Erdoğan’a çok yakın “akil” Oslo toplantısında ne söyledi? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

Suriyeliler vatanlarına dönmeli

Millî Düşünce Merkezi Suriyeli sığınmacılar için açıklama yaptı: Suriyeli sığınmacıların yurtlarına dönmesi gerekmektedir. Vatanlarında yaşama hakkı kimsenin elinden alınamaz. Bu insanlar için doğal bir haktır. Bu hak Esat düşmanlığı siyasetine kurban edilmemelidir.
_______4 Şubat 2019_______

Erdoğan’a çok yakın “akil” Oslo toplantısında ne söyledi?

Müyesser Yıldız
Paylaş:

PPKK uzantısı kuruluşta toplantı

İktidar medyasının, “PKK temsilciliği” dediği İngiltere merkezli Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI)‘nün AB, İrlanda, Hollanda ve Norveç hükümetlerinin desteğiyle 24-27 Mayıs 2018 tarihlerinde Oslo’da Zor Zamanlarda Türkiye’de Kapsayıcı Diyaloğu Desteklemek başlıklı bir toplantı düzenlediğini ve bu toplantıya “Akil adamların”katıldığını ancak geçen Kasım ayında duyduk.

Oslo’yla ilgili tartışmalar, kısa zamanda bıçak gibi kesilse de DPI’nın Mart 2016’dan beri başlattığı bu seri toplantıların tamamen Türkiye’deki “çözüm süreciyle” ilgili olduğunu ve bunların halen sürdüğünü aktardık.

DPI’yla ilgili en dikkat çekici nokta; Erdoğan’ın 24 Haziran seçimlerine kısa bir süre kala İngiltere’ye yaptığı ziyaret öncesinde 11 Nisan 2018’de üç AKP’li isim Mehdi Eker, Efkan Ala ile Taner Yıldız’ın da buraya giderek, aynı zamanda İmralı’daki teröristbaşının avukatlarından olan ve kitaplarında, “Uluslararası bir arabulucunun müdahalesiyle Kürdistan’ın kurulmasını” savunan DPI’nın yöneticisi Kerim Yıldız’la görüşmesiydi.

İşte Oslo toplantısı, bu görüşmeden 1 ay kadar sonra yapılmıştı.

Olay 6 ay sonra duyulduğunda, sadece İYİ Parti tepki gösterdi. MHP Lideri Bahçeli ise toplantıya katılan “akil adamları” hedef alıp, şunları söyledi:

“Yeni bir çözüm süreci için kendini akil sanan akılsızlar Oslo’da toplanmışlardır. Şu kış kıyamette niye Oslo’ya kadar giderler? Kandil’e gidip, mağara deliğinde çözüm gevişi getirseler. Bu olmuyorsa, Kerkük’te Osmanlı eserlerini kundaklayan Barzani zihniyetine sığınsalar, keyif çatsalar daha evladır. Tencere yuvarlanacak, kapağını bulacaktır. Akil geçinen akılsızlar, aramızda dolaşan PKK hayranlarıdır. Sözde yazar, aydın, siyasetçi artığı ve artist bozuğundan oluşan koro… Kulak verin; Çözüm süreci gömüleli çok olmuştur. Şansınızı fazla zorlamayın. İsterseniz PKK’ya katılın, ama Türk Milleti’nin sabrını zorlamayın. Milletin şamarını yerseniz, Oslo’yu da İmralı’yı da görür, kendinizi mekap giyerek, dağda taşta bulursunuz. MHP’nin gözü üzerinizdedir.”

Meclis’teki tartışmalar sırasında DPI ile görüşmelere katılan AKP’li Mehdi Eker’in, bu kuruluşun PKK’yla ilgisi bulunmayan, uluslararası bağımsız bir sivil toplum kuruluşu olduğunu savunduğunu hatırlatıp, yeniden Oslo toplantısına dönelim.

Toplantıya gösterilen tepki ve hassasiyetin sebebi, yeniden “Çözüm sürecine” dönüleceği endişesiydi.

Nihayet o toplantının tutanakları yayınlandı. Tutanaklara göre, öncelikle bu toplantıya tam olarak kimlerin katıldığını aktaralım.

Sponsor ülkelerin temsilcileri ile “Filipinler, Kolombiya ve Güney Afrika müzakerelerini” yürütenler dışında, Türkiye’den büyük kısmı eski “akil” olan şu isimler vardı:

“Ahmet Özmen, Ahmet Tarık Çelenk, Ali Bayramoğlu, Prof. Dr Fazıl Hüsnü Erdem, Prof. Fuat Keyman, Kadir İnanır, Kezban Hatemi, Mehmet Emin Ekmen, Ufuk Uras, Nihal Bengisu Karaca, Oral Çalışlar, Öztürk Türkdoğan ve Prof. Dr. Vahap Çoşkun.”

Çözüm süreci devam ettiğinde

Oslo konuşmalarına geçersek; DPI Yöneticisi Kerim Yıldız, toplantıyı şu sözlerle açtı:

“2011’de çözüm sürecinin ilk aşamalarında, Türkiye’deki durumu değerlendirmek ve kamusal diyalog için tabanı genişletmek amacıyla bir görünürlük incelemesi yaptık. DPI’ın uluslararası barışın inşası için çabalarının başlangıcında bu var. Güney Afrika, İrlanda, Kolombiya ve Filipinler’deki diğer vaka incelemelerini tartışıyoruz. Bu vakalardan Türkiye’ye uyarlanabilecek dersler çıkarmaya çalışıyoruz. Çatışma çözümü tecrübelerini paylaşmaya kendimizi adadık, böylece çözüm süreci devam ettiğinde geçmişteki hatalar tekrarlanmayacak.” 

Toplantının devamında önce Filipinler, ardından Kolombiya, son olarak da Güney Afrika’daki “müzakere süreçlerinde” yaşananlar anlatıldı.

Ordu neye karşıydı? Nasıl disipline edildi?

DPI Yöneticisi Kerim Yıldız, “Güney Afrika örneği Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Zira iki çatışma arasında pek çok benzerlik var” dediği için sadece bu sürecin Başmüzakerecisi olan, halen Harvard Üniversitesi Adalet Projesi’nin strateji komitesinde görev yapan ve de Myanmar üzerinde çalışan Roelf Meyer’in konuşması ile sorulara verdiği cevaplardan bazı bölümleri özetlemekle yetinelim:

“Mesela Mandela hapisteyken onunla görüşmeler yapıldı, ama bundan benim haberim bile yoktu… Nelson Mandela, hapiste 27 yıl geçirdikten sonra 1990 yılının başlarında özgürlüğüne kavuştu. Kendisi hapisten çıkmadan meşru bir müzakere süreci başlatabilmemiz olanaksızdı. Dolayısıyla biz başlamadan önce Nelson Mandela’nın hapisten çıkması gerekiyordu.”

“Biz kendi sürecimizde desteği sonuna kadar almayı başardık; Mandela’nın arkasında siyahi çoğunluk, de Klerk’in arkasında ise beyaz azınlık vardı. Söylemem gerekir, Silahlı Kuvvetler halâ beyazların kontrolü altındaydı. Silahlı Kuvvetlerin gücü bu noktada çok büyüktü, nükleer silahlara dahi sahiptiler. Güvenlik kuvvetlerinin gücünü sınırlayabilmek için bunları ortadan kaldırdık, zira bir delilik etseler çözüm süreci çok kötü yerlere gidebilirdi.”

“Yeni bir vizyon geliştirmemiz, siyah ya da beyaz olmaktan bağımsız olarak, bireysel hakları vurgulayan bir anayasaya yönelmemiz gerekiyordu. Bu çerçeveyi sağlamayı başardığımızda anlaşma sağlandı.”

“Silahlı Kuvvetlerin değişimi destekleyip, desteklemediğine dair bir soru geldi. Bazı zorluklar yaşandıysa da genel olarak desteklediler. Bir süre Savunma Bakanı olarak görevde bulundum ve bu esnada generalleri bazı toplantılara davet etmem vb. gerekiyordu. Generaller beni pek sevmezdi. Bir keresinde Genelkurmay Başkanı’nı çağırıp, ‘Senin görevin üniformalılara liderlik etmek, benim görevim siyasi istikameti belirlemek, bu konuda hemfikir miyiz?’ dedim. O da, ‘Evet bakanım’ diye cevap verdi. Söylediğim her şeye her zaman katılmasa da kararlarıma saygı duyardı. Bunlar müzakerelerin daha ilk aşamasında olan şeyler; Kendisine muhalif grupların liderleriyle görüşmemiz gerekeceğini söyledim ve ‘tamam bakanım’ diye cevap verdi. Askerlere, subaylara verdiğimiz disiplin, sürecin ilerlemesine epey katkıda bulundu. Silahlı Kuvvetler için asıl mesele genel aftı. İnsanların af talep etmek için başvurabileceği bir hakikat ve uzlaşma komisyonu kurulmasına karar verdik.

Erdoğan Yönetimi pek çok önemli tabuyu yıktı

Konuşmalardan sonra Kerim Yıldız’ın yaptığı yorumlara gelirsek; Şu ifadeleri kullandı:

“Tüm konuşmacılarımız askeri bir çözümün olmadığını vurguladı. Bu örneklerden ders çıkarabilmek önemli… DPI olarak biz Türkiye’deki sürecin sonlandığını değil, park edildiğini düşünüyoruz… Türkiye’deki çözüm sürecinin temeli atılmış durumda. Süreç devam ettiğinde, baştan başlamamız gerekmeyecek. DPI olarak biz Erdoğan yönetiminin Türkiye’deki pek çok önemli tabuyu yıktığını kabul ediyoruz. Bunların arasında Kürt sorununa ve dini meselelere ya da etnik azınlıklara dair sorunlara ilişkin tabular var. Fakat şunu da görmek lazım, bu alanda yapılması gereken çok iş var.”

Kolombiya toplantısını Cumhurbaşkanına ilettik

Ardından da sözü Türkiye’den giden katılımcılara verdi.

AKP’yle “mesafeli” olduğu sanılan Ali Bayramoğlu‘ndan başlayalım. PKK ile Oslo’da yapılan görüşmelerin gizli kalması gerekirken, duyulmasının bir aksaklık olduğunu vurgulayan Bayramoğlu, DPI ile Kuzey İrlanda, Filipinler ve Kolombiya’da düzenledikleri toplantılara değinirken de şunları söyledi:

“Siyasetçilere verilen raporlar önemli bir bilgi birikimi ağı yarattı. Örneğin Kolombiya’daki tüm toplantılarımızı karar vericilere, örneğin Cumhurbaşkanına ilettik… Londra’da AKP milletvekilleriyle bir toplantımız oldu, bunun üzerine çözüm sürecinin yeniden başlayıp başlamadığına dair Türkiye’den pek çok soru aldık. DPI dünya barış ağının bir parçası olarak görülüyor, faaliyetleri ziyadesiyle meşru ve şeffaf. Türkiye’de hükümetin DPI’a güveniyor olması, DPI’ın bir başarı hikayesi olduğunu gösteriyor.

Burada araya girip, Bayramoğlu’nun,Cumhurbaşkanına ilettik dediği Kolombiya toplantısının 16-23 Nisan 2016’da, yani “Çözüm süreci” bittikten sonra gerçekleştiğini, toplantıya eski akiller Kezban Hatemi ve Kadir İnanır’ın yanısıra dönemin AKP Milletvekili Adnan Boynukara, CHP Grup Başkanvekili Levent Gök ile HDP’li Mithat Sancar’ın da katıldığını belirtelim.

Barış süreci tekrar gündeme gelecek

Asıl önemlisi, Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen eski akil Kezban Hatemi’nin açıklamaları. Hatemi, özetle şöyle konuştu:

“DPI, dünyanın dört bir yanındaki çatışma çözümü tecrübelerinden faydalanıyor. Çeşitli barış süreçlerinin sivil mimarlarıyla birlikte çalışıyoruz, tabandaki barış aktivistlerinden halihazırdaki veya eski Cumhurbaşkanları ve Başbakanlara herkesle konuşuyoruz. Barış süreci için yüzde yüz mükemmel bir model yok, fakat geçmiş müzakerelerden öğrenebildiklerimizi öğrenmeliyiz, uygulayabileceğimiz yerlerde bu dersleri uygulamalıyız. Ayağımızı pedaldan çekmemeliyiz, devrilmemesi için bisikleti sürmeyi bırakmamalıyız. Kerim gibi ben de Türkiye’deki sürecin bitmiş olduğunu düşünmüyorum. Sürecin devam edeceğine dair inancım var. Haziran’da Cumhurbaşkanlığı seçimleri var, dolayısıyla barış süreci konusu tekrar gündeme gelecek. Ben Güneydoğu Anadolu’daki Akil İnsanlar Heyeti’nde görev aldım, dolayısıyla Türkiye’deki çatışmaya dair çok tecrübe sahibiyim. Yaptığımız işin çok önemli olduğuna inanıyorum, bu önemli işi umarım gelecekte de sürdürebiliriz.”

Toparlarsak;

AKP ile ittifak yapan MHP Lideri Devlet Bahçeli, 31 Mart seçimlerini “Beka” sorunu olarak görüyor ki, büyük ölçüde haklı.

Ancak şu “Çözüm süreci” toplantıları başta olmak üzere “Bekamızla” ilgili pek çok konudaki gidişat, sanki tehlikenin adresi konusunda yanıldığına/yanılacağına işaret ediyor.

Şu sorularla bitirelim:

Seçimlerden sonra yeniden “müzakere sürecine” dönülürse, Bahçeli ne yapacak?      

Gerek bu, gerekse de mesela, Ege, Kıbrıs, Ermeni soykırım iftirası, Ruhban Okulu gibi “Bekamızı” yakından ilgilendiren konularda kesinlikle yeni “açılımlar” olmayacağı konusunda AKP’den garanti aldı mı veya almayı düşünüyor mu?

Paylaş:
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları