Bilim-din çıkmazı

Pozitivizm’in “tek doğru bilginin bilimsel bilgi olduğu” iddiasına saldırıp dururlar. İlahî bilginin ve vahyin yerini hiçbir bilginin alamayacağını savunurlar. Oysa bu ikisi yağla su gibi birbirinden ayrı ve birbiriyle kesinlikle ilgisiz iki alandır.


Anlamsız bir inatla çağlar boyunca bilgi ile inancı, bilim ile dini yan yana değerlendirme gafletine düşen insanlar çok oldu. Bu yüzden de bilimde tam bir özgürlük ve dinde tam bir rahatlama yaşayamadılar. Bu gergin ortamdaki toplumlar sivrilip yükselmek yerine eriyip toz oldu. Esasen bilimin kesinlik iddiası ile dinin dogmatizm dayatması, onların bir arada değerlendirilmesini imkânsız hâle getirir. Bu karşıtlık onları aynı kefeye koyma fikrini baştan geçersiz kılar. Ayrıca unutulmamalıdır ki “kesinlikle yanılmam” diyen dindir ve “kimi zaman yanılabilirim” diyen de bilimdir.

Aklıevvelin Pozitivizm anlayışı

Bazı aklıevveller, Pozitivizm’in “tek doğru bilginin bilimsel bilgi olduğu” iddiasına da bu sebeple saldırıp dururlar. İlahî bilginin ve vahyin yerini hiçbir bilginin alamayacağını savunurlar. Oysa bu ikisi yağla su gibi birbirinden ayrı ve birbiriyle kesinlikle ilgisiz iki alandır. Öncelikle bilimle dini yarıştırmak nafile bir çabadır. Din ile bilimi ve bilim ile dini açıklamaya çalışmaktan da acilen vazgeçmek gerek. Böyle bir şeyin imkânı olmadığını, birinin kesin olana diğerinin ruhanî dünyaya, dolayısıyla yalnızca ona yürekten inananlara göre kesin olan konulara hitap ettiğini kabullenebilmek bile bir devrim sayılabilir.

Din düşmanı felsefe

Felsefenin din düşmanlığı yaptığı iddiasının altının tamamen boş olmasının yanında hiçbir kesin ya da yanlışlanabilir bilgi ortaya koyamayan dinin somuta, ispata ve yanlışlanabilirliğe dayanan bilim üzerine tahakküm kurmaya çalışmasının saçmalığı da bir başka gereksiz kavga. Bu kavganın sonlandırılması hem dine hem de bilime geniş bir çalışma alanı açacakken bu üstünlük kurma savaşı yüzünden ikisinin de yerinde sayması kaçınılmaz. İnancın sorgulanıp yanlışlanamamasının yanında bilimin sınanabilir, sorgulanabilir ve yanlışlanabilir olması da ikisi arasındaki uçurumun derinliğine işaret eder.

Akıl verilmiş, kullanmak gerek

İnsan, doğal yapısı nedeniyle öğrenmek isteyen ve sorular soran bir varlıktır. Akıl ve irade sahibi insan, sorgulama gücüne sahiptir. Akıl; insanın duygularından, edindiği bilgilerden, aldığı eğitimden, tecrübelerinden, beklentilerinden, ilişkide bulunduğu insanlardan, biyolojik bir rahatsızlığı olup olmamasından ve toplumun kültüründen etkilenir. Ancak bilimsel bir bilgi ortaya koyacakken kabul edilmiş ve aksi henüz ispatlanamamış bilimsel yasalarla çalıştığı için etkisi altında kaldığı her durumdan ayrı bir çalışma yürütür. Bu bağlamda objektif bir alandır. Oysa dinin objektifliğinden söz edilemez.

Peygamber ve filozof farklı şeyler

Olmayan ya da olduğu ispatlanamayan ancak sorgusuz sualsiz doğru kabul edilen bir alanın yanlışlanabilir ve kanıtlanabilir bir alanı açıklama çabası son derece beyhude bir çabadır. Peygambere inen vahyin bilimsel olarak açıklanması ne derece imkân dışıysa suyun maddenin üç haline bürünebilme koşullarının dinle temellendirilmesi de o derece imkân dışıdır.

Bilim, varlığı ve evreni alanlara ayırarak kanıtlanabilir sonuçlara ulaşma çabasındadır. Din ise varlığı ve evreni bir bütün olarak ele alır. Araştırma alanları ve yöntemleri hiçbir koşulda birbirine benzemeyen bu iki alanı birbiriyle açıklamak açıktır ki yanlış ve manasızdır.

Bilim de dinden elini çeksin

Aynı şekilde bilimden yola çıkarak ilahî konulara açıklık getirilebileceğinin, Tanrı’nın var ya da yok olduğunun ispat edilebileceğinin düşünülmesi de aynı ölçüde imkân dışıdır. İçinde yetiştiği kültürün ve toplumun yanlış yönlendirmelerinden sıyrılamayan bilim adamlarının boşa kürek çekme çabalarıdır. Dini kullanarak her şeye dâhil olmaya çalışanların elini bilimden çekmesi gerektiği açıktır. Aynı zamanda bilimin de dinin alanından uzak durması gereği ortadadır.

Din Şark ise bilim Garp’tır

Din ve bilimin farklı alanlar ve farklı koşullarda değerlendirilmesi gereken farklı içerikler olduğunun kabul edilmemesi her iki alan için de ayak bağı olur ve olmaktadır. Tanrı’yı ispatlama gereği duymadan koşulsuz olarak var kabul eden din ile somut, sınanabilir ve yanlışlanabilir olmayan hiçbir şeyi alanına dahil etmeyen bilim için uzlaşmanın tek yolu birbirinin sınırını kabul etmeleridir. Din ve bilim ayrımının kabul edilmesi, beraberinde dinin hayatın diğer alanlarından çekilmesinin de önünü açacaktır. Dinin söz sahibi olmadığı bir siyaset, din etkisinde kalmayan bir eğitim, dinle kısıtlanmayan bir teknoloji, dinsel yasaklara maruz kalmayan bir tıp ve benzeri bir özgürleşme hareketi, gelişmekte olan ya da geri kalmış toplumların tek umudu gibi görünüyor. Din kendi başına değerli bir alandır ama din kıskacından kurtulamayan hiçbir alan asıl değerine kavuşamayacaktır. Bu sebeple din, etki alanını daraltıp gücünü sadece kendi alanı içinde kullanacak kadar mütevazi olmadan birçok toplumun refaha ve muasır medeniyetler seviyesine ulaşması imkânsızdır.

Herkes kendi alanında

Sonuç itibariyle din, bilim, siyaset, felsefe, sağlık gibi toplumsal hayatın kurucu birçok alanı için temiz ve doğru sonuçlara ulaşma koşulu kendi sınırları içinde kalmalarıdır. Basit ve kolay ancak bir o kadar da önemlidir bu fakat yıllardır en çok tartışılan bilim ve din arasındaki durumdur. Böylesi farklı iki kutbun birbirinin alanına müdahale etmemesi gereği açıktır.

Yazar

Demet Yener

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar