Başkent’i yöneten Başkent’ten de yönetir

Başkent’i yönetiyor. Başkent’ten niye yönetemesin? Zaten matematikte eksi ile eksi çarpılınca artı olmuyor mu? Ee o zaman, anormal hareketlere alışık Kılıçdaroğlu aday olmayarak bir anormal hareket daha yapsın da normale dönelim.


Hayat; seçtiklerimizden ibaret, seçmediklerimizden de feragattir.

Bu girişi şu yüzden yaptım: Mâlum olduğu üzere Türkiye Cumhuriyeti 100. yılına doğru emin adımlarla yürürken ikinci yüzyılını doğrudan etkileyecek bir seçim atmosferine de giriyor.

Bir ülkenin gelecek yıllarını seçim sonuçlarına endekslemenin hoş olmadığını biliyorum. Fakat ne yazık ki –normal tarihinde olursa- Haziran 2023’teki seçimler tam da bu mertebede. Hatta Ekim 2023’teki 100. yıl kutlamalarının neşeli mi hüzünlü mü geçeceği sandıktan çıkan oyların verdiği mesaja bağlı olacak.

Seçim ve öncesi

Bazı seçimler vardır, seçimden önce kazanılır. Bazıları da vardır, sandıkta kazanılır.

Mevcut iktidarın hâlihazırdaki ekonomik hengâmede seçimi önceden kazanma ihtimali yok gözüküyor. Ama bu sandıktan çıkmayacağı anlamına da gelmez. Bu sebeple bana sorarsanız yapılacak en basiretsiz yorum şudur: “Nasıl olsa gidecekler.”

Yine görüldüğü kadarıyla 6’lı masa olarak nitelendirilen muhalefet bloku, elinde fırsatı da varken seçimi seçimden önce kazanmak yolunda doğru adımlar atmadı. Tabii bu da -muhalefet açısından- seçimlerden başarısız çıkılacağı anlamına gelmez.

Ne olmuştu?

Dediklerimi açmak ve daha da somutlaştırmak isterim.

2017’de yapılan referandum ile eşi benzeri bulunmayan bir hükümet sistemine geçiş yaptık. Bu sistem üzerine yapılan ilk seçimde Recep Tayyip Erdoğan partisinin 1 numarası olarak devletin 1 numarasına aday oldu.

Aynı hamleyi CHP’den de bekledik, umduğumuzu bulamadık.

Yani normalde Kemal Kılıçdaroğlu anamuhalefet lideri olarak doğal adaydı.

Anormal olan yapıldı, parti genel başkanı geri çekildi ve Muharrem İnce aday yapıldı.

Kemal Kılıçdaroğlu aday olsaydı seçimi kazanırdı iddiasında değilim. Tam tersi, seçimi kaybettiğinde muhalefet açısından daha hayırlı olurdu görüşündeyim. En azından bugünkü siyasî polemiklerin büyük bir kısmı ortadan kalkmış olabilirdi.

Ee şimdi?

Günümüze gelirsek…

Recep Tayyip Erdoğan, partisinin 1 numarası ve ucube sistemin mimarı olarak doğal aday.

Kemal Kılıçdaroğlu da partisinin genel başkanı olarak doğal aday.

Fakat bir önceki seçime göre Kılıçdaroğlu’nun tutumunda 180 derecelik bir fark var. 5 sene önce anormali yapıp aday olmayan Kılıçdaroğlu bugün normali yapıp aday olma niyetinde.

5 sene önce kaybederek kazanacağı siyasî erdemi reddetmiş biri ufukta muhtemel bir seçim zaferi (!) gördüğü için milyonların umudunu şansa bırakmamalı diye düşünüyorum.

Evet, yine normal olan Kılıçdaroğlu’nun adaylığıdır. Fakat bu sefer ülkemiz normal değil.

Belirli ilkelerde uzlaştıktan, ballandıra ballandıra anlatılan güçlendirilmiş parlamenter sistem üzerinde mutabık kalındıktan sonra geriye bir tek seçilecek aday bulmak kalıyor. Bulmaya, aramaya da gerek yok zaten. Yapılan anketler tek bir isme yeşil ışık yakıyor: Mansur Yavaş.

Başkent’i yönetiyor. Başkent’ten niye yönetemesin?

Zaten matematikte eksi ile eksi çarpılınca artı olmuyor mu?

Ee o zaman, anormal hareketlere alışık Kılıçdaroğlu aday olmayarak bir anormal hareket daha yapsın da normale dönelim.

Yazar

Şerif Tahsin

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar