Dünün, bugün ve yarına karşı zaferi

Bu noktada yapılması gereken; "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir." vecizesine bir kereliğine kulak vermeyip, Allah’a, bizlere yeni bir Mustafa Kemal göndermesi için dua etmektir.


Ülkelerin gelişmişliğini ifade ederken yaptığımız kıyaslama geçmişe göre yapılmaz.

Neye göre yapılır?

İçinde bulunulan zamanda rekabet hâlinde olunan diğer ülkelerin durumlarına bakarak yapılır, yapılmalıdır.

Hukukun üstünlüğünde, demokrasi liginde, basın ve düşünce özgürlüğünde dünya çapındaki sıralamanız 1’e yakın olduğu kadar hukuk devletisinizdir, demokratsınızdır, hürsünüzdür.

Enflasyon ve işsizlik oranları %0’a yakın olduğu, paranız diğer para birimlerine karşı dik durduğu derecede ekonominiz tıkırındadır.

Bilimde kat ettiğiniz ilerlemenin boyutu ve ihraç ettiğiniz malların niteliği, eşsizliği kadar dünya pazarına hâkimsinizdir.

Bu kıyaslamaya benzer bir duruma, çoğu kişinin maruz kaldığı, biricik annelerimiz tarafından söylenen şu cümlelerde rastlarız: “Bak, komşunun oğlu senden daha çok çalışıyor.” , “Komşunun kızı fen lisesini kazanmış.” , “Sınıftaki arkadaşların sınavlarda seni hep geçiyor.”

Anne, realist ve bir bakıma idealist bakış açısıyla kıyaslamayı çocuğunun rekabet hâlinde olduğu arkadaşları ile yapar. Ona göre çocuğunun düne göre ilerleme sağlaması yeterli değildir, önemli olan rakiplerinin karşısındaki durumudur. Bu tavrı aklıselim herkes tarafından eleştirilir lakin yaptığı çok da yanlış değildir. Çünkü eğitim sistemine dâhil olan öğrenciler birbirinin yol arkadaşı değil, ezelî ve ebedî rakibidir. Sistem, sınavlar vasıtasıyla öğrencileri, Veliefendi Hipodromu’nda koşan atlardan farklı bir konuma yerleştirmemektedir.

Veliefendi’deki yarış, 1900 metre mesafededir, çim pisttedir, startı iyi alan değil fotofinişi önde geçen kazanmaktadır.

Yarış biter ve at bir sonraki yarışın hazırlıklarına başlar.

Nitelikli liseye girme yarışı iki ayaktır, ilk ayak 50 soru 75 dakika, ikinci ayak 40 soru 80 dakikadır. Sınava iyi başlayan değil, sonunu güzel getiren kazanmaktadır.

Sınav biter ve öğrenci bir sonraki sınavın hazırlıklarına başlar.

İşte, annelerimizin yaptığı bu gerçekçi kıyaslamayı devlet anamızı yönetenler yapamamaktadır.

Pekiyi, ne yapmaktadırlar? Daha doğrusu ne ile tatmin etmektedirler bizi?

Geçmişe göre sağladığımız ilerlemeyle.

Eskiden var mıydı diyerek, ambulansla, çamaşır makinesiyle.

Artık tüp kuyruğuna girmiyor olmamızla.

6 sıfır atıldıktan sonra tuvalete 1 lira ile girebilmemizle. Ki artık o da mümkün değil, çünkü ihtiyaç gidermede taksimetre 2 liradan açılıyor.

Sanki dünya standartlarında eğitim veriyormuşuz gibi üniversite sayımızla.

Türk’ün menfaatine olmayan Türk tipi başkanlık sistemiyle.

Karnımızı doyuruyormuş gibi saraylarımızla, makam araçlarımızla. (Burada özellikle 1. çoğul iyelik eki kullanıyorum çünkü yaşayamasak da saraylarda, kullanamasak da makam otolarını hisse sahibi görünürüz tapuda ve ruhsatta.)

Askerî vesayeti sonlandırmamızla.

Demokraside çağ atlamamızla!

Düne öykünmek

Bu, kendini kandırmaca adını verebileceğimiz oyun, gelişmeleri, daha çok gelişmemeleri göz önüne alırsak son bulacak gibi gözükmektedir.

Çünkü artık, ülkenin geçmişi geleceğinden daha parlaktır. Gençler; aydınlık yarının hâyaline değil, karanlık olmayan dünün umuduna sarılmaktadır.

Denebilir ki, zaman makinasıyla 10-15 yıllık geriye gidiş ve hatta mümkünse 100 yıllık, hazin bir şekilde, ilerlemeye tekabül edecektir.

Yine, yeni, yeniden zorlu bir dönemeçten geçmekteyiz. Çok bariz.

Dolar, söylemeye dilim varmıyor, ters 6’nın üzerine çıkmış.

Enflasyon canavarı yaz aylarında bile milletin canına okumuş.

Covid-19, kadın cinayetleri misali tabloda yazan sayılara indirgenmiş.

Gençler yurt dışına gitmenin fırsatını kollamakta.

Gerçi Sayın Çalışma Bakanı, “Türkiye’den kaçmak istiyorlar diye bakmamak lazım. Gençler dünyayı tanımak istiyorlar.” dedi.

Galiba Türk gençlerinin Türkiye’yi tanımak imkânından bile yoksun olduğunun farkında değil, atıp tutuyor.

Futbolda atan ve tutanın iyi olması maçı kazandırır fakat politika yaparken atıp tutanların ülkeye zerrece katkısı olduğu şimdiye değin görülmemiştir.

Türkiye, Millî Mücadele’nin yüzüncü yılını yerli ve millî yapım bir korku filmini izleyerek geçiriyor.

Kuşkusuz vatanını seven herkes Atatürk’ün birer timsalidir, Mustafa Kemal’dir. Lakin hepimizin toplamı Anıtkabir’de yatan o şanlı komutan etmiyor, tecrübeyle ve daha çok tecrübesizlikle sabit.

Bize bir zaman makinası lazım ki; sokaklarında başı dik, gururla yürüdüğümüz ülkemize kavuşabilelim.

Sanırım onu bulmak kısa süre içinde olasılık dâhilinde değil.

Bu noktada yapılması gereken; “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” vecizesine bir kereliğine kulak vermeyip, Allah’a, bizlere yeni bir Mustafa Kemal göndermesi için dua etmektir.

Başka bir Cumhuriyet kuramayacağımıza göre vatanını seven herkesin yeni bir Atatürk’e kavuşacağımız güne kadar işini en iyi şekilde yapması, meseleleri mesele etme şuuruna ermesi şarttır.

Aksi takdirde ortada ne kurtarılacak bir memleket ne de rayına oturtulacak bir devlet kalacaktır.

Yazar

Doğukan Altıparmak

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.