İdlib Cehennemi! – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)   • Söz Konusu-5: Açık Oturum

İdlib Cehennemi!

Temenni edelim ki, bu mutabakat iyi niyetle uygulanır, bölge devletleri emperyalist tuzağından kurtulur.

6 Mart 2020
Sadi Somuncuoğlu

Önce tabloya bakalım. Adını BOP mimarlarının koyduğu “Arap Baharı”nda kan gölüne dönen iki ülke, Libya ve Suriye’de başından itibaren resmen biz de varız. Sınırlarımız dışında ilk defa sonucu kestirilemeyen, bedeli ağır kanlı bir çatışma içindeyiz. Şu anda bölücü teröre karşı Suriye’nin beş noktasında askerlerimiz mücadele ediyor.  Fırat’ın batısında Cerablus, El Bab, Afrin ve İdlib’de; Fırat’ın doğusunda Tel Abyad ve Resulayn’da şehitler veriyoruz. Aslında, Suriye konulu Astana, Soçi, Ankara ve Tahran mutabakatlarıyla esasları belirlenen bir yol haritamız vardı. Bölgeden sorumlu devletler; Türkiye, İran, Rusya ve Rusya’nın temsil ettiği Suriye ile bir ölçüde birlikte hareket ediyorduk. Bu dayanışma, BOP çerçevesinde bölge devletlerinin sınırlarını değiştirmek üzere, kara güçleri olmasa da terör örgütlerini kullanan, özellikle de Türkiye’yi hedef almış İsrail, ABD ve AB cephesini denetim altında tutuyordu.  Türkiye bu aktörlerin kâh biriyle, kâh ötekisiyle geçici iş birlikleri kuruyorduk. Gerçek dostumuz yoktu, ama sahtesi çoktu. Süreçte yalnızlaştığımız görünüyordu.

İdlib’de odaklanma

Suriye çeşitli güçlerin çatışma alanı haline geldi. İdlib, “Astana müttefiklerini” karşı karşıya getiren, ilk ve en tehlikeli odak oluverdi. Türkiye kendini, şubat başından itibaren, adına çatışma mı, yoksa savaş mı diyeceğimizi bilemediğimiz bir cehennemin içinde buldu. Şehitler vermeye başladık. Açık bilgilere göre bir tarafta Türkiye ve ÖSO, diğer tarafta Suriye, Rusya, İran ve Hizbullah vardı. Astana ve Soçi mutabakatlarına göre burada toplanan, çoğu yabancı, sayıları 30-40 bin olarak tahmin edilen ve İdlib’de hakimiyet kurduğu bildirilen terör örgütü HTŞ ve türevleri ise Rejim kuvvetleri ve onu destekleyenlerle çatışıyordu.

Gelişen kanlı olaylarla ilgili başlayan tartışmalarda sonuç alınamamasını mutabakat maddelerindeki boşluklara bağlayabiliriz. Bunun için İdlib konusunda Rusya’nın Soçi kentinde Erdoğan ve Putin arasında imzalanan 10 maddelik bir mutabakat metnine bakmak yeterli olacaktır.

https://www.milliyet.com.tr/siyaset/iste-10-maddelik-anlasma-3-lu-koordinasyon-merkezi-kurulacak-2745615

19.09.2018 tarihli Soçi mutabakatı okunduğunda görülecek ki, iki gün önce 5 Mart Perşembe günü Moskova’da tartışılanlarla aynı olduğu görülecektir. Uygulama özelliği olmadığı için bugün aynı noktaya dönülmüştür. Nitekim o tarihte emekli büyükelçi Faruk Loğoğlu da Türkiye’nin bölgedeki muhaliflerle, radikalleri ayırma görevini üstlendiğine dikkat çekerek, “Bu muhalifler nasıl ikna edilecektir, dahası muhaliflerin ve radikallerin kim olduğu nasıl belirlenecektir. Orada 60 bine yakın cihatçı olduğu söyleniyor. Türkiye, radikallerle nasıl mücadele edecektir” demişti.

Moskova Mutabakatı: tarihi bir adım

5 Mart’ta Moskova’da imzalanan 3 maddelik mutabakat, önceki mutabakatlarla kıyaslanınca boşlukları daha çok olmakla beraber, uygulama kabiliyeti oldukça yüksek görünüyor. Bu hususa maddelerin yorumlanmasında temas edilecektir. Erdoğan Putin ikilisi aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:

  1. İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki temas hattı boyunca tüm askeri faaliyetler 6 Mart 2020 tarihinde saat 00:01’den itibaren durdurulacaktır.
  2. M 4 karayolunun kuzeyinde 6 km ve güneyinde 6 km derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilecektir. Güvenli koridorun işleyişine dair ayrıntılı esas ve usuller, Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu Savunma Bakanlıkları arasında 7 gün içinde kararlaştırılacaktır.
  3. Türk-Rus ortak devriyeleri, 15 Mart 2020 tarihinde M4 karayolunun Trumba’dan (Serakib’in 2 km batısı) Ain-Al-Havr’a kadar olan kesimi boyunca başlatılacaktır.

Bu 3 maddelik anlaşma ile:

  1. Tüm askeri faaliyetlerin 6 Mart 2020 tarihinde saat 00:01’den itibaren durdurulması isabetli olmuştur. Böylede can kaybının önüne geçilmiştir. Türkiye bu hususu ısrarla istiyordu.
  2. M 4 karayolunun kuzeyinde 6 km ve güneyinde 6 km derinliğinde bir güvenli koridorun tesis edilmesi…

a) Bu “koridorun işleyişine dair ayrıntılı esas ve usuller, Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu Savunma Bakanlıkları arasında 7 gün içinde kararlaştırılacaktır” denilerek, sorunu çözmede kararlı, gerçekçi ve ciddi bir tutum takınılmış olunması,

b) “Türk-Rus ortak devriyeleri, 15 Mart 2020 tarihinde M4 karayolunun Trumba’dan (Serakib’in 2 km batısı) Ain-Al-Havr’a kadar olan kesimi boyunca başlatılacaktır” hükmü ile imzacı tarafların, icracı, garantör ve sorumlu tutulması,

c) Hayati derece önemli olan Şam’ı Halep ve Lazkiye’ye bağlayan M-4 ve M-5 karayollarının İdlib’deki HTŞ gibi terör örgütlerinin saldırılarından korunarak trafiğe açık tutulacak olması; yine kanunu – kuralı olmayan terörün iç savaş tetikçiliği ile anlaşmaların hayata geçirilmesini önleme imkânının elinden alınması,

ç) Türk Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun mutabakat maddelerini okurken, “Suriye Arap Cumhuriyeti” ifadesini (bütün mutabakatlarda olduğu gibi) kullanmakla “millî üniter” devlet yapısına vurgu yapmıştır. Böylece BOP’da olduğu gibi ülkeleri bölünmeye götürecek “federalizmin” kabul edilmeyeceğinin açıkça ilân edilmesi,

Moskova mutabakatının tarihi önemini ortaya koymaktadır.

Temenni edelim ki, bu mutabakat iyi niyetle uygulanır, bölge devletleri emperyalist tuzağından kurtulur.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları