Yeşilçam’ın küçük dev kadını Adile Naşit

 “Sevenlerim beni hep gülerek ve neşeyle hatırlasın...” 


Milyonların kalbine yerleşen küçük dev kadın Adile Naşit… 

Sahneye hakimiyetiyle, duruşuyla bir efsane… 

Yıllara meydan okuyan filmlerini izlediğimizde, çok sevdiğimiz bir yakınımızın hatırası gibi gelir. Öyle yerleşmiştir zihnimize. Kuzucuklarının “Masalcı Teyze’si, Fazilet Abla’sı, Hafize Ana’sı, öğretmenidir. Hafızalara kazınmış kahkahası hâlâ kulaklarımızda çınlar. 

Uykudan Önce, kuzucuklarına seslenmedi mi Adile Teyze? Malûm, bir kuşak televizyonların başına kilitlenip, Adile Teyze’nin onlara seslenip, ekrandan onlarla konuşmasını pür dikkat beklemedi mi? 

Adile Naşit, Türk sineması ve tiyatrosunun en büyük çınarlarındandır.  Sayısız filmde rol alan, sanat hayatı boyunca Adile Anne, Adoş, Hafize Teyze ve Masalcı Teyze olarak anılmıştır.   

14 yaşında oyunculuk yapmaya başlayan Adile Naşit, abisiyle tiyatroya gönül verir. Çok yetenekli olan Adile, İstanbul Şehir Tiyatrosu’na girmeyi başarır. Cumhuriyetin 10. Yıl kutlamalarında ilk kez abisi ile aynı sahneyi paylaşır. 

Halide Pişkin’in tiyatrosunda ‘Her Şeyden Biraz’ adlı oyunda yer alır ve grupla turneye çıkar. Bu oyunla hem profesyonelleşmiş hem de tanınmaya başlamıştır. 

1947’de “Yara” filmiyle adım attığı sinema kariyerine 1950’de Ömer Lütfü Akad’ın yönettiği, Halide Pişkin, “Şoför Nebahat” olarak tanınan Sezer Sezin, Renan Fosforoğlu, Hulusi Kentmen gibi önemli isimlerle oynadığı “Lüküs Hayat” filmiyle devam eder. 

Tiyatro ve sinema kariyerinde, 1963’ten 1975’e kadar Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü Tiyatrosu’nda çalışan sanatçı 1970’li yıllarda devleşir. Hisseli Harikalar Kumpanyası, Neşe-i Muhabbet, Şen Sazın Bülbülleri gibi klasikleşmiş müzikallerde unutulmaz rollere imza atar. 

Sinemada ismini gerçek anlamda duyurması, filmlerde yoğun olarak rol aldığı 1970’li yıllarda Münir Özkul, Tarık Akan, Kemal Sunal, Kartal Tibet, Ertem Eğilmez gibi isimlerle çalışmaya başladıktan sonra olur. 

1974 ve 1975’te “Salak Milyoner, Mavi Boncuk, Ah Nerede, Şaşkın Damat, Delisin, Bizim Aile filmlerindeki rollerinin yanı sıra, özellikle, Rıfat Ilgaz’ın ölümsüz eseri “Hababam Sınıfı”ndaki “Hafize Ana” ile artık hafızalardaki yerini alır. 

Başrolde oynamadığı, hatta filmin afişinde isminin dahi yer almadığı, “İşte Hayat” filmindeki rolüyle “Antalya Altın Portakal Film Festivali”nde “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü alır. 1978’de Uluslararası Sanat Gösterileri’nin tiyatro ve müzikâllerinde rol alır. 

Ertem Eğilmez ve Kartal Tibet’in çektiği aile filmlerinde oynamaya devam eder Adile Naşit. Özellikle isimlerinin özdeşleştiği Münir Özkul ile oynadığı filmlerdeki anne rolleriyle yüreklere taht kurar. Canlandırdığı anne karakterleri nedeniyle 1985’te Yılın Annesi seçilir.  

Herkesin annesi, büyük bir trajediyle karşı karşıya kalınca kuzucuklarına sığınır. Adile Naşit’in tek çocuğu Ahmet’in doğuştan kalbinin delik olduğu anlaşılmıştır. Kalp ameliyatına girer, öncesinde başarılı bir ameliyat geçirdiği düşünülse de, sonrasında fenalaşarak komaya girer ve hayatını kaybeder.  

Adile Naşit, Ahmet’in ölüm haberini, o sıralarda Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü Tiyatrosu’yla gittiği İzmir’de turnede almıştır. Üstelik oğlunu kaybettiği gün doğum günüdür. Haberi aldıktan sonra usta sanatçı sahneye çıkar ve yine seyircileri güldürmeye devam eder. Bu bir annenin yaşayabileceği ve kelimelerle anlatılamayacak bir durumdur. Adile Naşit bu acıyı, evinin başköşesine astığı Ahmet’in fotoğrafıyla her gün yeniden yaşar. 

O kendini tiyatroya, sinemaya ve çocuklara adadı. Seslendiği çocukların isimlerini sayarak başladığı “Uykudan Önce”nin 1981’deki ilk bölümüne kaybettiği oğlu Ahmet’in ismini anarak başladı. Sayısız filmde anneyi oynadı. Acısını tarif etmeye kelimeler kifayetsizdi ama şöyle demişti: 

Biz ana, baba, çocuk değildik. Üç tane dosttuk. Güzel bir arkadaştık. Ölümüne hazırlamıştık biraz kendimizi. Açık kalp ameliyatıydı geçirdiği. Ve yaşayamadı. Ondan sonraki beş sene benim için inanılmaz acılarla dolu. Elbette Ziya Bey için de. 

İşte sonra kuş, köpek, bebek böyle oyuncaklara tutkun olduk. Balıklar yaşadı, köpek kör oldu, çiçekler büyüdü böyle gidiyor yaşamın geri kalan kısmı. 

Sahne korkunç bir oyalanma oldu benim için. Ama, korkularım, ürkekliklerim gün geçtikçe daha da bir arttı. Özlemler değişti. Yaşamdaki amaçlar bir başka türlü oldu galiba. Yine de sevinecek, mutlu olacak şeyler bulabiliyor insan her türlü acıya rağmen.” 

Kaybettiği oğlu Ahmet’inin acısını, hasretini “kuzucuklarım” dediği ülkenin tüm çocuklarıyla kurduğu sıcacık muhabbetle dindirmeye çalışıp, onlara sığındı. 1979’da kurulan, Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı’nın kurucuları arasında yer aldı. 

1981’de TRT’de, her gece açılışını çocuklara isimlerini sayarak yaptığı ve masallar anlattığı, unutulmaz Uykudan Önce ile artık herkesin Adile Teyze’si oldu. 1983’de “Adile Teyze” isimli bir filmde de rol aldı. Bir nesil onun masallarıyla büyüdü. 

Çocuklardan sayısız mektup alır, hepsini tek tek okurdu. Bir gün bir çocuk adı hiç okunmadığı için gizlice bir mektup yollar. Annesinin onu sürekli dövdüğünü, babasının olmadığını yazar. “Sen benim adımı söylersen, tek mutluluğum bu olacak” der. Adile Naşit iki hafta boyunca onun adını okur. Çocuğa onu ne kadar çok sevdiğini anlatan bir teselli mektubu, annesine ise bir nasihat mektubu yazıp gönderir. 

“Hababam Sınıfı”nın elinde okul zili koridorlarda koşturan Hafize Ana’sı, “Gülen Gözler”in Nezaket’i, “Neşeli Günler”in inatçı turşucu annesi Saadet’i, “Süt Kardeşler”in Melek’i, “Aile Şerefi”nin Emine’si, “Tosun Paşa”nın Tellioğlu Adile’si, “Bizim Aile”nin Melek’i, “İşte Hayat”ın Makbule’si, “Kibar Feyzo”nun Sakine’si, “Gırgıriye”nin Zekiye’si ve Uykudan Önce’nin masalcı teyzesini daha çok şen kahkahasıyla hatırlasak da yaşadığı tüm bu acılar nedeniyle aslında gülmekten çok ağlamıştır Adile Naşit. 

Hâlâ filmleri izlenmeye devam ediyor ve unutulmaz replikleri günümüzde yer ediyor. Replikleri mi? 

Turşu limonla olmaz, sirkeyle olur… Sirkeeee!” (Neşeli Günler) 

“Gittiiiiiiiiii gitti gitti gitti” (Şabanoğlu Şaban) 

Bırak o karıyı oğul. O parayla öküz alırız. Öküz!” (Kibar Feyzo) 

Kuzucuklarım hadi uyuyun… Uyuyun da büyüyün.” (Uykudan Önce’nin kapanış sözleri…) 

O zamanların sanat ve sanatçı dayanışmasının örneğini olan Adile Naşit’in 1985’te verdiği bir röportajda dile getirdiği bir anısından bahsedelim: 

Bizim Aile filminin çekimlerinde idik. Halit Akçatepe ile Münir Özkul, aralarında konuşup gülüşüyorlardı. Tarık Akan’da, oturmuş bir köşeye dalıp dalıp gidiyordu, yanına gittim, çok samimi değildik, çorba içme saatiydi, çorba içtik ve ‘Hayırdır‘ dedim, zor da olsa anlatmaya başladı: 

Mühendislik fakültesindeyken, okula yakın bir yerde bir matbaacı arkadaşım vardı. Cebinden kitaplar basar, insanlar okusun diye uğraşırdı. Bugün gelirken ona rastladım, İşleri bozulmuş, kapatmak zorunda kalacakmış dükkânı’ dedi. 

Çekimler iyi gidiyordu, Münir’in yanına gittim, durumu anlattım, Yevmiye usulü çalışıyorduk, ne yapacağımızı da çok bilmediğimiz için bekledik. Belki elimizden bir şey gelirdi. Münir bunu epey dert edindi. 

Hani o can alıcı sahne var ya; Münir’in o güzel tiradı. Saim Bey’in kapısından içeri girer, ‘sen değil, ben büyüğüm ben’ diye noktalar. İşte o sahnede, herkesin eli ayağı buz kesti. Yarım saat bir sessizlik oldu… Gün bitti, yevmiyeler dağıtıldı. O gün ne olduysa, hepimiz 3’er yevmiye aldık. Münir 10 yevmiye almıştı. 

Herkes aldıklarını bir araya getirdi topladık ve Tarık Akan’a uzattık. Kabul etmedi. Zorla kabul ettirdik, beraber gidip matbaadaki işler düzelene kadar, her gün biraz daha destek olduk. Bugün, Tarık’ın vesilesi ile o matbaa hâlen çalışıyor ve geçtiğimiz gün, 20 bin adet kitap basıp, tüm ülkedeki okul kütüphanelerine yolladı.” 

Söz konusu kitabın adı, Büyük Atatürk’ün tarihe düştüğü kayıt “Nutuk”dur.  

Son filmi “Annem / Bırakmam Seni”nin son repliği birebir gerçek oldu: 

 “Sevenlerim beni hep gülerek ve neşeyle hatırlasın…” 

Öyle de hatırlandı, hatırlanmaya da devam ediyor. Kocaman yüreğini hele ki şen kahkahasını unutmak ne mümkün! 

Adile anneyi saygı, özlem ve tebessümle anıyoruz. 

 

 

Yazar

Özge Yıldız

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.