ENTEGRASYONUN POLİTİK MODELİNDEN SPORTİF MODELİNE – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

Suriyeliler vatanlarına dönmeli

Millî Düşünce Merkezi Suriyeli sığınmacılar için açıklama yaptı: Suriyeli sığınmacıların yurtlarına dönmesi gerekmektedir. Vatanlarında yaşama hakkı kimsenin elinden alınamaz. Bu insanlar için doğal bir haktır. Bu hak Esat düşmanlığı siyasetine kurban edilmemelidir.
_______17 Temmuz 2014_______

ENTEGRASYONUN POLİTİK MODELİNDEN SPORTİF MODELİNE

Hüseyin Özbek
Paylaş:

70 milyonluk Türkiye’nin 2.5 milyonu aşkın yurttaşının yaşadığı 80 milyonluk Almanya Türk göçmenleri Alman toplumunun uyumlu bireyleri haline getirebilme çareleri aramaktadır. Uyum (entegrasyon) Almanya’nın, Germen ırkına dayalı demografik yapıyı ve kültür saflığını korumak için bulduğu çözümün sihirli adıdır. Entegrasyonun Almancası göçmenlerin geldikleri ülke ile ilgili düşünsel, duyusal, kültürel aidiyetlerini olabildiği kadar unutmaları, ana dillerinde eğitim görmeyip, aralarındaki iletişimin Alman dili üzerinden yapılmasıyla, Almanya’ nın ve Almanlığın uyumlu unsurlarına dönüşmeleri anlamına gelmektedir.

Türk çocuklarının Alman okullarındaki eğitimleri sürecinde ana dillerini teneffüste bile konuşmalarını engelleyici önlemler bahsettiğimiz uyum politikasının doğal sonuçlarıdır. Kara Avrupa’sının kudretli devi, bir zamanların Yugoslavya’sına, şimdilerde de Türkiye’ye hararetle tavsiye ettiği, doğrudan kendisine bağlı vakıflarla desteklediği çok kimlikliliği ve çok kültürlülüğü nedense Almanya söz konusu olduğunda tercihe değer bulmamaktadır!

Göçmen ailelerinin üçüncü kuşağından Alman siyasetinin zirvelerine taşınan politik yıldızları spor dünyasının zirvelerine çıkarılan futbol yıldızlarının takip etmesine entegrasyon projesi dışında inandırıcı bir cevap verilmesi oldukça zordur. Göçmen Türk’lere sunulan özendirici modelin politik olanından başlayalım söze isterseniz:

Baden-Württenberg eyaletinin Bad Urach kentine yerleşen göçmen ailenin 1965 doğumlu çocuğu Cem Özdemir, 1981’ de kapısını çaldığı Birlik 90 / Yeşiller Partisi’nden 1994 genel seçimlerini kazanıp Federal Meclis’e giren ilk Türkiye kökenli milletvekili. Entegrasyonun politik modelinin düz üyelikten zirveye baş döndürücü yükselişini ve sonuçta Kasım 2008’de yapılan Yeşiller kurultayı sonucu eş başkanlık koltuğuna oturuşunu merak edenler için biraz geriye dönelim: 25 Haziran 2008’ de Alman-Türk Milli Takımları arasında İsviçre’ nin Basel kentinde yapılan Avrupa Futbol Şampiyonası yarı final maçı öncesinde Özdemir’ in: “ Bu defa Almanya kazanacak gibi geliyor bana. Alman milletvekilinin başka bir şey demesi de tabii ki biraz ayıp olur. Almanya’ yı destekliyorum. ‘Bana desteklediğin takımı söyle sana entegre olup olmadığını söyleyeyim’ görüşünü savunuyorum” sözlerini hatırlatalım.

Almanya’nın Ankara büyükelçisi Eckart Cuntz, 17 Kasım 2008 tarihli Star’a Özdemir Ülkedeki Bütün Göçmenlere Örnek Olacak başlığıyla verdiği demecinde Almanya nüfusunun yüzde 18’ inin göçmen kökenli olduğuna dikkat çekerek: “Cem Özdemir bir Alman vatandaşı. Onun bu pozisyonu Almanya’nın entegrasyon politikalarının bir başarısı olarak görülebilir. Özdemir diğer göçmenler için bir başarı örneğidir. Alman vatandaşlığına henüz karar veremeyenler de bu başarının ardından Alman vatandaşlığını almaya karar verebilirler” diyor. Bild am Sonntag’ a konuşan Özdemir’ in; “Biz Almanyalı Türkler tahmin edilenden çok daha Alman’ız” sözünün ardından Siz Yeşillerin Obama’sı mısınız” sorusuna; “Ben Yeşillerin Özdemir’i olsam bana yeter. Obama’nın ilginç yanı hem beyaz hem siyahi olması. Bu sıkça unutuluyor. Benim isteğim, artık günün birinde Anadolu’dan gelindiğinin bir önem taşımaması” cevabı, Herr Cuntz tarafından entegrasyon mucizesinin somut örneği olarak nitelenmesinin boşuna olmadığını gösteriyor!

Uyumun politik modelinden sportif modeline geçebiliriz artık: Zonguldak Devrek’li bir göçmen ailesinin 1988 Gelsenkirchen doğumlu çocuğu Mesut Özil, Schalke ve W.Bremen sonrası şimdilerde Real Madrid’de top koşturuyor. Kendisini Alman gibi hissettiğini söyleyen Mesut, 8 Ekim’de Berlin Olimpiyat stadında Almanya karşısında 3-0 yenildiğimiz maçta Alman Milli Futbol Takımı hesabına attığı ikinci golle bir uyum kahramanı artık. Alman Cumhurbaşkanı Christian Wulff’ la birlikte maçı konuk Türkiye başbakanıyla yan yana izleyen, atılan her golden sonra ayağa fırlayıp tezahürat yapan, staddaki 30 bin Türk’ün ıslıkladığı Mesut’u soyunma odasında kutlayıp, Alman liyakat nişanıyla ödüllendiren Şansölye Merkel, yeşil sahaların parlattığı uyum yıldızının genç göçmenler için nasıl bir model olduğunun fazlasıyla farkında. Ateşli taraftarlığına Euro 2008’de Basel’de 3-2 yenildiğimiz, Cumhurbaşkanı Gül’ün de izlediği maçtan tanık olduğumuz Merkel, futbol’un kitleler üzerindeki psikolojik etkisiyle politik getirisini çok iyi bildiğini de kanıtlamış oluyor.

Gül ve Erdoğan Merkel’le yan yana yeni bir maç izlemeye tahammül edebilirler mi bilemeyiz ama, İngiliz Başbakanı David Cameron’un İngiltere’nin Almanya’ya 4-1 yenildiği geçen dünya kupası için; ‘Merkel ile maç izlemek bir işkenceydi. Kimsenin başına gelsin istemem. Her golden sonra dönüpI’m really very, very sorry’ dedi.” sözleri tribünlerde yaşanan politik maçın özeti gibi…

Entegrasyonun sportif yıldızının Berlin Olimpiyat stadında kendi tabiri ile atalarının yurdundan gelenlerin kalesine bir kez gönderdiği meşin yuvarlağın 100 gole bedel olduğunun Alman tarafı fazlasıyla farkında. Yine Alman politikacılar büyük kupanın 90 dakikaya sığmayacak entegrasyon maçının galibiyetiyle elde edileceğinin de farkında. Alman Başbakanı’nın, Alman Cumhurbaşkanı’nın ev sahipliği nezaketini, politik inceliği unutturacak ölçüdeki taşkınlığından da anlaşılması gerekenler bunlar…

Bir an için futboldan Alman güncel politikasına geçip Merkel’in geçtiğimiz günlerdeki eylem ve söylemlerine bakalım: Potsdam kendinde Hristiyan Birlik partilerinin CDU/CSU gençlik kolu olan Junge Union’un olağan yıllık toplantısında Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi CSU Genel Başkanı Horst Seehofer’in “Çok kültürlülük Tümüyle başarısız kaldı” sözlerini destekleyen Merkel, insanların yan yana mutlu bir şekilde yaşamalarını öngören çok kültürlülük kavramının işlemediğini anlattı. Göçmenlerin topluma entegre olmak için daha fazla çaba göstermesi gerektiğini belirterek Almanca öğrenmeleri gerektiğini vurguladı. Diğer yandan Alman Cumhurbaşkanı Christian Wulff’un İslam’ın Hristiyanlık ve Musevi’lik gibi Almanya’nın bir parçası olduğunu sözlerini desteklediğini söylerken ‘Bunun tek örneği Mesut Özil değil’ diyerek başka modellerin de sırada olduğuna işaret etti.

“Türk-Alman Üniversitesi’nin temelini atmak”, “Konstantinopolis Ekümenik Patriği’ni ziyaret etmek”, “Tarsus’ta Aziz Pavlus Kilisesi’nde ayine katılmak” gibi yoğun bir programla ülkemize gelen Alman Cumhurbaşkanı, 19 Ekim günü TBMM kürsüsünden; Almanya’da yaşayan Türklerin de Cumhurbaşkanı olarak herkesin iyi niyetle ve aktif olarak Alman toplumuna katılmalarını bekliyoruz” diye seslendi. İstanbul’da Türk- Alman Üniversitesi’nin temelini atarken genç göçmenlere yönelik; “Bu gençlerin Almanya deneyimleri ile birlikte Türkiye’de kalmaları durumunda en azından burada yaşasalar da Almanya’ya sadık kalmalarını dilerim” tavsiyesinde bulundu!

Alman Cumhurbaşkanı ve Alman Başbakanın örtüşen yaklaşımlarını özetleyelim: Ülkedeki 4 milyon Müslüman göçmene kırk katırla kırk satırın dışında ısrarla üçüncü bir seçenek tavsiye ediliyor: Alman Müslümanlığını benimseyip üstün Cermen kültürü içinde huzura ermek! Sorun yaratan, baş ağrıtan çok kültürlülüğün yerine tek kültürlülük potası içinde eriyerek uzun vadede Alman toplumunun uyumlu unsurlarına dönüşmek…

Politik stadyumlarda olsun, futbol stadyumlarında olsun ana vatanı bile olsa rakip fileleri havalandıracak, Alman Şansölyesini sevinçten havalara sıçratacak rol modellerine, uyum mucizelerine duyulan acil ihtiyaç ortaya Cem Özdemir’leri, Mesut Özil’leri çıkarıyor. “İnsan ne hülya ile yatarsa o rüya ile kalkar” demiş atalarımız.

Göçmen çocukları rol modellerinin peşinde yatırıldıkları uyum uykusunda Melekler yerine Angelaları görmeye başladıklarında Merkel’in hülyaları gerçekleşiyor demektir!

 

22 Ekim 2010

Paylaş:
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları