Bir Ülküye Adanmak, İnsan Olmak, “Ruh Adam” Olmak – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Bilgi Şöleni’ne Davet: İran’da Neler Oluyor? / 08 Ocak 2020   • MİLLÎ DÜŞÜNCE MERKEZİ’NDEN KAMUOYUNA DUYURULUR: SÖZCÜ’NÜN YANINDAYIZ

Bir Ülküye Adanmak, İnsan Olmak, “Ruh Adam” Olmak

12 Ocak 1905 yalnız bir insanın dünyaya geliş günü değildir. Bir mücâdelenin, örneğine zor rastlanan bir adanmışlığın, nesilleri aynı yıldızın, Türkçülük yıldızının etrafına şiddetle çeken kalem gücünün doğduğu gündür.
Herhangi bir insanın yaşamında gözden çıkaramayacağı, hatta ideal olarak önüne koyduğu mesleki ilerleme, maddi kazanç, özel hayatta başarı gibi dünyaya ait, maddeye ait konular ATSIZ için “Türk Ülküsü” nün yanında toz kadar bile değer taşımamıştır.

12 Ocak 2020
Özgehan Özkan

Bir ülküye adanmak, insan olmak, "Ruh Adam" olmak

 

12 Ocak 1905 yalnız bir insanın dünyaya geliş günü değildir. Bir mücadelenin, örneğine zor rastlanan bir adanmışlığın, nesilleri aynı yıldızın, Türkçülük yıldızının etrafına şiddetle çeken kalem gücünün doğduğu gündür.

Herhangi bir insanın yaşamında gözden çıkaramayacağı, hatta ideal olarak önüne koyduğu mesleki ilerleme, maddi kazanç, özel hayatta başarı gibi dünyaya ait, maddeye ait konular ATSIZ için “Türk Ülküsü” nün yanında toz kadar bile değer taşımamıştır. Atsız’ın tanımı ile ülkü “İlk önce, insanların gönüllerinde, gönüllerinin derinliğinde, şuuraltlarında, hayallerinde doğar ve kendini önce destanlarda gösterir. Sonra şuura geçer, büyük kılavuzlar tarafından açıklanır. Daha sonra büyük kahramanlar, onu gerçekleştirmek için büyük hamleler yapar. Bu hamle sırasında da ülkülü millet, kahramanların ardından gönül isteği ile koşar.” [1] Atsız, bir milletin ülküsünü büyük kılavuzların açıklayacağını ifade ederken hiç kuşkusuz kendini kastetmemişti. Çünkü o hiç bir zaman “Ben” diyen biri olmadı. Hatta Türk ülküsü yolunda can vererek unutulup gitmeyi özledi. Ancak onun önce gönlünden, sonra dimağından dökülen satırlar ve o satırların ötesinde, bir mücadele ve adanmışlık destanı yazan yaşam çizgisi, kendisini nesillerin gözünde ülküyü açıklayan büyük kılavuzlardan biri haline getirdi. Türk’ün yoluna ışık tutan kutup yıldızı oldu. Ve nice nesiller onun satırlarının ve satırları ile aynı olan yaşamının gönüllerinde yaktığı ateş ile Türk’ün ülküsüne, kızılelmaya doğru yılmamak, yorulmamak üzere yola koyuldu.

Atsız’ın yazdıkları ile yaşadıkları birdir. Üstelik sadece fikir yazılarında değil, romanlarında, edebi metillerinde de kendisi vardır. Korkusuzluk, adanmışlık, yüce bir ülkü uğruna kendi de dâhil her şeyden vazgeçmek, fedakarlık, ruh gücü. Bunların tamamı Atsız’ın yaşam çizgisinde karşımıza çıkan özelliklerdir. Onun bu kadar etkili olmasının bir nedeni de budur.  Maddeye, “Dünya denen mezellete” asla tenezzül etmemiştir. O “Ruh Adam”dır.

Bir topluluğu canlandıran, dinamik hale getiren, ona mucizeler yaptıran şey inançtır. Milletlerin inancı milli ülküleridir[2] diyen Atsız, o inancı, o dinamizmi, o heyecanı fikir yazıları ile romanları ile, şiirlerin ile Türk milletine aşılayan kalemlerden biri, belki de en etkilisidir.

İnsanı insan yapan, diğer canlılardan ayıran üstün nitelikleri gerek romanlarında, gerekse fikir yazılarında incelikle işlemiş, bu nitelikler nesillerin karakterlerinin bir parçası haline gelmiştir. Örneğin “Yalnız kazancımızı, midemizi, maddemizi düşünmeyelim. Bunu hayvanlar da yapar. Daha çok mânâya, düşünceye, ülküye dönelim. İnsanlık budur. Bunu söylerken de kimseden çekinmeyelim: Hakkımızı, atalar mirasını istiyoruz. Alacağız da“. [3]  derken onun hiç bir zaman, hiç bir güçten çekinmeyen karakteri ve yaşamı ile bir çelişki bulunabilir mi? Herhangi biri “Böyle söylüyorsun ama yaptıkların, yaşadıkların başka türlü” diyebilir mi? Diyemez. Bir başka yazısındaki “İnsanları insan yapan, öteki canlılardan ayıran tek şey ülküdür. İnsan ülkü için ölebilen yaratıktır. Hiç bir hayvan ülkü için ölmez. Çünkü ülküsü yoktur. Hayvan ancak kendisini ve yiyeceğini korumak için dövüşebilir[4] ifadeleri Türk ülküsü etrafında kenetlenmiş nesillerin gücünün kaynağını açıklar niteliktedir. Sayıca az olmak veya çok olmak önemli değildir. Atsız’ın satırlarında defalarca işlediği “İnsan olmak”tan, “Ruh Adam” olmaktan gelen kuvvet nice maddi çokluğu yenebilecek güçtedir. Bu ruh gücüne sahip olanı hangi güç yıldırabilir? Düvel-i muazzama karşısında az ve yoksul olan bir millete Atatürk önderliğinde Milli Mücadele’yi kazandırarak ay yıldızlı al bayrağı inmemek üzere göklere yükselten bu ruh gücü değil midir? Bir ülkü uğruna ölmeyi göze alabilenler sayesinde onurlu ve bağımsız Türk milleti olarak yaşamıyor muyuz? Atsız’ın ifade ettiği gibi “Dün sultanlara taptığı zannolunan bu millet, milli mevcudiyetini tehlikede görünce bir kumandanın emri altına girmiş, hayatını ortaya atarak istiklâlini ve istikbalini kazanmıştır[5].

Manevi gücün, insanı insan yapan asıl cevherin, ruh kuvvetinin Atsız’ın kaleminden dökülen bir diğer örneği de şudur: “Sosyal ve dev bir bütçe ile Finlandiya’yı 200 milyonluk yapıp Amerika’nın yanına getirerek ikisini ölçüştürünüz. Yahut bunun aksini yapınız: Sosyal ve dev bir dürbünün tersiyle bakıp Amerika’yı, 4,5 milyonluk bir ülke haline getirerek Finlandiya’yı komşu yapınız. Ne kadar güdük kalır!”[6]. Azlık olmak önemli değildir. Sayısal çokluk güç anlamına gelmez. Madde güç anlamına gelmez. Yürek “Türk” diyerek atıyorsa kâfidir.

Sayısal çokluğu ne olursa olsun, bugün türlü türlü dünya görüşleri, fikir sistemleri içinde en kuvvetlisi Türkçülüktür. Çünkü kökünde manevi güç, ruh gücü vardır. Bu ağacın en sağlam köklerinden biri de kuşkusuz Atsız’dır. Bu sönmez ateşi gönüllerde yakan en etkili kalemlerden biri odur. Ölümsüz eseri Bozkurtlar’ın Ölümü’nde Gök Börü adlı karakter Çinliler tarafından kör edilmiştir. Ancak yarın Kür Şad önderliğinde Çin esaretinden kurtulmak için savaş verilecektir. Gök Börü ellerini göğe kaldırır ve Tanrı’ya dua eder: “Yarın için bana ululuğunu saç. Savaş bitinceye kadar gözlerimi aç! Kana kana vuruşayım. Doya doya kırışayım. Can gövdeme yük oldu. Bir umudum sende kaldı. Sonsuz karanlığımı aydınlat! Sönmez ışığından bir damlasını yoluma fırlat! Ocağımı söndür de budunu yaşat!”[7]. Duasından sonra ışık Gök Börü’nün gözlerine değilse de gönlüne inmiş ve o düşmanı görür hale gelmiştir. İşte bu satırlarla yoğrulan nesillerin maddeye ait herhangi bir unsura bağlanması, onu vatanından milletinden üstün tutması, tutabilmesi mümkün müdür? O ruh kuvveti gönüllere ışık olur, “Budunu yaşatmak için” insanı Tanrı Dağı’nın doruğuna yükseltir. Türk milletine gücünü veren budur. Göremediğimiz, dokunamadığımız, beş duyumuzla algılayamadığımız; ancak derinlerde çok derinlerde gönlümüzde, ruhumuzda hissettiğimizdir. İstiklal Marşı okunduğunda göz pınarımızda belirendir, ay yıldızlı al bayrak göklere yükselirken hissettiğimizdir, “Ne mutlu Türküm diyene” sözünü duyduğumuzda yüreğimizden taşandır o güç. O gücü milletine aşılayanlardan biri olan Atsız Ata’yı, Gök Bilgeyi, “Ruh Adam”ı doğumunun 115. yılında saygı ile, sevgi ile, özlem ile anıyoruz.

 

 

[1] Atsız (2011). Türk Ülküsü, Ötüken Yyanılları, s.18

[2] Atsız (2012). Basılmayan Makaleleri, Togan Yayınları, s.414

[3] Atsız (2011). Turancılık, Milli Değerler ve Gençlik, Ötüken Yayınları, s.24

[4] Atsız (2011). Turancılık, Milli Değerler ve Gençlik, Ötüken Yayınları, s.33

[5] Atsız (2011). Turancılık, Milli Değerler ve Gençlik, Ötüken Yayınları, s.49

[6] Atsız (2011). Turancılık, Milli Değerler ve Gençlik, Ötüken Yayınları, s.240

[7] Atsız (2017). Bozkurtlar, Ötüken Yayınları, s. 385

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları