Gitti Gelmez Galip Emmi’m… – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Söz Konusu-5: Açık Oturum   • Çağrı: Bize katılın

Gitti Gelmez Galip Emmi’m…

Çocukla çocuklaşabilmenin en tatlı ve haşarı halini sergileyen, gülüşü apaydınlık bir insandı o. Gitti gelmez Galip Emmi’m ner’de bulayım?

11 Mart 2020
Afşar Çelik

Tevekkeli değil, bizim uşaklara, yeğen-yemiş tayfasına durmadan “alçak köfte”, “alçak böcük” falan deyip duruyorum.

Gerçi  Terken Hanım geçen yıl bunu son derece ince dile getirmiş ama   bendeniz de belirtmeden edemeyeceğim.

Çocukla çocuklaşabilmenin en tatlı ve haşarı halini sergileyen, gülüşü apaydınlık bir insandı o.

Ayrıca… Ne zaman çoluk çombalağı bol bir yere gidersem, iki elim kanda olsa bile tablet çikolata  götürmeğe  uğraşmamın da sebebi odur.

Ve dahi ayrıca…  İnsanın kendi kendisiyle dalga geçebilmesindeki o eşsiz zekâyı ve tevazuu da bize öğreten oydu. “ Müritlerin, mürşiti adam ettiği Tembelî Tarikatı” şakası,  ondan sonra gelen hiç kimsenin egosunun yetmeyeceği kadar büyük bir tevazu taşıyordu.

Şişe dibi gözlük camları vardı. Gözlüğünü kaldırdığı yetmezmiş gibi kaşlarını da kaldırıp bilincini, okuduğu şeye kilitleyen bir öz disiplini vardı.

Tütün lekeli parmakları vardı. Sigaranın eline yakıştığı nadir insanlardandı.

Yazdığı kitabın  “tek kusurunun” ne olduğunu solcu bir arkadaşım söylemişti. Kendisinden Politzer’i alıp da “tabağı” onun kitabıyla doldurup iade ettiğim bir lise arkadaşım, kitabının sonundaki” Tanrı Türk’ü korusun!” sözüne bozulmuştu, o sözü okuduğu için “ Suçlamalar’ı” okumaktan vazgeçmişti.

Türk Ocağı’nda bir “ağabey”, ona “Galip Amca” dememize bozulmuş, onun “Galip Ağabey” diye anılması gerektiğini olanca “Türk İslam ahlak ve faziletiyle” bize öğretmeye çalışmıştı.

Yanındayken kendinizi değerli ve önemli hissettiğiniz kaç insan vardır acaba? İşte Galip Amca tam da öyle bir insandı.

Yanlış hatırlıyor da olabilirim ama… Ben haberini karlı bir mart günü almıştım.

Ölüm yalnızca öleni götürmez dünyadan. Onunla oluşmuş bütün anıların da köklerini söküp götürmeğe çalışır dimağınızdan.  Ölüm kalbinizin neşesinden koskoca bir parçayı alır götürür yanında. O zaman anlarsınız, cingöz bir velede gönül dolusu bir sevgiyle “Alçak!” demenin sevicini.

Hayatını Türk Ülküsüne vakfetti amma ve lâkin…  Yaşayışıyla bize hayatın siyasal ikbalden, iktidardan, yetkiden, itibardan, zenginlikten vs. ibaret olmadığını gösterdi. O gösterdi de acaba biz anlayabildik mi? “Suçlamalar” gibi bir kitabı yazan bilincin, demirden bir tevazu içinde saklandığını anlayabildik mi? Sevgili arkadaşımız kızı Bilge’ye ölmeden az evvel “ Ne yaparsan yap milletini sev! Milletini sevmezsen sana hakkımı helal etmem!” diyen insanın “lisan-ı halini” acaba doğru anlayabildik mi? Hiç sanmıyorum. O yüzden bugün egemen siyasal güçlerin etkisinde kalıyor, korkuyla, ürpererek ilkesiz ve dalkavukça bir uzlaşmacılık peşinde koşmayı “siyaset” sanıyor, daha da kötüsü milliyetçiliğin bütün kurumlarını da bu basitliğe zincirlemeğe çalışıyoruz.

Kalın gözlüklü, ince fikirli bir adamdı o.

Çelik cesaretli, yumuşak kalpli bir adamdı o.

Bilgisini, ahlâkının demirci örsünde dövdüğü hayatıyla anlamlandıran bir adamdı o.

Damak çikolatasıyla sevindirdiği her çocuğa “ciddiyeti”, kendi içtenliğiyle öğretiveren bir öğretici adamdı o.

Evet… Yanılmıyorsam karlı bir mart sabahı içimde gurbet uğuldarken almıştım haberini… Çok geçmeden de askere yollanmıştım zaten.

Askere giderken yanımda sadece pijamalarım, beş milyon lira param ve Max Weber’in “Toplumsal Ve Ekonomik Örgütlenme Kuramı” vardı. İyi de benim pijamalarımdan size ne, değil mi?

Az önce o kitabın arasında, kenarları eprimiş bir kâğıt buldum da ondan… O kâğıtta, içinde gurbet uğuldayan bir çocuğun acemi mısraları yazılmış:

 

D’ermenler başında kazdım üç kuyu

Kuyudan çekerler serince suyu

Kahpe dünyanın da böyledir huyu

 

Gitti gelmez Galip Emmi’m ner’de bulayım?

Bulayım da hallerini bir bir sorayım

 

Tavşanı pişirdim meşe közünde

Yala barınır mı yiğit sözünde?

Hakk’ın şavkı parlar iki gözünde

 

Gitti gelmez Galip Emmi’m ner’de bulayım?

Bulayım da hallerini bir bir sorayım

 

“Alçak çocukları” hep senin içtenliğinle kucaklıyor,  kitapları hep senin ciddiyetinle okumağa çalışıyorum.  Işıklarda uyuyasın! Yazıyı senin gibi bitirelim mi?

TANRI TÜRK’Ü KORUSUN!

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları