Devlet, milletten bağış veya borç alabilir mi? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel’in Gözaltı Kararı Hakkında   • KKTC’nin Annesi Süheyla Küçük…

Devlet, milletten bağış veya borç alabilir mi?

Son yıllarda halktan, iş çevrelerinden, memur ve işçilerden yardım toplama kampanyalarına sıkça rastlıyoruz.  Çok tartışılan, siyaset adamlarının, iktidarların ve kurum olarak devletin itibarına gölge düşüren kampanyalarda toplanan yardımların maksada uygun harcanıp harcanmadığı sorularıyla sıkça karşılaşıyoruz.

10 Nisan 2020
Sadi Somuncuoğlu

Gerekirse elbette. Ancak “gerekirse” şartı çok istisnaidir ve çok önemlidir. Çünkü egemenliğin sahibi Türk Milleti kendine hizmet etmesi için ülkeyi belli esaslara göre yönetmek üzere hukukunu, siyasetini, idaresini, maliyesini, kültürünü, sanatını, hasılı neyi varsa her şeyini, devletine vermiştir. Teknik ifadesiyle devlet hükümettir/icradır. Aynı zamanda, gerçekten Türk Milleti adına yetki kullanan yasama ile gerçekten Türk Milleti adına yetki kullanan, bağımsız ve tarafsız yargıdır. Bu üç organa, egemenliğin kurumu olan devlet de diyebiliriz. Bu muazzam makine Türk Milleti için vardır.

Böylesine yetkilerle donatılan Türkiye Cumhuriyeti (devleti)’nin ülkeyi refah ve huzura kavuşturmak için milletten isteyeceği başka bir şey olabilir mi? Yetki lazımsa yasa çıkarır, asker lazımsa alır, para lazımsa vergi koyar, emisyon yapar, borçlanır. Yeter ki ülkeyi adaletle ve ehliyetle yönetmiş olsun.

Devletin milletten bağış veya borç alması istisnadır. Tarihte bunun örneği de azdır. Bugünlerde tartışılan ve anlamsız şekilde emsal gösterilen “Tekalif-i Milliye”, belki de bunun tek örneğidir. Bilindiği gibi I. Dünya savasında yenildik, başkent İstanbul dahil ülkemiz bütünüyle işgal ve Padişah esir edilmişti. Galip devletler Sevr Antlaşmasına göre ülkemizi paylaşmış, silahları alınan ordularımızı dağıtarak bin yıllık egemenliğimize son vermek istiyorlardı. Bu maksatla 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkarılan Yunan ordusu Kütahya ve Eskişehir’i aşarak Ağustos 1921’de Ankara’yı ele geçirmek üzere 80 km. mesafedeki Polatlı’ya gelmişti. Eğer Mustafa Kemal Paşa TBMM’nin verdiği üstün yetkiye dayanarak, bedeli en kısa zamanda ödenmek üzere “Tekalif-i Milliye” emrini çıkarmasaydı, halktan silah ve lojistik destek alınamayacaktı. Türk ordusunun iç çamaşırı, çarığı, çorabı, giyeceği, yiyeceği, binek hayvanları, taşıt araçları, silahı, mermisi olmayacak; demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde çalışmayacaktı. Ama, şükürler olsun ki, savaşın başlamasından 16 gün önce 7 Ağustos 1921 tarihinde 10 başlık ve 55 maddeden oluşan Tekalif-i Milliye Emirleri, yayımlandı ve halk bütün gücüyle yardıma koştu.

Kahraman Türk ordusu 23 Ağustos 1921’de sayıca üstün Yunan Ordusunu 22 gün, 22 gece süren Sakarya Meydan Savaşında hezimete uğrattı. Galip devletlerin Ankara’yı işgal hesapları çöpe atıldı.

Yardım toplama sicilimiz nasıl?

Son yıllarda halktan, iş çevrelerinden, memur ve işçilerden yardım toplama kampanyalarına sıkça rastlıyoruz.  Çok tartışılan, siyaset adamlarının, iktidarların ve kurum olarak devletin itibarına gölge düşüren kampanyalarda toplanan yardımların maksada uygun harcanıp harcanmadığı sorularıyla sıkça karşılaşıyoruz. Özellikle, zaten geçim sıkıntısı çeken devletin memur ve işçilerinin maaşlarından emirle yapılan kesintilere dair haberler, toplumda tepkiyle karşılanıyor. Muhalefete mensup belediyelerin yardım toplayamaz denmesinin anlamı nedir?

Geçmişe bakalım. Çok büyük can kaybına ve yıkıma sebep olan 17 Ağustos 1999 Gölcük depreminde devlet yardım kampanyası açmadı, ama muhtelif vergiler koydu. Kampanyayı Türk Milleti kendisi başlattı, sanki bir yerden düğmeye basılmış gibi yardıma koştu. Ülkenin her tarafından kamyonlar, tırlar dolusu yiyecek, içecek ve diğer ihtiyaç maddeleri deprem bölgesine akıyordu. Valiler, kaymakamalar, bir millete mensup olmanın sorumluluğu içinde ruhlardan yükselen bu muhteşem ve gönüllü kampanyaları organize etti. Yasaya göre nakdi yardımlar Emlak Bankasındaki “Afet Fonu” hesabına, ayni yardımlar Kızılay’da toplanması gerekiyordu. Ama buna uyulmadı. Meselâ; TRT ekranında seyrettik, Cumhurbaşkanı Demirel’e Gaziantepli bir zenginin verdiği bir trilyonluk çeki “Kızılay’a vereceğim” dedi. İlgili bakan olarak ben, “vicdanım cız etti” diye tepkimi gösterdim. Yine özerk statüdeki TRT’nin açtığı kampanya Türkiye’yi ayağa kaldırdı, coşturdu. İnsanlar sel gibi aktı. TRT, toplanan nakdi yardımın 2 trilyonu aştığını ve Ziraat Bankası’na yatırılarak bu paranın nemalandırılacağını açıkladı. Bu arada Başbakanlık bankalara gönderdiği genelge ile nakdi yardımların Ziraat Bankasında açılan hesapta toplanacağını bildirmiş. Konuyu Bakanlar Kuruluna getirip, yasa dışı uygulamanın düzeltilmesini istediysem de başaramadım. Neden yasalara ve yerleşmiş kurallara uyulmadığı anlamak mümkün değil.

Günümüze gelirsek, iki örnek vermek isterim:

1)“15 Temmuz 2016 darbe girişiminde gazi ve şehit olanlar için toplandığı söylenen toplanan 309 milyon nerede, nereye harcandı” diye soruluyor. Ama henüz tatmin edici bir cevap alınamıyor. Bu maksatla “Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı” kurulmuş, ancak verilen adreste vakıfın bulunmadığı iddia ediliyor.

2) Medyada soruluyor; Beşiktaş katliamı sonrası toplanan bağışlar nerede? İstanbul’u kana bulayan Beşiktaş saldırısının ardından yıllar geçti. PKK’ya bağlı TAK’ın düzenlendiği iki bombalı saldırıda 40’ı polis 47 kişi şehit oldu, 242 kişi yaralandı. Katliamın ardından hayatını kaybedenlerin ailelerine destek için toplanan 52 milyon TL tutarında bağışın nereye ve ne şekilde aktarıldığı netleşmediği iddia ediliyor.

Bu iki örnek sanırım işlerin devlet ve hukuk zemininde yeniden ele alınması gerektiğini göstermeye yetecektir.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları