01.12.2022

Tarımsal üretimde açmazlarımız ve yurtdışında tarım arazisi kiralama

Gerçekliklerden örnek ve ibret alarak, ülkemizin de aslında gecikmiş ve çok ta başarılı olunamamış yurtdışında tarım arazisi kiralama girişimlerinde akılcı bir strateji ile yer alması önemlidir.


Gelişmiş ülkelerin, tarımda da gelişmiş ülkeler olduğu bilinen bir gerçektir. Tarım, gelişmemiş ülkelerde tamamen, gelişmekte olan ülkelerde ise kısmen geçimlik olarak yapılan bir faaliyet olarak karşımıza çıkar. Tarımda gelişmiş olmak demek, bu faaliyetlerin bir ekonomik işletme anlayışı ile ele alınması ve yapılması anlamını taşır.

Ülkemizde tarım alanlarının çok parçalı olması ve bu parçaların küçük ölçekli olması; üretimin gerçekleştirilmesinde ve verimli işletmecilik yapılmasında önemli bir sorundur.

Gerçek anlamda çiftçilik yapanların, yeterli büyüklükte arazi, etkili ve verimli kullanılan mekanizasyon imkânları ile (ortak makine parkları ve işletmeciliği de düşünülmelidir) üretimde kalmasının sağlanması hayat, önem taşımaktadır. Aksi takdirde, yabancı ülke ve girişimciler de olmak üzere, zengin kişi ve şirketlerin ülkemizde tarım arazilerini toplamaları ve üretim yapmaları (kısmen bu olgu yaşanmaktadır), çiftçilerin de belki kendi tarlalarında yevmiyeli çalışmaları gibi bir durum ile karşılaşılması beklenebilir.

Ülkemizde tarım alanında yaşanan bu olumsuzlukların giderilmesi; çiftçi ailelerinin sosyal ve ekonomik durumunun düzelmesinde katkı yapacağı şüphesizdir. Bununla birlikte, bazı tarım ürünleri üretiminde mevcut toprak ve su varlığıyla kendimize yeterli olabilmemiz mümkün görülemediğinden dolayı, ihtiyaçlarımız ve uluslararası ticaret için yurtdışında tarım arazisi kiralama stratejisi, her türlü siyasi ve ideolojik polemik konusunun ötesinde ülkenin gündeminde olmalıdır.

Tarım için Devletin Kalkınma Planlarında öngörülenler

On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023) Tarım ve Gıdada Rekabetçi Üretim belgesinde; “Küresel iklim değişikliği, bölgesel ekonomik ve siyasi krizler ile sınırlarımızın hemen dışında yaşanan sorunlar, tarım ve gıda piyasalarını önemli ölçüde etkilemektedir. Onuncu Plan Döneminde, tarım ve gıda sektörünün arz ve talep boyutunda değişim geçirdiği, sektörün sevk ve idaresinde teknolojik gelişmelerin öne çıktığı bir süreç yaşanmıştır. Dünya genelinde kişi başına düşen tarım arazisi ve su başta olmak üzere doğal kaynaklar azalmaktadır. Buna karşılık, kişi başı günlük gıda tüketimi ve şehirleşme artmakta, tarımda gelişme hızı ve verimlilik düzeyinde artış yavaşlamaktadır. FAO tarafından hazırlanan çalışmada, dünyada nüfusun 2050’de yüzde 34 artışla 9,1 milyara ulaşacağı ve dünya nüfusunun beslenmesi sorununun tüm ülkelerin ve uluslararası kuruluşların öncelikli politika alanlarından birisi olacağı belirtilmektedir. Artan kentsel nüfusun gelir artışı ve satın alma gücündeki artışın temel gıdalara dayanan geleneksel gıda talebini değiştireceği ve bunun küresel tarım ve gıda üretim kapasitesinde ve alışkanlıklarında önemli değişiklikler yaratacağı ifade edilmiştir. Gıda, yem ve endüstriyel kullanımı nedeniyle, yağlı tohumlar daha da önemli hale gelmektedir. Gelecek on yılda yağlı tohum tüketiminin yüzde 18, et tüketiminin yüzde 13, hububat ve pirinç tüketiminin yüzde 8 artması beklenmektedir (USDA, 2018). ” denmektedir.[1]

Uluslararası kuruluşların tarım konusunda öngörü ve tahminleri

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile OECD raporlarında aşağıdaki öngörü ve tahminler ortaya konmuştur:

“Önümüzdeki 10 yıl içinde gıda fiyatlarında yüzde 40’a varan artışlar olacak. Buna bağlı olarak dünyada bir gıda krizinin patlak vermesi kaçınılmaz görünüyor. Özellikle 2020 yılından sonra dünya nüfusundaki hızlı artış, hane başına düşen gıda harcamasını yüzde 30 artıracak. Gıda arzındaki sıkıntılar kalıcı problemlere yol açarken tarım ürünlerinin yakıt üretiminde kullanılması gıda krizini derinleştirecek. Bu gelişmelerden etkilenmek istemeyen gelişmiş ülkeler, çareyi yurtdışında uzun süreli toprak kiralama veya satın almakta buluyor. İleride doğacak gıda açığını bu yolla gidermeyi planlayan Batılı ülkeler, özellikle Afrika’ya yoğunlaşıyor. Batılı ülkeler tarafından satın alınan veya kiralanan toprakların büyük bölümü, açlıkla boğuşan Afrika’da yer alıyor. Kara Kıta’da bu yolla el değiştiren toprak miktarının, 47 ila 56 milyon hektar arasında olduğu tahmin ediliyor. Afrika’dan en fazla toprak alan ülkelerin başında İngiltere, ABD ve Çin geliyor. Kongo, Endonezya, Filipinler ve Sudan ise en fazla toprak kiraya veren ülkeler. Kongo, yüzölçümünün dörtte birine tekabül eden 8,1 milyon hektar tarım arazisini kiraya vermiş durumda.”[2]

Bu öngörülerde, tarımın küresel ölçekte gelecekte daha da stratejik olacağını, adeta ülkeler ve devlet toplulukları arasında rekabetin ve mücadelenin bu alanda olabileceğini görebiliriz.

İngiltere’nin Afrika’da kiraladığı alan Danimarka’ya eşdeğer

“African Business Life” adlı internet sitesindeki “Dünya Afrika’da toprak kiralama yarışında” başlıklı yazıda, özellikle bazı ülkelerin tarım ürünlerinde küresel ticaret ve kendi ihtiyaçlarını temin için özellikle Afrika’da geniş ölçekte ve uzun yılları kapsayan tarım arazileri kiraladıkları belirtilmektedir. Adı geçen yazıda kiralama konusundaki strateji ve yaklaşımlar şöyle verilmektedir: “Son yıllarda ülkeler, gıda güvenliklerini temin etmek için yurtdışındaki tarım alanlarına ciddi yatırım yapıyor. Gözde yatırım bölgelerinin başında, kuraklık ve açlıkla mücadele eden Afrika ülkeleri geliyor. Güneydoğu Asya, Güney Amerika, Rusya ve Ukrayna da tarım yatırımları için seçilen bölgeler arasında yer alıyor. Gıda temini için hayati önem taşıyan bu yatırımlar, uluslararası şirketlerin yanı sıra devletler tarafından da yapılıyor. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’nün 2013 raporuna göre 41 ülke başka ülkelerde toprak kiraladı, 62 ülke ise topraklarını ikinci bir ülkeye kiraya verdi veya sattı. İngiltere, çoğunluğu Afrika kıtasında olmak üzere toplamda 4,4 milyon hektar toprak kiraladı. ABD’nin de aynı yöntemle topladığı arazi büyüklüğü 3,7 milyon hektar. Dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip Çin de artan gıda ihtiyacını karşılamak için Afrika başta olmak üzere çeşitli yerlerde 3,4 milyon hektar arazi kiraladı. İngiltere’nin kiraladığı toprak miktarı Danimarka’nın yüzölçümüne ulaşırken ABD, İsviçre ve Çin, Moldova büyüklüğünde tarım arazisi sahibi oldu. Afrika’nın en geri kalmış ülkelerinden Kongo topraklarının 8,1 milyon, Endonezya 7,1 milyon, Filipinler 5,2 milyon, Sudan 4,7 milyon hektarını kiraya verdi veya sattı.” [2]

Yukarıdaki bilgilerden, özellikle ekonomik ve kısmen de siyasi olarak Afrika’da etkin olan Çin’in Afrika ülkelerinde büyük çapta tarım arazisi kiraladığını öğrenmekteyiz. ABD ve İngiltere’nin de büyük ölçekte tarım arazisi kiralayan ülkeler arasında önde olduğunu görmekteyiz.

Adeta tarım magazini olmuş olan; Konya kadar toprağı olan Hollanda’nın tarım ürünü ihracatında dünyanın önde gelen ülkesi olmasının arkasında, yurtdışında üretim yapması ve oralardan aldığı ürünlerin ticaretini yapması gerçeği yatmaktadır.

Yukarıdaki gerçekliklerden örnek ve ibret alarak, ülkemizin de aslında gecikmiş ve çok ta başarılı olunamamış yurtdışında tarım arazisi kiralama girişimlerinde akılcı bir strateji ile yer alması önemlidir.

24-27 Ekim 2007 tarihlerinde Bulgaristan’da Tarım Bilimlerinin Başlamasının 125. Yılı Kutlama Etkinliklerine temsilen katıldığımda, o zamanki Bulgaristan Tarım ve Gıda Temini Bakanı Sayın Nihat KABİL Bey her türlü işbirliği için hazır ve istekli oldukları ifade etmişti. Resmi görev raporumda; Bulgaristan’daki gözlemlerim ve edindiğim bilgilere dayalı olarak Bulgaristan’da 10 yıla yakın bir süreden beri tarım arazilerinin önemli ölçüde ekilmeden boş bırakıldığı göz önüne alındığında, Türk çiftçilerinin organize bir şekilde Bulgaristan’da arazi kiralayıp mısır, çeltik, kolza vs. gibi ürünlerde tohumluk veya normal üretim yapabilmeleri ve gümrük kolaylığıyla ülkemize getirmeleri; ayrıca Bulgaristan Türk kökenli çiftçilerin ülkemizin ihtiyaç duyduğu ürünlerde üretim yapıp, gümrük kolaylığıyla ülkemize ihraç edebilmelerinin desteklenmesini önermiştim. 2008 yılında da, ülkenin en büyük çiftçi kooperatiflerinden birinin başkanına; ortak çiftçilerin organize edilip Bulgaristan ve Romanya’da arazi kiralayıp üretim yapmalarının sağlanmasını gündeme getirmiştim. Ancak bir gelişme olmamıştı.

Daha sonraları özellikle AB üyesi ülkelerden girişimcilerin Bulgaristan ve Romanya’da geniş ölçüde tarım arazisi kiralayıp üretim yaptıklarını öğrenmiştik.

Benzer öneriyi dönemin Tarım Bakanlığı yetkililerine de şifahi olarak iletmiştim.

Yukarıda bahsettiğim kooperatif başkanının, dönemin Başbakanı ile Sudan’a yapmış oldukları iş ziyaretinde, Sudan’da tarım alanında büyük ölçekli yatırım ve üretim yapma projesi için Sudan Devletinin güvence verip veremeyeceği konusunda, dönemin Sudan Cumhurbaşkanı (El Beşir) olumlu cevap verememiş ve yatırım olayı gündemden kalkmıştı.

Türkiye ile Sudan arasında İkili Tarımsal İşbirliği ve Ortaklığına İlişkin Anlaşma

13 Ağustos 2021 günkü İndependent Türkçe sitesinin haberine göre; “Türkiye, 2014 yılında Sudan’da 99 yıllığına 780 bin 500 hektar tarım arazisi kiralamıştı. Bu arazide hem devlet hem özel sektörün tarımsal üretim yapması planlandı. Bakanlar Kurulu’nun 9.11.2015 tarih ve 2015/8234 sayılı kararı ile onaylanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Sudan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İkili Tarımsal İşbirliği ve Ortaklığına İlişkin Antlaşma’ya dayanarak sermayesinin yüzde 80’i Tarım Bakanlığı Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğüne, yüzde 20’si Sudan’a ait olarak “Türk Sudan Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Anonim Şirketi kuruldu.” [3]

Aynı haberde yer alan bilgiye göre; Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin başkanlığında, Bakan Yardımcısı Mustafa Aksu ile Ticaret Bakan Yardımcısı Fatih Metin’in katılımıyla iki anlaşma imzalanmıştı.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, 2018 yılında Sudan’da TİGEM çiftliği kurulması için mutabakat zaptı imzalamıştı. Pakdemirli, Türkiye’nin kuracağı pilot çiftlik için 12 bin 500 dönümlük alanın ekipler tarafından gezilerek beğenildiğini, kasımdan itibaren o alanın da teslim alınacağını söylemişti.

Bakan Pakdemirli, Türkiye, Sudan ve üçüncü ülkelerin gıda arz güvenliğini sağlayacak olan 780 bin 500 hektarlık arazinin de koordinatlarının kendilerine teslim edildiğini açıklamıştı.

Ancak Sudan Devlet Başkanı Ömer el Beşir, 2019 yılında yapılan askeri darbe ile devrilince projenin hayata geçirilmesi kesintiye uğradı.” [3]

Belli ölçüde iyi niyetle ve biraz da kamuoyunda algı yönetimi hesabıyla yapılan, ülkemizin başta Sudan’da arazi kiralama girişimlerinde istenilen sonucun alınamaması, oralarda yatırım yapmak isteyen ve isteyecek olan Türk özel sektör girişimcilerini olumsuz etkilemektedir.

Türkiye, Nijer’de 1 milyon hektarda tarım yapacak

Dünya Gazetesi yazarı Ali Ekber Yıldırım’ın 18 Aralık 2020 tarihli gazetesindeki haberine göre, Türkiye, Sudan’da çalışmalar devam ederken, bir başka Afrika ülkesi Nijer’de de tarımsal üretim yapmak üzere harekete geçti. Nijer’de 1 milyon hektar alanda tarımsal üretim yapılması ve özellikle yem bitkileri üretilerek Türkiye’ye getirilmesi planlanıyor.

Gazetenin haberine göre: “Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Nijer Cumhurbaşkanı Mahamadou Issoufou ile 2018’de yaptığı görüşme doğrultusunda, bu ülkede 1 milyon hektar alanda tarımsal üretim yapılması için anlaşmaya varıldı. Bu görüşmeden sonra Cumhurbaşkanı Yardımcılığı bünyesinde özel bir ekip kuruldu ve Nijer’de çalışmalara başlandı.

Hayvancılıkta yem açığını kapatmak ve fiyat artışlarını durdurmak için Nijer’deki 1 milyon hektar alanda yem bitkileri üretimi yapılarak Türkiye’ye getirilebileceğini belirten Oktay, bu konuda özel bir ekip oluşturulduğunu ve sürecin koordine edildiğini söyledi.

Cumhurbaşkanlığından, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne 2 Aralık 2020 tarihli yazı ile Nijer’de yem üretimi ile ilgili yapılması planlanan proje hakkında bilgi verildi.

Özel ekip Nijer’de çalışmalar yaptı

Aynı haberde: “Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın da belirttiği gibi Nijer’de 1 milyon hektarlık alanda tarımsal üretim yapılması için özel bir ekip çalışıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, Tarımsal İşletmeler Genel Müdürlüğü (TİGEM), Devlet Su İşleri (DSİ), Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) ve diğer bazı kurumlar bu ülkede incelemelerde bulundu ve bir dizi çalışma yaptı. Bu çalışmalardan sonra bir rapor hazırlandı. Ankara’da düzenlenen bir toplantı ile 30-35 kişilik bir ekibe konuyla ilgili sunum yapıldı.” bilgisine yer verildi.

Üretim yapılabilir, Türkiye’ye getirmek çok zor

Yapılan sunumda tarım alanında yatırım yapılabilir. Buradan yatırımcı da gider. Fakat orada üretip, orada veya komşu ülkelerde alıcı bulmak ve satmak gerekir. Orada üretileni Türkiye getirmek bu projenin sonu olur.” şeklinde oldukça stratejik önemi olan ifade yer aldı. [4]

Yurtdışında üretilen ürünlerin Türkiye’ye taşınmasında lojistik imkânların göreceli olarak uygun olmadığı durumlarda, ürünlerin başka ülkelere ticaretinin yapılabileceği öngörülebilir ve ithalat uygun olan ülkelerden yapılabilir.

Umarız ve dileriz ki, bu ülkede de bazı ülkeler darbe yaptırarak bizim arazi kiralama işlerini akamete uğratmaz ve bundan istediğimiz sonucu alabiliriz.

Sudan’da tarım arazisi kiralamak, Türkiye’de betonlaşmayı artıracak

Euronews Türkçe haber sitesinde Gonca Yağcı ve Zeki Saatçi’nin yazısında, Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, Türkiye’nin Sudan’da arazi kiralayarak tarım üretimi yapmasının gelecek neslimizin gıda egemenliğini riske atmak anlamına geldiğini savunduğunu belirterek; Atalık’ın “Türkiye’nin bilgi ve teknolojisi ile Sudan halkına destek çıkacak olması takdir edilecek bir durum; ancak Türkiye tarım arazileri ve üretimini hızla kaybederken bir başka ülkede kiralanacak arazilerden ihtiyacımızı karşılamayı hedeflemesi gelecek nesillerin gıda egemenliğini riske atar” iddiasına yer vermektedir.

Euronews Türkçe’ye konuyu değerlendiren Ahmet Atalık, Türkiye’nin tarım üretimini iyileştirmesi için önerilerini ise şöyle sıralıyor:

  • Çiftçinin bilgi ve teknolojik hizmet alabilecek düzeyde kazanmasını sağlamalı
  • Atıl tarım arazileri tekrar üretimle buluşturulmalı
  • Sulama yatırımları, arazi toplulaştırma hizmetleri ve mera ıslahları tamamlanmalı
  • Örnek tarım işletmelerinin ülkemizde de kurulmasına yardımcı olunmalı
  • Son derece zengin bitki türlerine sahip ülkemizde kendimize yeterlilik düzeyinde tarım politikaları üretilmeli. [5]

Sayın Atalık tarafından öne sürülen gerekçelerde ve kamuoyunda yaygın kanı olarak yer bulan ekilmeyen tarım alanlarının yeniden ekilmelerinin sağlanmasıyla üretim açığının çoğunun karşılanabileceği görüşünde haklılık payı olmakla birlikte, ülkemiz girişimcilerinin yabancı ülkelerde arazi kiralamaların, bazı batılı ülkelerin emperyalist bir yaklaşımla bu işi yapıyor olması kapsamında değerlendirmek doğru olmaz diye düşünmekteyim.

Ülkemizin artan nüfusunu ve gelen turisti besleyebilmek için ihtiyacımız olacak gıda ve yemi karşılayabilecek yeterli tarım alanlarımız olmadığı ve olamayacağı gerçeğini göz önünde bulundurarak; kısa dönemli ithalatla talebi karşılamak yanı sıra, yurtdışında arazi kiralamak ve üretim yapmak önemli bir strateji olmalıdır.

Özbekistan’da arazi kiralayıp tarımsal üretim yapan Türk girişimcilerin sayısı artıyor

Bloomberg’in Kasım 2021 Businessweek dergisinde yayınlanan Mehmet Erdoğan Elgin’in incelemesine aşağıdaki bilgiler yer almıştır:

“Özbekistan’da arazi kiralayarak tarımsal üretim yapan Türk girişimcilerin sayısı artıyor. Özbekistan’da tarımsal üretim yapan şirketlerden biri olan Baktat Zeytin A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ali Baklan, iki yıl önce kritik bir hamleyle yurt dışında tarım yatırımı yapma kararı aldı. Baklan, bu dönemde rotasını Orta Asya’nın merkezindeki Özbekistan’a yöneltmişti. O dönemde Özbekistan’da 20 bin dönüm tarım arazisini 49 yıllığına kiralayan Ali Baklan, iki yıldır ülkede tarım faaliyetleri sürdürüyor. Özbekistan’daki değişim sürecini yakından takip ettiğini belirten Baklan, “Bu coğrafya tarım ve gıda sektörü için iyi bir gelecek vadediyor. O dönemde Özbek yönetimi tarım topraklarını işleyecek yatırımcıya uzun vadeli bedava kiralama yapıyordu. Biz de şirket olarak bu fırsatı kaçırmadık. Hatta ilk uzun vadeli kiralama yapan yabancı yatırımcı biz olduk. “Aldığımız sonuç muazzam” diyor Baklan ve devam ediyor: “Özbekistan’a yaptığımız bu yatırımın ne kadar doğru bir seçim olduğunu bir kez daha gördüm.”

Tarımdaki yabancı yatırımcıların büyük kısmı Türkiye’den

Ali Baklan gibi yüzlerce yabancı yatırımcı bugün Özbekistan topraklarında tarım yatırımı için bulunuyor. Üstelik bunların büyük bir kısmını da Türk yatırımcılar oluşturuyor. Özbek yönetiminin son beş yılda tarımsal üretimi teşvik etmesi, bu ülkeyi tarım sektörü için cazibe merkezine dönüştürüyor. İlerleyen dönemde de yeni yatırımcılarla birlikte ülke tarımsal üretim hedeflerine ulaşabilir.

Savaş Akçan da ülkede yatırım yapan Türkler arasında yer alıyor. Akçan ilk olarak inşaat ve altyapı projeleriyle Özbekistan’a giriş yapmış ama buradaki fırsatları görüp ayrı bir iş koluna, tarıma yönelmiş. Özbekistan’ın tarım alanında çok yüksek kâr marjları vadetmediğini belirten Savaş Akcan, “Buna karşı istikrarlı bir pazar yapısına sahip ve sadece Özbekistan değil, buradan bütün Orta Asya ülkelerine, İran ve Rusya pazarlarına açılmak da kolay. Elbette yasal bazı boşluklar var ama hükümet yaptığı düzenlemelerle bu boşlukları hızlı bir şekilde dolduruyor” diyor.

Özbekistan ve Türkiye ilişkileri, bir önceki Cumhurbaşkanı İslam Kerimov Döneminde oldukça sıkıntılı dönemlerden geçti. Ama Şevket Mirziyoyev Döneminde işler tamamen değişmiş gibi görünüyor. Ülkesini daha çok dışa açmaya yönelen Mirziyoyev Döneminde Türkiye-Özbekistan ilişkilerinde gözle görülür bir düzelme yaşandı. Hatta ülkedeki en önemli yabancı yatırımcılar arasında Türk şirketlerinin bulunduğunu söylemek mümkün. Buna karşılık Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Özbekistan’daki muhataplarıyla beklenen ilişkiyi kuramadığını dile getiren Savaş Akcan, “Türk özel sektörü bu ülkede önemli işler yapıyor ama bakanlık tarafını yanında göremiyor. Biz kamudan herhangi bir teşvik ya da para istemiyoruz. Sadece yanımızda olduğunu göstersinler, Özbek mevkidaşlarıyla iş birliğine gitsinler” diyor ve devam ediyor: “Tarım yatırımcısını Sudan’a yönlendiriyorlar. Bu ülkede binlerce dönüm arazi kiralayacağımıza Özbekistan’a, Azerbaycan’a gitmek bizim gibi yatırımcılar için çok daha güvenli. Sudan’da yine darbe oldu. Eğer bizim yetkililerimizi dinleyip bu ülkeye yatırım için gitseydim tam bir fiyaskoyla karşı karşıya kalırdım.”[6]

Asya bölgesinde Türkistan coğrafyasında Özbekistan’ın yanı sıra Kazakistan özellikle buğday ve yemeklik baklagil ürünleri için, Türkmenistan, Azerbaycan potansiyel tarım ürünleri üretimi için yatırım yapılabilecek ve arazi kiralanabilecek ülkeler olarak görülebilir. Ayrıca Rusya ve Ukrayna ve kısmen de Gürcistan, Romanya, Moldova (özellikle Gagavuz Bölgesi), Irak arazi kiralama ile tarımsal üretim yapılan ve yapılabilecek ülkeler olarak Türk girişimciler için cazibe bölgeleri olmaya devam edecekler gibi görülmektedir.

Sonuç 

Türkiye, tarımda arz güvenliğini temin için yurt dışında tarımsal üretimi desteklemesini resmi bir politika olarak benimsemiş durumda. Bu yolla iç piyasada talebi karşılayamadığı ürünlerin ithalatını da azaltmayı hedefliyor.

Üçüncü Tarım ve Orman Şurası Sonuç Bildirgesi’nde yer alan kararda belirtildiği gibi: “Uzun vadede ortaya çıkabilecek olan risklerin bertaraf edilmesi, ürün çeşitliliği, dış ticarette sürekliliği sağlama, ürün maliyetlerinin düşürülmesi ve en önemlisi Jeopolitik siyaset açısından yabancı ülkelerde stratejik anlamda üretimin teşvik edilmesi için arazi kiralamalarının devam edilmesi.” politikasının uygulanmasına yönelik ilgili tüm paydaşlarla birlikte gerçekçi bir strateji ve yol haritasının belirlenmesi önemlidir.

Ülkemizin kendisi için yeterli üretimi sağlayamadığı mısır, yağlı tohumlu bitkiler, pamuk gibi ürünlerin özellikle Türk Özel Sektör Girişimi tarafından yurtdışında üretilip ülkemize getirilmesi veya oralarda üretilip ticaretinin yapılması gibi bir ihtiyaç ve küresel rekabetin getirdiği bir gereklilik olarak görülebilir.

Bazı uzmanların ve bazı tarımda öncü kuruluşların ülkemizde ekilmeyen tarım alanlarının varlığını öne sürerek, yurtdışında tarım arazisi kiralayıp üretim yapılmasını Türk Çiftçisine kötülük olarak değerlendirilmesi algı ve kısmen de olgu olarak doğru kabul edilebilir olmakla birlikte; bu alanların üretime kazandırılması için gerekenlerin yapılması yanında, gelecek günlerde küresel gıda güvencesi ve güvenliği için ortaya çıkacak rekabet ve gıdayı bir stratejik savaş aracı olarak kontrol etme gayretleri göz önüne alındığında yurt dışında tarım arazilerinin kısmen devlet yönlendirmesi, özellikle etkin destek ve organizasyonlarla uzun vadeli olarak kiralanması ve ortaklıklarla işletilmesi çok stratejik bir yaklaşım ve politika olmalıdır.

Bütün bunlar yapılırken, ülkemizde tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına ve betonlaşmaya günlük siyaset ve yandaşlık yaklaşımlarıyla meydan verilmemesi; ülke tarımının ekonomik ve sosyal yönünün öneminin daha iyi anlaşılması ve üretimin cazip hale getirilmesi için etkin üretim planlaması ve desteklemelerin sadeleştirilerek cazip hale getirilmesi oldukça önemli olacaktır.

Güçlü kıl Türk tarımını, güvene al ülkenin yarınını!..

KAYNAKLAR:

[1]https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/04/Tarim_ve_GidadaRekabetciUretimOzelIhtisasKomisyonuRaporu.pdf

[2] https://africanbusinesslife.com/dunya-afrika’da-toprak-kiralama-yarisinda,ID_272.html

[3]https://www.indyturk.com/node/398691/ekonomi%CC%87/fuat-oktay-sudanda-1-KOmilyon-d%C3%B6n%C3%BCm-tar%C4%B1m-arazisi-t%C3%BCrkiye-taraf%C4%B1ndan-i%C5%9Flenecek

[4]https://www.dunya.com/sektorler/tarim/turkiye-nijerde-1-milyon-hektarda-tarim-yapacak-haberi-604191

[5]https://tr.euronews.com/2018/09/12/turkiye-sudan-tarim-anlasmasi-gelecek-nesillerin-gida-egemenligi-tehlikede-mi

6.https://t24.com.tr/haber/ozbekistan-da-arazi-kiralayip-tarimsal-uretim-yapan-turk-girisimcilerin-

 

Yazar

Süleyman Karahan

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar