Atatürk’ü anlamak

Hem düşünce, hem bilim - teknik, hem kültürel ve ahlaki anlamda; hem her bireyi, hem topyekûn milleti ve memleketi ve nihayet insanlığı ve insanın yaşadığı her türlü çevreyi yükseltme ve yüceltme yürüyüşü… Atatürk bu yolun yapıcısı ve aydınlatıcısıydı.


Atatürk’le ilgili şiirler yazmaya çalışırım. Her millî günde, her on Kasım’da hüzünle iç-içe aynı eksikliği duyarım.

Şimdiye kadar, torunlarıma Atatürk’le ilgili yazdığım ve 46 dörtlükten oluşanı dahil yazdıklarımdan birine “İşte bu oldu!” diyemedim.

Günün birinde yazacağım umudum da hiç tükenmedi…

Tarihin gördüğü ve kaydettiği “nadir”lerden…

Sıfatı, kişiliği, yaptıkları, öngörüleri, görüşleri, düşünceleri…

“Lider mi doğulur, lider mi olunur?” sığlığına sığmayan insan…

Sosyal bilim dallarının hâlâ güncel konusu… Filozof muydu, sosyolg muydu? İdealist miydi, realist miydi? Diplomat mıydı devlet adamı mıydı? Çok yönlü yetenekli bir mühendis miydi?

“Tarih okuyan” mıydı, “tarihi okuyan” mıydı? Tarihi araştıran mıydı, oluşturan mıydı?

Bir inanç, iman, gönül insanı mıydı? İnsan aklını, inancını ve vicdanını inhisarlarına alarak sömürme kurumlarını devlet ve millet hayatında deşifre eden bir aydınlanma insanı mıydı? Yıllar boyunca cepheden cepheye koşmuş, savaşmış; ölümü, öldürmeyi, öldürülmeyi gördükten sonraki bir sembol barış insanı mıydı?

Düşünce dehası mıydı?

Hareket adamı mıydı, yetenekli bir kurmay asker miydi?

Yılmış, yıkılmış, yoksul bir halktan bir millet oluşturan bir fikir ve eylem adamı mıydı? Devrimci ve devlet kurucusu muydu?

“Tek Adam” mıydı, “diktatör” müydü? Atatürk’e “Tek Adam” ya da “diktatör” denirse tarihteki, iki dünya savaşı yıllarındaki ve günümüzdeki diktatörlere ne demeli?

Tanımların, tariflerin,  kavramların sınırlarından taşan başka bir kimlik ve kişilik miydi?

Hepsi miydi, daha fazlası mıydı?…

Dostu da düşmanı da Atatürk’ü anıyor, arıyor…

İçimizde O’na nefret duyan nankörler, bölücüler, yerli işbirlikçiler, güya Tanrı adına onu yargılamaya yeltenenler; ahmak ve zihni muhakeme yeteneği olmayan, akıl ve vicdan yoksulları ve yoksunları bile bir şekilde Atatürk’te dil ve gönül birliğinde buluşuyorlar. Pek çoğu övüyor, çok azı sövüyor…

Atatürk adına slogan, ideoloji, hamaset yüklü, çağdaş düşünce derinliğinden ve uygulama yeterliliğinden yoksun, geçmiş özlemiyle kuşatılmış ya da çaresizlik girdabındakilerin arayış ve sığınış duygu ve davranışları…

Bazıları da düşünüyor, hissediyor, yaşıyor, yaşatmaya çabalıyor… Bence geleceğe yön verenler de bunlar… ve bunlar asla azalmayacaklar… Sadece Türkiye’de değil, Dünyanın tüm ülkelerinde, tüm toplumlarında, tüm kültürlerinde Atatürk, Atatürk’tür.

Milletler içinde ve arasında yükselen bir millet olmanın belki de küresel olarak ilk siyasetçisi ve devlet adamıydı.

Kimse ve hiçbir şey mükemmel değildir; mükemmellik bir arayıştır ve yaklaştıkça daha ötesi olduğu görülen bir yürüyüştür.

Atatürk zaten bir bakıma da gelişme, değişme, dönüşme yani mükemmele doğru yol alma ve aydınlanmanın sembolüdür. Atatürk’e tanrısal sıfatlar atfetmek, Atatürk’e ihanettir.

Hem düşünce, hem bilim – teknik, hem kültürel ve ahlaki anlamda; hem her bireyi, hem topyekün milleti ve memleketi ve nihayet insanlığı ve insanın yaşadığı her türlü çevreyi yükseltme ve yüceltme yürüyüşü… Atatürk bu yolun yapıcısı ve aydınlatıcısıydı.

Kısaca, tüm bunları şiir gibi sınırlı sayıda kelimeyle; akıcı, çarpıcı, ezgi ve sezgi dolu bir yazı içine nasıl sığdırabilirim? Kendimin beğenmediğini kim beğenir?

İşte bu yüzden uzun yıllardır Atatürk şiirleri okuyamıyorum, dinleyemiyorum; çoğu yavan geliyor, ruhsuz kalıyor… Temalı müziği de sözlere takılmadan dinleyebiliyorum. Özlü söz paylaşımları da sarmıyor, belki de sıradanlaşmışlıklarından!

Neyse ki, milyonlarca şiir, makale, kitap, beste, resim, heykel, tiyatro metni, mimari eserler, anıtsal yapılar… var ve giderek de artıyor… Ülkenin ve dünyanın her yerinde toplu yaşayış yerleri, toplanma mekanları, medeniyet yapıları adını taşıyor, anısını yaşatıyor.

Yeryüzü Atatürk’ün manevi varlığının maddeye işlenmişleriyle dolu… Büyük yatırımların, devasa yapıların, güç ve övünç simgelerinin ana öznesi…

Ve… Başlı başına bir kültür oluşageldi. Medeniyetin tüm unsurlarıyla görülebildiği, yaşanabildiği bir Türkiye kurmak da nesillere sorumluluk olarak miras bırakıldı…

“Ben yazsam ne olur yazmasam ne olur? Olabildiğince var!” desem de arzum dinmedi.

Aktif çalışma hayatımda manevi varlığını hep yanımda hissettim… Söz kalabalığına sığınmamı da hoş göreceğini biliyorum!…

Her özlü söz, her güzel söz ve cümle, her deyim ve her atasözü kendi bağlamında değerlidir.  Her alanda ve her bağlamda kullanılamaz.

Binlerce yıl öncesinin bir güzel cümlesi, hükmü, ahlak öğretisi günümüzde de kendi bağlamında değerlidir: ancak, bir ilke olarak kabul etmek; birey, toplum ve devlet hayatına yerleştirmeye çalışmak boşunadır.

Dünyadaki tüm dillerden tarih boyunca söylenmiş en güzel cümleleri toparlayıp bir insanlık anayasası, bir ahlak doktrini oluşturulsaydı bile bunu ne kişi, ne toplum ne de devlet hayatında uygulanabilir göremezdik.

Bir kimse bu güzel sözleri derleyip toplasa ve hayatını bunlara göre sürdürse ne olurdu? Ya da binlerce güzel sözü bir araya gerirerek hayatını bunlara göre yaşamış birisi var mıdır? Böyle bir hayat nasıl olurdu?

Bu ifadelerden amacım, her ne vesileyle veya gerekçeyle olursa olsun Atatürk’ün özlü sözleriyle bir kimlik, kişilik, toplum ve devlet düzeni kurulabileceğini sanmak Atatürk’ü anlamamaktır. Bağnazlık ve dogmacılıktır. Atatürk, değişim, dönüşüm, gelişimdir.

Değişim, dönüşüm ve gelişimin bileşen değerleri bilim, akıl, ahlak ve genel insani değerlerdir; vatan ve millet sevgisidir. Bunların hepsi bir arada olmayınca her biri yetersiz kalır. Akılsız ve ahlaksız bilim olmaz. Bilimsiz akıl ve ahlak yarımdır. Ahlaksız akıl ve bilim çılgınlıktır, sapkınlıktır.Temelini sadece dini öğretilerden alan ahlak anlayışı sorunludur.

Bu düşünceler ve anlayışla “Atatürk’ü Anma – I” başlıklı 46 dörtlükten oluşan, hece vezniyle ve zengin kafiye / uyakla bir şiir yazdım. Amacım, Atatürk’e sövenlere ve Atatürk’ü yüzeysel bir anlayışla ilahlaştırarak övenlere Atatürk’ü anlatmaktı. Ancak, ifade edegeldiğim gibi her söz kendi bağlamında değerlidir.

Aziz Atatürk, manevi huzurunda saygıyla eğiliyorum. Tinin şad, yurdun cennet olsun…

Yazar

Mustafa İmir

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.