayında Başrejisörlük görevinden emekliye ayrıldı. Başkent İletişim Bilimleri Akademisi’nde diksiyon, spikerlik ve sunuculuk, seslendirme ve oyunculuk eğitimleri vermektedir. 

Büyük hayranlıkla küçüklüğümden bu yana büyük keyifle izlediğim, aklımda hep o sevecen, doğal hâliyle kalan Rüştü Asyalı’ya saygılarımızı sunuyor, sağlıklı bir yaşam diliyorum. 

Ve yazıyı çok sevdiğim Uyan güzel şarkısını dinleyerek bitiriyoruz. 

Uyan güzel aç gözünü 

Dinle âşıkın sözünü 

Vermişim  sana özümü 

Benim Aykız’ım sultanım 

Uyan uyan… şişş uyan yav 

Uyan uyan… 

Vuruldum sana düşümde 

Hem baharım hem kışımda 

Bir sevda şu kel başımda 

Benim Aykız’ım sultanım 

Hadi be uyan artık hadi 

Uyan 

Uyan uyan… 

Sen sultasın ben bir kelim 

Bağlı ayağımla elim 

Sevdim seni durmaz dilim 

Benim Aykız’ım sultanım 

Uyan uyan haydi uyan 

Uyan uyan uyan uyan… 

Uyanmıyo ya… 

 

 

 

Yazar

Özge Yıldız

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar