Figüranlıktan Zirveye Şener Şen

Çok sayıda sistem eleştirisi sığdırdığı,rol aldığı güldürülerde siyasiler ve mevcut iktidarlara cesur eleştiriler yönelten bir oyuncu.Filmi başa sarıp farklı inanç,düşünce ve siyasi görüşlere mensup kalabalıklara kendisini sevdirmiş,toplumun geniş kesimlerince kabul görmüş büyük ustaya saygılarımla


Köy öğretmenliğinden oyunculuğa, figüranlıktan zirveye büyülü bir yolculuk. Sinema tarihine damgasını vuran bir destan Şener Şen. 

Pek çok ödül, büyük bir kariyer, ülkenin yüksek makamınca onurlandırılan saygın bir kişilik ve toplumun sevgisini sığdırdığı bir seyahat…  

İçimizi ısıtan bir komedyen, bir trajedi kahramanı, bir meddah yani eski zamanlar hikâyecisi… 

Sinema oyunculuğuna çok küçük rollerle başlayan Şener Şen, kısa sürede yeteneğinden dolayı diğer oyuncular arasından sivrilmeyi başarabildi. Kariyerinde bir sıçrayış olarak bilinen çalışması ise 1975 senesinde Ertem Eğilmez’in çektiği Hababam Sınıfı filmiydi. Hababam Sınıfı serisinde “Badi Ekrem”le Beden Eğitimi öğretmeni rolünü üstlenen Şener Şen bu film ile, aynı zamanlarda kariyerinde zirveye doğru yol alan Kemal Sunal ile başarılı bir çift oldu. 

Şöhretin basamaklarını tırmanmaya Ertem Eğilmez’in keşfetmesiyle başlar. Artık yolu açılmıştır. Sonrasında kendi çabası ve yeteneğiyle başrole tırmanır, gerçek anlamda bir sinema yıldızı olmayı başarır. Sinema tarihine adını yazdırır. Sinemamızın yarım asrına damgasını vuranlardan biridir. Bu serüveniyle oyunculukta zirvenin çıtasını da yükseltir. 

Hababam Sınıfı’nın Badi Ekrem’i, Süt Kardeşler’in Kumandan Hüsamettin’i, Tosun Paşa’nın Tellioğlu Lütfü’sü, Kibar Feyzo’nun Maho Ağa’sı, Züğürt Ağa’nın Ağası, Eşkıya’nın Baran’ı… bu rolleriyle canlandırdığı unutulmaz karakterler, Şener Şen’i, sinemamızın en önemli oyuncularından biri yaptı. 

Şener Şen, oyunculuktan önce üç yıl kadar öğretmenlik yapar. Gönlünde hep tiyatro ve oyunculuk vardı. Sinemayı istemiyordu çünkü o dönemlerde babasının yaşam koşullarını, çalışma şartlarını görüyordu. O yıllarda sinema  parasız pulsuz sadece sevgiyle yapılan şartları ağır bir işti. 

Bu zor şartlara rağmen ekranlarda biz onu, kimi zaman kırmızı eşofmanlarıyla çekirgelerine kung-fu öğretmeye çalışan Badi Ekrem, kimi zaman parolayı bir türlü hatırlayamayan Kumandan Hüsamettin olarak gördük, sevdik. Oynadığı karakterlerle, gönül dünyamızda bazen güldüren bazen de ağlatan replikleriyle ayrı ayrı yer tutmaya devam ediyor. 

Şener Şen, Hababam Sınıfı filmlerinden Kemal Sunal ile müthiş bir uyum yakaladı. Süt Kardeşler, Şabanoğlu Şaban, Tosun Paşa, Kibar Feyzo, Çöpçüler Kralı gibi filmlerde birlikte oynadılar. Bu filmler büyük başarı elde etti. Şener Şen artık bir fenomen hâline gelmişti. Filmlerdeki replikleri halk arasında ağızdan ağıza dolaşmaya başlıyordu. 1964’ten beri sinemada olan Şener Şen zoru başarmış, başrol oynamadan yıldız olmuştu. 

1984 yılına gelindiğinde bir Ertem Eğilmez filmi olan Namuslu’nun başrolünde oynadı ve bu onun için  kırılma noktasıydı. 

1985 yılında sinema tarihimizin en ayrıcalıklı, önemli ve sevilen ödüllü filmi Züğürt Ağa, oyunculuğunun zirvelerinden birisiydi.  Türkiye’de feodalizmin çöküşünü konu alan filmde Haraptar köyünün ağasıdır. Yağmur yağmaması ve kuraklığın başlaması üzerine köylüler ağanın ürünlerini çalıp satar ve İstanbul’a kaçar. Ağa da topraklarını satarak, İstanbul’a göç eder. Kuraklığın da baskısıyla sebebiyle topraklarını da baraj yapmak isteyen politikacılara satarak kendini kente atan ağa, burada da tutunamayacaktır. 

Şener Şen, Yavuz Turgul ortaklığı ile birlikte toplumsal gerçekçi güldürüden, karakter oyunculuğuna geçiş yapar. Yavuz Turgul yönetmenliğinde rol aldığı ilk film 1987 yapımı Muhsin Bey’dir. Şener Şen filmde eski bir müzik yapımcısı olan Muhsin Bey karakteri ile seyirci karşına çıkar. O yıllarda yaygınlaşmaya başlayan video pazarında başarıyı elde eder. 

1990’lı yılların ilk yarısında gerçekleştirilen iyi filmler, seyirciyi salonlarda yerli filme de yönlendirebilme konusunda bir başarı sağlar. Yeşilçam dönemiyle kıyaslanamasa da, salonları işgal eden Amerikan filmlerine rağmen ‘iş yapan’ filmler sinemacıları umutlandırır.
Öncesinde de gişe yapan filmler olmasına karşın, 1993 yılında Şerif Gören’in yönettiği Şener Şen’li Amerikalı filmi önemli bir seyirci patlaması oluşturur. Yılın gişe rekorunu kıran film, sinemacıların uzun süredir hasretini çektiği seyirciyi salonlara çekmeyi başarır. 

1996 yılındaysa hem popüler ticari sinema hem de yönetmen sineması açısından önemli gelişmelere yol açabilecek, bir dönüşümü sağlayacak başlangıçlar yaşanır. Türk sinemasına damgasını vuran diğer bir film ise Uğur Yücel ile başrollerini oynadığı Eşkıya filmidir.  

Şener Şen bu filmde 35 yıl hapis hayatı yaşayıp, hayatında ki tek amacı büyük aşkı Keje’yi bulmaya çalışan Baran karakterini canlandırır. Filmin final sahnesinde ki havai fişekler ve Erkan Oğur’un Fırat Türküsü eşliğinde Baran’ın kendini boşluğa bıraktığı sahne, Türk Sinemasının unutulmaz sahnelerinden birisidir. 

2005 yılında Yavuz Turgul ile Gönül Yarası filmini çeker. Şener Şen, Gönül Yarası filminde Anadolu’nun farklı yerlerinde öğretmenlik yaptıktan sonra emekli olup ve doğup büyüdüğü İstanbul’a geri dönen Nazım’ı canlandırır. Filmde misafir sanatçı olarak yer alan, Abdallık geleneğinin son büyük temsilcisi, bozkırın tezenesi Neşet Ertaş da yer alır. 

Şener Şen çeşitli ünlü müzikallerde de oyunculuğu ile varlığından söz ettirmiştir. 

Hababam Sınıfı’yla başlayan ve oynadığı her filmiyle seyircinin beğeni çıtasının sürekli yükseldiği Şener Şen, başrol filmleriyle yıldızlaşmakla kalmaz nasıl büyük bir oyuncu olduğunu da gösterir. O artık Yeşilçam’ın efsanelerinden birisidir. 

Bir söyleşisinde:  

İçten olduğumu söyleyebilirim ve bu topraklara ait bir sentezim. Hani bazı yönetmenler vardır, belli yerlere geldikten sonra Tarkovski olmak isterler, oyuncusu da De Niro. Ben buraya aidim, Züğürt Ağa’yı oynayan adamım. Bana ne De Niro’dan, bana ne oynadığı rollerden. Ben Şener’im ve Şener olarak kalmak istiyorum.” diyerek özünü vurgular. 

Kültür Sanat Büyük Ödülü’nü alırken sahnede yaptığı konuşması: 

” Hikâyeler, hayatı nasıl yaşayabiliriz konusunda bize ışık tutan yol göstericilerdir. Ben canlandırdığım karakterlerin iyiye, doğruya ve güzele hizmet etmesi için, rol aldığım hikâyeleri özenle seçmeye çalıştım. Bazen hiçbir şey yapmadan öylece bekledim. Bir aktör için intihar sayılabilecek kadar uzun yıllar, beğenebileceğim bir hikâyede o rolü bekledim. Çok değerli, çok yaratıcı yol arkadaşlarım oldu. Birlikte Türk halkına mâl olan hikâyeler anlattık. Halkımızın kendinden bir şeyler bulacağı karakterler yarattık. İyiyi, doğruyu ve güzeli arayan toplumların her zaman barış içinde yaşayacağına inandım. Aynı şekilde, doğru hikâyelerin de toplumda çatışma yerine sevgiyi ve saygıyı hâkim kılacağına inanıyorum. 75 yaşımda hâlâ bu inanış doğrultusunda yürüyorum. Bu inanç beni ayakta tutuyor. Bu ödülü toplumsal barışımıza bir katkısı olması umuduyla kabul ediyorum. Sevgi ve saygılarımla…” diyerek gönüllere seslenmiştir.  

Çok sayıda sistem eleştirisi sığdırdığı, rol aldığı güldürülerde siyasiler ve mevcut iktidarlara cesur eleştiriler yönelten bir oyuncu… Filmi başa sarıp farklı inanç, düşünce ve siyasi görüşlere mensup kalabalıklara kendisini sevdirmiş, toplumun geniş kesimlerince kabul görmüş büyük ustaya saygılarımla… 

 

 

 

Yazar

Özge Yıldız

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.