Yeni Püritanizm cehennemi

Yeni püritanizm, bağnazlığı ve saldırganlığıyla tam da postmodernizm karmaşasının yeni Taliban’ı, IŞİD’i veya El Kaide’si gibi herkesi tehdit ediyor. Onun bütün amacı, ahlâkın yeni sömürücüsü ve asalağı olarak bütün düşünme melekelerimizi yok etmek.


Hemen aklınıza protestan bağnazlığı gelmesin. O konuya girip de Webergil tahlillere dalacak değilim ve itiraf edeyim, henüz “Kapitalizmin Ruhu ve Protestan Ahlâkı”nı okumadım.

Bahsettiğim, bambaşka bir şey. Bu, ideolojik bağlamda “püritanizm” diye adlandırılabilecek bir “arınmacılık” saplantısı. Belki de bu yeni tutumu tam Türkçe hâliyle “arınmacılık” olarak adlandırmalıydık ama bu tutumun bir de bağnazlık boyutu var ki işte o yüzden onu yeni bir tür püritanizm diye adlandırıyorum.

Bu çarpık ve sapkın “mantığı” fikir hayatımıza liberaller soktu. Bu tavrın en popüler hâli politik doğruculuk olarak karşımıza çıkıyor. (Ellerin liberalleri milletlerinin menfaatlerini kıskançça korurken bizimkilerin vatansızlığı numuneliktir, o da ayrı mevzu…)

Peki ama bu yeni püritanizm de neyin nesi?

Yeni püritanizm, her türlü ayırıcı vasıftan, kimlikten uzaklaşmayı ve arınmayı hedefleyen yeni çağın yeni bağnazlık türü.

Aklın her türlü takıntıdan veya saplantıdan uzak kalması için tam bir bağlantısızlığı hedefliyor.

Yeni püritanizme göre bütün insanlar için geçerli ahlâk ölçüleri, yönetim ilkeleri ve ideolojiler mevcut.

Yeni püritanlara göre mesela ulus-devlet çoktan tarihe karıştı. Artık insanları her türlü kimlikten arınmış bir hâlde koruyup kollayan devletler çağına girmiş bulunuyoruz.

Yeni püritanlara göre savaşlar insanlık suçu ve savaşan herkes insanlık düşmanı.

Yeni püritanlara göre “egemenlik” eskimiş, yıpranmış ve insanlık dışı kalmış bir kavram. Dolayısıyla herkesin, istediği yere gitmesini engelleyen, ayırıcı egemenlik sınırları da onlara göre anlamsız.

Yeni püritanlara göre bizi birbirimizden ayıran cinsiyetlerimiz dahi aslında arkaik, feodal, kaka şeyler.

Yeni püritanlara göre insan öyle bir varlık ki onun “insan” olmak dışında hiçbir özelliği veya ayırıcı vasfı yok. O, yalnızca insan olduğu için her yerde, her zaman her şeyi hak eden bir varlık.

Yeni püritanizme göre seçimlerimiz dışında bizi hiçbir şey ayırmamalı.

Yeni püritanizm, doğal cinsiyetimizi bile “atanmış cinsiyet” diye niteleyen mantığın kendisi.

Yeni püritanizmin “özü”, mantık denen doğru düşünme, dahası “var olabilmek” çabasının bütün kurallarını reddederek var olunabileceğini savunmaktan ibaret. Bunu nasıl iddia edebiliyoruz?

Yeni püritanizm, “Varlık, vardır.” “A , Adır.” gibi iki aksiyomla başlayan düşünme ve dolayısıyla var olma süreçlerinde bir sonraki aşama olan “A, B değildir..” önermesini reddederek “Her şeyin her şey olabileceğini, bunu engelleyen her şeyin de ayrımcılık olduğunu” düşünmeye varıyor.

Hâl böyle olunca da meselâ cinsiyet salt keyfî bir seçim oluverirken meselâ ulusal kimlik de “seçim dışı” ve dolayısıyla da etik dışı bir şey hâline getiriliveriyor.

Yeni püritanizm, eski püritanizmin din-ahlâk özdeşleştirmesinin getirdiği yobazlığı ve bağnazlığı keyfî seçimlerimizin ve kimliksizliğin egemenliğine taşıyor.

O, “seçimlerimiz” dışında hiçbir ayırıcı kategoriye izin vermiyor. Seçimlerimiz dışındaki bütün kategorilerden “arınmamız” gerektiğini savunuyor. Ve meselâ her kavramı saf ve sınırsız kabul etmemiz gerektiğini düşünüyor. Buna en belirgin örnek olarak “barış” kavramına yaklaşımı verilebilir. Yeni püritanlara göre barış öyle mutlak bir etik çatışmasızlık hâli ki onun ihlali, herkes için bir suç. Türkçesi şu: “Kimin kime saldırdığının, niçin saldırdığının ve kimin kimi, neyi savunduğunun bir önemi yok. Savaş varsa herkes suçludur!”

Bu size komik gelebilir ama örneğin Kurtuluş Savaşı’mızın başladığı gün sayılan 19 Mayıs’ı “Pontus Soykırımı” diye niteleyen hainlerin ve akıl hastalarının sözde mantığı, tam da işte yeni püritanizmin sapkın aklından besleniyor.

Ya da Konuralp Hoca’nın uğraş sahalarından Atatürk devrimleri/inkılâpları da memleketimizde Türk karşıtı herkesin ağzına tam da bu sapkın akıl yürütme ile sakız edildi.

“Türkiye’de sadece Türkler yaşamıyor!” sözde keşfi de aynı mastitisli memeden emziriliyor. Yeni püritanizm Türk’ü yeterince birleştirici ve etik bulmadığından, onun “ötekileştiriciliğinden” kurtulmak için “Türkiyelilik” diye bir icat yumurtladı. (Ama bir karar verelim artık değil mi? Deve mi kuş mu?) Ne yazık (!) ki bütün Farsça türetmesine rağmen kelimenin “Türk” kökü, sökülemez bir biçimde orada duruyordu.

Yeni püritanizm “ötekileştirmelere” varan bütün ayrımlardan nefret ederken ve bunlardan “arınmaya” çalışırken bir yandan da Türkiye’yi alabildiğine “etnik” parçaya bölmeye uğraşıyor.

Yeni püritanizm, bütün “ayrımlara” düşman olduğundan, mazlum-zalim, maktul-katil, saldırgan-savunmacı gibi ayrımlardan da doğası gereği nefret ediyor. Sözde mantığı gereği, “biri varken diğeri var olamayan” nesneleri, kişileri ve durumları bir türlü idrak edemiyor.

Dolayısıyla dünyanın bütün terör ve çatışma bölgelerinde görülen etnik egemenlik durumu ile ancak ulusal egemenlikle yaşatılabilecek olan modern hukuk devletinin bir araya getirilemeyeceğini de idrak edemiyor.

Bütün şartları, kısıtları, sınırları ve bunları meydana getiren bağlamlarla anlamları kökten reddederek salt sözlük anlamlarını kullanarak kelimelerle bir dünya inşa edilebileceğini sanıyor. İşin kötüsü şu ki bunu da ahlâkı sömürerek yapıyor. Muaviye’nin yaptığı gibi Kur’an sayfalarına benzer ahlâk sayfalarını kalkan ederek bütün felsefi tartışmalardan ve eleştirilerden kurtulabileceğini sanıyor. Bir adım öteye giderek kendi mantıksızlığını ortaya koyan herkese tam da İspanya İç Savaşı ve Soğuk Savaş Sovyet Rus propaganda aygıtının terimleriyle saldırıyor.

Ona göre kim Türk olmaktan sevinir ve gurur duyarsa, hemencecik “faşist”, “ırkçı” vs oluyor. Ya da dünyanın diğer bütün ulusları ülkelerine kimin gelip kimin gideceğine kendi başlarına karar verebilirken bunu yapmak isteyen Türkler derhâl faşist veya ırkçı diye bu yeni püritanlarca mahkûm ediliveriyor.

Yeni püritanizm, bağnazlığı ve saldırganlığıyla tam da postmodernizm karmaşasının yeni Taliban’ı, IŞİD’i veya El Kaide’si gibi herkesi tehdit ediyor.

Onun bütün amacı, ahlâkın yeni sömürücüsü ve asalağı olarak bütün düşünme melekelerimizi yok etmek.

Yeni püritanizm tam da Kurtuluş Savaşı’nı ve Türkiye Cumhuriyetini içine sindirememiş dincilerin yeni seküler varisi. O belki ata ruhları gibi Türk düşmanlığını Arap örfüne, kitaplara dayandırmıyor ama kalıtımındaki Türk nefretini kendi tarzıyla sergiliyor.

Sözlük anlamlarının ancak belli bir bağlamda meydana getirilebildiğini, dolayısıyla hayatımızın ancak belli sebep sonuç ilişkileriyle düzenlenmesi gerektiğini anlayamayan yeni püritanların mutlak arınmacılığına ve bağnazlığına Atatürk’ün bir sözüyle cevap verelim:

“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En hakiki tarikat medeniyet tarikatidir.”

 

Yazar

Afşar Çelik

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar