Türkî = Türkçe

Türk kelimesini iki ayrı anlama bölmek için Ruslar önce kendi dillerinde bir kelime türettiler.


Türkler konuşup yazdıkları dile Türkçe adını vermişlerdir. Türkçe yanında Türk tili / dili, Türkî, Türkî til, lisân-ı Türkî, zebân-ı Türkî terimlerini de kullanmışlardır. Lisan Arapçada, zeban Farsçada “dil” demektir.

+çe eki “gibi, benzer, kadar, göre” anlamlarını veren bir ektir. Askerce “asker gibi”, bunca “bu kadar”, bence “bana göre”. Türkçe de aslında “Türk gibi” demektir. +çe, zamanla kalıplaşarak dil ve lehçe adları yapan bir ek olmuştur: Türkçe “Türk dili”, Arapça “Arap dili”, Tatarca “Tatar lehçesi”.

+çe’nin Arapçadaki karşılığı ekidir. Türkî “Türkçe”, Arabî “Arapça”, Fârisî “Farsça”. Arapçadan alınan bu eki de Türkler tarih boyunca kullanmışlardır. Son bir örnek, Şemsettin Sami’nin 1900 tarihli ünlü sözlüğünün adında görülür: Kamûs-ı Türkî “Türkçe sözlük”.

Sovyetler Birliği döneminde Türk lehçelerinde Türki kelimesine farklı bir anlam verilmiştir. Başkurt Tiliniŋ Hüzligi (Sözlüğü)’nde bu anlam şöyle açıklanmıştır: Uzak Asya’dan Küçük Asya’ya, Doğu Avrupa’dan Orta Asya’ya dek olan yerlerde yaşayan, dilleri temelde ünlü uyumu ve eklemelilik özelliğine sahip bulunan topluluğa ait. Türki halklar, Türki diller terimleri de örnek olarak verilir.

Türk kelimesini iki ayrı anlama bölmek için Ruslar önce kendi dillerinde bir kelime türettiler: tyurkskiy. Daha önce Rusçada sadece Turetskiy sözü vardı ve bu söz bizdeki Türk sözü gibi hem dar (Osmanlı ve Türkiye Türkleri için), hem geniş (bütün Türkler için) anlamda kullanılıyordu. Geniş anlam için bu yeni kelime icat edilince turetskiy sözü de sadece Osmanlı ve Türkiye Türklerine hasredildi. Mesela ünlü Türkolog Melioranskiy, 1899 yılında yazdığı Köl Tigin anıtıyla ilgili eserinde “v turetskom yazıke” (Türk dilinde) ibaresini kullanıyor, Sovyet döneminin ünlü Türkoloğu Şerbak ise 1981 yılında ondan yaptığı alıntıda bu ibareyi “v tyurkskiḫ yazıkaḫ” (Türk dillerinde) olarak açıklıyor, yani Rusçada geniş anlam için artık turetskiy değil tyurkskiy kullanıldığını anlatmak istiyordu. Şerbak’ın eseri Yakup Karasoy, Naile Hacızade, Mevlüt Gülmez’ce Türkçeye çevrilmiş ve TDK tarafından yayımlanmıştır.

İşte Türki sözü de geniş anlamda kullanılan Rusça tyurkskiy karşılığında, Sovyetler döneminde Türk lehçelerinde icat edilmiş bir kelimedir. Hiç şüphesiz bu, toplum dil bilimiyle ilgili bir konudur ve Rusların dil politikasının bir sonucudur. Aslında Türkî, yukarıda da yazdığım gibi “Türkçe” demektir.

Rusçadaki yeni icat, uzun zaman sonra İngilizcede de karşılığını buldu: Turkic. Türkçe için İngilizcede de tek kelime vardı: Turkish. İngilizce yazan bilim adamları 1960’lardan sonra dar anlam için Turkish, geniş anlam için Turkic kelimelerini kullanmaya başladılar.

Türk dilinin en mükemmel etimolojik sözlüğünü yazan Sir Gerard Clauson Turkic kelimesini kabul etmedi ve 1972’de ünlü sözlüğünü An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish (13. Yüzyıl Öncesi Türkçesinin Etimolojik Sözlüğü) adıyla yayımladı.

Clauson Turkic sözünü sadece kullanmamakla kalmamış, ona karşı tutumunu da açıkça ortaya koymuş ve “neolojizm” dediği bu yeni kelime için “unsightly” (çirkin, nahoş), “grotesque” (garip, gülünç) sıfatlarını kullanmıştır.

Şimdi aziz okuyucular, ben de size “garip” bir olaydan söz edeceğim. Sir Gerard Clauson, ünlü etimolojik sözlüğünü yayımlamadan önce bazı çalışmalarını bir araya getirmiş ve 1962 yılında yayımlamıştı: Turkish and Mongolian Studies (Türkçe ve Moğolca Çalışmaları). Eserinin ön sözünü Kutadgu Bilig’den şu beyitle (367. beyit) başlatıyordu:

Kimiŋ yaşı altmış tüketse sakış

Tatığ bardı andın yayı boldı kış 

Bugünkü Türkçesi şöyle: Kimin yaşı altmışı doldurmuş ise (hayatın) tadı ondan gitmiş, yazı kış olmuştur. Yani Clauson, hiç kimse benim 60 yaşım için bir armağan çıkartmamışsa da ben 60 yaşımı işte bu kitapla kutlamış oluyorum, demek istiyordu. Fakat anlatmak istediğim olay bu değildir.

1962’de basılan Turkish and Mongolian Studies adlı eser (Türkçe çeviri: Fatma Kömürcü, TDK yayını), yayımlanışından 40, Clauson’un ölümünden 28 yıl sonra 2002 yılında RoutledgeCurzon tarafından Londra ve New York’ta yeniden basıldı yani ikinci baskı yapıldı. Bu yeni baskıda eserin adı ne oldu biliyor musunuz? Studies in Turkic and Mongolic Linguistics. Yani bu büyük bilginin kitabının adını değiştirdiler ve kitabın adında onun “çirkin ve gülünç” dediği bir kelimeyi kulandılar. Ben de Kutadgu Bilig diliyle aynı vezinde şöyle diyorum:

Ne bolgay ölümdin kidin, kim bilür

Yaman Tat kelip Türkni Türkik kılur.  

Eh bunu da Türkoloji öğrencileri bugünkü Türkçeye aktarsınlar!

Yazar

Ahmet Bican Ercilasun

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.