‘Yeni Ufuk’ların Çoban Ateşi!

Biliyorum ki Türk vatanında daha yüz binlerce Hasanlarımız, Alplerimiz, Erenlerimiz, Şeydalarımız, Ayşelerimiz, zarif Marallarımız, Güllülerimiz, Okur ve yazar kızlarımız, onurlu, doğunun kanını taşıyan gençlerimiz var.


Paylaşın:

Beşinci Denizli Seferi

Geçtiğimiz hafta sonu (23-25 Şubat 2024) Denizli’deydik. Yeni Ufuk Dergisi’nin 10’uncu yıl kutlamaları için davetliydik. Kutlamalarda Türkçülüğün Esasları’nın 100’üncü yılı teması da vardı. Geçtiğimiz aylarda Töre Devlet Yayıncılık yeniden hayata geçirilmiş ve Türkçülüğün Esasları prestij baskı olarak çıkarılmıştı. Hem bugünkü harflerle hem eski Türkçe ile 1923 adet ve seri numaralı olarak basıldı. 

Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, Prof. Dr. İskender Öksüz, Yağmur Tunalı, Ahmet Zeki Bulunç, Prof. Dr. Konuralp Ercilasun, Hamdi Ünal ve ben gittik. Ankara’dan, İstanbul’dan, İzmir’den hocalar ile Türk Dünyası’nın çeşitli beldelerinden fikir ve mücâdele adamları vardı.

Cuma günü akşama doğru Denizli’ye vardık. Doğrudan Dergi binasına vardık. Dergi dediysem yanlış anlaşılmasın. Aslında Büyük Atatürk’ün işaret ettiği çoban (Yörük) ateşlerinden birisinin yandığı ocaklardan. Hem de her geçen gün harlanan bir ocak. Ateşin sıcaklığı tâ uzakları ısıtıyor. Alevin sarı kızıl renkleri ve ocakta Türk Milleti için “pişen yüreklerin” çarpıntısı oralardan duyuluyor. Öyle olmasa o uzaklardan beş yüze yakın genç ateşe koşarlar mıydı? Ki onlar ateşi harlandırmaya gelmişlerdi.

Cumartesi günü, Pamukkale Üniversitesi salonunda, iki oturumluk Türk Dünyası paneli yapıldı. Salon tıka basa doluydu. 

İlk oturumu zarif, bilgi dolu, duygu yüklü sakin üslubuyla Ahmet B. Ercilasun Hoca yönetti. Zafer Karatay Kırım’ı, Ahmet Zeki Bulunç Kıbrıs’ı, Işık Sadıkahmet Batı Trakya’yı, Hamit Göktürk Doğu Türkistan’ı anlattı. 

Prof. Dr. İsmail Türkoğlu’nun yönettiği ikinci oturumda Akil Semedbeyli Azerbaycan Türklüğünün geçmişini ve geleceğini konuştu. Mehmet Tütüncü Irak Türklerini, Rahim Cavadbeyli Güney Azerbaycan’ı (İran Türkleri), Tarık Sülo Cevizci Suriye Türklerini anlattı.

İkinci gün Türk Gençliği paneli yapıldı. Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın yönettiği panelde İskender Hoca, Prof. Dr. Sönmez Kutlu, Prof. Dr. Vahit Türk, Prof. Dr. Nadim Macit ve Prof. Dr. Konuralp Ercilasun konuştular. 

Tarihe not düşen bu konuşmalar inşallah kaydedilmiştir. Sonra, tam yirmi üç yazar kitaplarını imzaladı. Yağmur Tunalı ve Metin Turhan Ankara’dan, Hayati Özkaya Adana’dan, Ülkü Demiray Niğde’den, Kemal Beyatlı İstanbul’dan gelmişti. Denizli’nin Hasan Ağabeyi (Kallimci) ve Sedat Serdaroğlu da oradaydı. 

Ateşe odun atma 

Akşam, yüreklerin piştiği ocağa odun atma zamanıydı. İstanbul’dan, Ankara’dan, İzmir’den, Konya’dan… Türkiye’nin dört bir yanından gelen gençler, Atatürk’ün dediği gibi kıvılcım olarak geldiler, ateş olarak döneceklerdi. Ocak’tan ruhlarını beslediler.

Önce konuşmalar yapıldı. İlk olarak Yeni Ufuk Genel Yayın Yönetmeni Berkan Sözer ve Mütevelli Heyet Başkanı Uğur Baş konuştular. Derginin ve Mefkûre Mektebi’nin kavaklıktaki sohbetlerle başlayan hikâyesini anlattılar. İki Bayram ağabeyleri (Kiriş ve Eskin), sevgili Nuri Serbes ile Mahmut ve Ayşe Yaraş’la başlayan kartopunun nasıl büyük bir çığa döndüğünü anlattılar. Ufukları 360 derece ve Türk Dünyasına bakıyor.

Türk Dünyasının Denizli’deki Ocak’la ilk tanışıklığım 2014 yılındaydı. Yeni Ufuk Dergisi’nin birinci yılında Sadi Ağabey’le (Somuncuoğlu) gitmiştik. Mütevâzı bir düğün salonu, 30-40 genç ve bir o kadar da dinlemek için gelmiş orta yaşın üstünde büyükleri vardı…

Sabah kahvaltısında da sohbete gelmişlerdi. Sadi Bey’le ayrı oturdular. Daha sonraları, “Ondan duyduğumuz bir söz hayatımızı değiştirdi. Biz bu yola o söz üzerine girdik.” dediler. (Bunu, katıldığım her toplantıda duydum. Anlayacağınız üzere vefa her zaman hâkim duygu.) Bu söz Milliyetçilik yarı zamanlı olmaz ve mutlaka eğitim idi. Bu sözler kıvılcımı körüklemiş ve ateşi yakmıştı.

(Mefkûre Mektebi’nden Alperen Yüksel, Sadi Bey’in ardından yazdığı ağıtta,Harladığı ocakta binlerce yürek pişti / Bu yürekler milletin imdadına yetişti.” diyordu (Yeni Ufuk Dergisi, Mayıs 2022, s 21)

İskender Hoca da lise yıllarından bu yana ateşe odun taşıyanlardandı. O latif üslubuyla salonu güldüren bilgeydi. Gençlere siz yoksanız biz, biz yoksak siz yoksunuz diyerek milletin devamlılığına vurgu yaptı. Gençlere siz çok önemlisiniz diyordu.

On yılda binlerce genç…

Berkan, benden de bir konuşma yapmamı istedi. Ne konuşsam diye düşünürken imdadıma bize refakat eden Hasan (Okyay) yetişti. Kahvaltıda sohbet ederken söyledikleri anahtar cümlelerdi. Hem de 10’uncu yıl kutlanıyordu ya. Atatürk’ün 10’uncu Yıl Nutku kılavuzum oldu. O da yüreği Türk diye atan bir bilgeydi çünkü. Hem de tarihin en büyüklerinden birisi. 

Salon, ülküsünün ardından koşar adım gidenlerle doluydu. En yaşlımız Ahmet Bican Hoca’dan ve üniversite birinci sınıf öğrencilerine kadar her yaştan inanmış insanlar vardı. Genci yaşlısı, kadını erkeği ve yaptığı sözlük çalışmasından ötürü armağan alan ilkokul öğrencisi Işınsu oradaydı.

Salon, tam da Atatürk’ün, “On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan” dediği gibiydi. “Az zamanda çok ve büyük işler” yapmışlardı. Temelin harcı Türk’e ve Türklüğe aşkla karıldı.

Ancak yaptıkları kâfi değildi. Daha yapacaklarımız vardı. Çünkü büyük Atatürk’ün talimatı böyle. “Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz” diyordu.

Türkiye Türk Dünyasının denize ve batıya açılan kapısı. Bu kapının her zaman açık ve güven içinde olması gerekiyor. Salondakiler ve salonda ol(a)mayan gençlerimiz de Türk Milleti’nin aydınlık yüzü. Onların da mutlu, huzurlu, bilgiyle dolu ve geleceğe güvenle gitmesi şart. Çünkü bu kapı onlara emanet edilecek.

Burada da Gazi Paşa’nın, “Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.sözleri akla geliveriyor.

“Birinci vazife”

O zaman bizim ve gençlerin görevi, düşünce farklılarının ayrılıklara dönüşmesine izin vermeden, tam zamanlı Türk Milleti için çalışmak gerekiyor. Tıpkı üniversiteyi bitirmiş Hasan’a, emekli polis olan babanın mesleğini düşünüyor musun? dediğimde aldığım cevap gibi… Hasan soruma “Hayır. Düşünmüyorum. Çünkü işimize mâni olur.” cevabını vermişti. Hasan’ın sihri ikinci sorunun cevabındaydı. “Ailenin işi mi aksayacak?” sorusuna, “Hayır, Dergi’nin işleri” dedi. Sadi Bey’in “Tam zamanlı milliyetçilik” sözleri on yıl sonra Hasan’da hayat bulmuştu. Salon Hasanlarla doluydu.

Biliyorum ki Türk vatanında daha yüz binlerce Hasanlarımız, Alplerimiz, Erenlerimiz, Şeydalarımız, Ayşelerimiz, zarif Marallarımız, Güllülerimiz, Okur ve yazar kızlarımız, onurlu, doğunun kanını taşıyan gençlerimiz var.

Onlar, “kudret(lerini) damarlarındaki asil kanda(n)alıyorlar.

Bir kıvılcımı büyük bir çoban ateşine çeviren nefesi üfleyen Sadi Ağabeyimin aziz ruhu şad olsun. 28 Şubat 2022’de ilahi çağrıya uymuştu. Tanrı Dağı’nda dostlarına kavuşmuş ve onlarla Türk Milleti için sohbet ediyordur.

Yazar

Hakan Paksoy

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar