Bir film izledim

Marvel filmleri her zaman olduğu gibi büyük bir lunapark sunuyor ve bütün dünyadaki zihinlere kendi lunaparklarından bir muhayyel tasavvur sunuyor. Bunu yaparken tanrıları öldürüyor, sonsuzluk taşları ile kutsal kitapları ve dinleri yeniden yaratıyor.


Paylaşın:

Geçen hafta sonu, yakın arkadaşlarımla epey keyifli bir vakit geçirdikten sonra pazar gününe çöken yağmur havasında hangi filmleri izleyebileceğimiz sorusu üzerine düşünürken birdenbire aklıma Mission Impossible:Fallout geldi. Çok uzun ve yavaş akan bu filmi tam dört yıl sonra izlemek iyi oldu. Çünkü, uzunca bir aradan sonra bu yıl devam filmi gelecekti ve geçen filme dair bazı olayları hatırlamam gerekiyordu. Filmde bir istihbarat örgütü içindeki iç mücadele, değişen teknolojiler ve taktikler her zamanki gibi başarılı bir şekilde gösterilmişti. Yalnız, aksiyon biraz daha düşüktü. Siyasi arka plana dair verilen mesajların sayısı daha fazlaydı. Apaçık bir şekilde “Keşmir” meselesine dair bir dokunma vardı. Karmaşık ve çetrefilli siyasi yapıyı güzel bir aksiyon sahnesi içine yedirebilmişlerdi. Kendi iyileri ve kendi kötüleri vardı. İyiler, sağlam başlıyor, sonra yavaştan düşüyor sonra da sert bir kroşe ile zaferi tescillendiriyorlardı. MI serisinin en net gösterdiği meselelerin başında bu gelmekteydi. Her filmde yeni bir teknoloji, güzel bir aksiyon sahnesi hafif komik unsurlarla seyirciye sunuluyordu.

Film bitmişti. Hava kapalıydı. Yağmur yağdı yağacaktı. Sonunda biraz atıştırdı. En son arkadaşımla düşündük ve dedim ki, “Captain America”nın ikinci filmini izlememiştim. Ona bakalım.’’ Bu teklif onun da hoşuna gitti ve başladık filmi izlemeye. Marvel içinde pek beğenmediğim bu “yerli ve millî Amerikan’’ çoğu zaman milyonerlere ve krallara liderlik ediyordu. Avengers: Endgame filminde Black Panther’den tutun da milyoner playboy Iron Man’e de üstünlüğünü kanıtlıyordu. Halbuki bu liderlik kavga da çıkarmıştı. (Bu kavga için bk. Captain America: Ciwil War)

Sonunda kavga unutulmuş ve Thanos tehlikesine karşı beraberlik zafer getirmiş ve milyoner demirlerin babası vefat etmişti. Bütün bu olaylardan önce yaşananı daha iyi anlamak ve yan karakterlerin hikâyeye etkisini bilmek için de gerekli filmlerden biriydi Captain America 2…

Filmin girişini izlemiştim ve bir süre sonra filmi kapatmıştım. Aslında biraz da filmi izlemek istememin sebebi burada saklıydı. Bu filmde, dondurulan ve günümüzde varlığını sürdürmeye çalışan Kaptan, modern dünyaya adapte olmak istiyordu. Sevdiği kadın yaşlanmış ve II. Dünya Savaşı yıllarından kalan arkadaşlarının önemli bir kısmını kaybetmişti. Kanatlı adam Falcon’a, “Müzik grubu üyelerinin öldüğünü” söylerken attığımız kahkahaya arkadaşım şahit. Marvel, tıpkı MI serisinde olduğu gibi kendi filmlerinde de espri dozunu iyi kullanmasını biliyor. Kaptan, hayatını modernleşmiş ABD kuralları içinde yaşamaya çalışırken “derin adam” Nick Fury’e suikast teşebbüsünde bulunuyorlar ve SHIELD ismindeki bu yapılanma birileri tarafından ele geçirilmiş durumda. Hatta o kadar ki Kaptan’ın arkadaşı da o kötü karakterlerden biri.

Elbette ki II. Dünya Savaşı ve kötülerden bahsediyorsak ve bir kötü arıyorsak…

Arıyorsak mı?

Aramaya ne gerek var.

Naziler yeter ya… Bu filmde de öyle oluyor ve Naziler, HYDRA ismindeki yapılanmaları sayesinde Kaptan’a geçmiş yılların olağanüstü teknolojisi ile günümüzden mesaj yolluyor. Kaptanımıza bu yalnız yolculuğunda yine travmalarla dolu bir hayat geçiren Natasha (Black Widow) eşlik ediyor. Russo kardeşlerin aksiyonu son derece verimli ve keyifli olarak kullandıkları bu film, Marvel Sinematik Evreni(MCU) için en çok sevilen yapımlardan biri olsa da benim ilgimi çeken alanı siyasi ve politik mesajlarıydı. Black Widow’daki olumsuz Rus imajının yanında buradaki lanet Nazi imgesi Hollywood tarafından aşina olduğumuz bir mesajlar silsilesi… Fakat bu filmde Nazilerin geçmişteki tehlikeli varlıklarının, Amerika üzerindeki en üst düzey güvenlik kuruluşuna dahi sataştıklarını ve Nick Fury gibi ağırlığı olan birine dair yapabileceklerini göstermesi son derece önemli.

Naziler bitti belki ama onların siyasi ve ideolojik motivasyonlarından faydalanan bazı kişiler dünyayı koruyan bir ekibin üst düzey sorumlusuna savaş açıyor. Devlet içi bir çeşit mücadele var. Filme ismini veren Winter Soldier (Kış Askeri) da keza SSCB devrinde yetişmiş bir süper asker. İnsanları olumsuz bir şekilde kullanan ve kendi menfaatleri için çirkince savaşa sürükleyen devletlerden SSCB, Nazi Almanyası gerçeği önümüzde durmuyor mu?

Marvel filmleri her zaman olduğu gibi büyük bir lunapark sunuyor ve bütün dünyadaki zihinlere kendi lunaparklarından bir muhayyel tasavvur sunuyor. Bunu yaparken tanrıları öldürüyor, sonsuzluk taşları ile kutsal kitapları ve dinleri yeniden yaratıyor. Evrenler inşa ediyor ve evrenleri bitiriyor.

Geçen pazar günü izlediğim bu keyifli film seçimler, ittifak senaryoları sonrası dinlenmek ve keyifli zaman geçirmek için idealdi. Böylece o büyük külliyatta izlemediğim nadir filmlerden birini de izlemiş oldum. Filmi izlerken, ‘Durun bakın! Gürcistan haritası’’ dedikten sonra birkaç dakikalık kaçak konferans vermişliğimiz de vardır. Beni tanıyanlar için de zaten beklenen bir şeydir.

Ben böyle bir film izledim ve böyle gördüm.

Yazar

Necdet Cura

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar