İnsan ırkının mükemmel mutsuzluğu

Hayat oyununda mutsuzluk kuşananlar, karamsar bir ruh hâline bürünürler. Hedefe giden yolu kendileri için daha da zorlu ve bir o kadar da engebeli hâle getirirler. Olumsuz anılara bağımlılık hastalığına yakalandıklarına dair çevrelerince konulan teşhise de şiddetle karşı çıkarlar.


İnsan ırkı mutsuzluğu sever.

Hayat, daima yaşayan zihinlerle ilgilidir; insan, sonsuza değin belirlenmiş bir yapıda kullanılmak üzere tasarlanan sade ve kuru bir tuğladan ibaret değildir. Kişi, anladığı her yeni şeyde, geçmişteki hâline göre değişir, farklılaşır. Yaşamak, anlamaya dair sorumlu olmaktır. Araya giren yüzlerce kilometre mesafenin veya aradan geçen on yılların bile eskitemediği sorumlulukları vardır insanın. Esasen insanların zihinlerine rahatsızlık veren şey, olayların kendisinden ziyade olaylara dair yargılardır. İnsanı yaşarken mutsuz eden şey de aslında sorumlulukları değil, onlara yönelik yargılardır.

Bu yargılar gibi şehir hayatı, eğitimsizlik, cehalet, insan ilişkileri ve şiddet eğilimli bireylerin artışı da mutsuzluk yaratır. Öyle çok sebep vardır ki mutsuz olmaya. “Seç, beğen, al” tezgâhı önünde gibidir adeta. Mutsuzluklar içinden mutsuzluk seçer durmadan.

Oysa mutsuzluk da en az mutluluk gibi genel olarak tetiklendiğinde ortaya çıkar. Aslında herkesin en az mutsuz olma talihsizliği kadar mutlu olma şansı vardır. İnsanın ruh hâli iniş-çıkışlarla doludur. Bu hareketli ruh, nedense olayları cımbızlayarak hep mutsuzluk sebepleri bulur. İnsana, hayatın zor olduğuna dair sabit bir inanç yerleşmiştir ve insanın başlıca mutsuzluk sebebi de budur. İnsanlarda yaygın olan kendini “kurban” olarak görme saplantısı da bu hastalıklı duyguyu aralık vermeden besler. Mutsuzluk doyumsuzdur. Bu sebeple de insanların hayatlarından beslenir ve insanlar da buna izin verir.

İnsanların genelini “güvensiz” kabul etme ısrarının da yardımıyla hayata açılan kapılarını teker teker ve yavaş yavaş kapatırlar. Mutsuz olmak da mutlu olmak gibi bir tercihtir aslında. Bardağın boşalan yarısına yas tutarken dolu yarısının çalındığının farkına varamamaktır.

İnsanlar, hayatlarını sürekli kontrol altında tutma çabaları yüzünden aşırı didinmekten yorgun düşerler. Dünyada sayısı bilinemeyecek kadar çok “yanlış” olduğu reddedilemez. Bunun yanında unutmamak gerekir ki bir o kadar da “doğru” vardır. Yine de insanlar neyin “doğru” veya “iyi” olduğundan çok neyin “yanlış” veya “kötü” olduğuna odaklanırlar.

Mutsuzluğu yaşam biçimi hâline getiren insanlar için gelecek daima korkutucudur. Koca koca korku bulutları ve endişe balonları büyütürler içlerinde. Sohbetleri yakınma, sızlama, ağlama ve dedikodudan öteye geçemez.

Mutsuzluk bulaşıcıdır.

 

Mutsuz insanlar sosyalleşme bakımından da son derece zayıftırlar. İçlerinde daima beğenilmeme ve takdir edilmeme korkusu taşırlar. Her zaman “yanlış yapma” endişesiyle yaşarlar. Etraflarına karşı düşmanca bir tavır içindedirler. Sosyal hayatın hem içinde hem de dışında bir hayat sürerler. Sosyal zorlama, onların ruh hâline, sürekli kin ve nefret pompalar. İçlerindeki karanlık, onlara durmadan “şüphe” yüklemesi yapar.

Hayat oyununda mutsuzluk kuşananlar, karamsar bir ruh hâline bürünürler. Hedefe giden yolu kendileri için daha da zorlu ve bir o kadar da engebeli hâle getirirler. Olumsuz anılara bağımlılık hastalığına yakalandıklarına dair çevrelerince konulan teşhise de şiddetle karşı çıkarlar.

Bencil olmayı içselleştirdiklerinden maddiyata düşkündürler. Bu materyalist hâlleri, zamanla onları duygulardan daha da uzaklara taşır. Stresle baş etmeyi bilemezler ve bu nedenle asla süreç yönetemezler. Başarısızlıkları çok konuşulmasın diye de durmadan şikâyet ederler, hiçbir şeyi beğenmezler. Başarısızlık ve yetersizlik korkuları yüzünden sürekli ertelerler. Harekete geçemez, durumu soğukkanlılıkla yürütemezler.

İşin kolayı bu olduğundan kendilerine dönmek yerine başkalarını yargılamayı tercih ederler. Her işlerinde başkalarının onayına ihtiyaç duyarlar ve netleşmeyen her şeyi kâbus sayarlar. Bu yüzden her şey hemen olsun isterler, sabırları ve tahammülleri yoktur. Zamana yaymak onlara göre saçmalıktır. Hayatlarında büyük sıçrayışlar isterler.

Analiz yetileri en alt düzeyde olduğundan yanlış beklentilere kapılma ihtimalleri oldukça yüksektir. Kendilerini çok fazla ciddiye alırlar ve dünyanın onlar olmadan varlığını devam ettiremeyeceğine inanırlar.

Karamsarlık ustası oldukları için çözümlerden ziyade sorunlara odaklanırlar. Engelleri aşmaya çalışmak yerine onlara direnirler, hatta bir adım öteye geçip onlarla inatlaşırlar. Zor bir yaşama gönüllü koşan mutsuz insanlar her zaman kaybetmeye mahkûmdur. Sadece kendi adına değil sevdikleri adına da (ki sevdikleri biri çok zor olur) mutlu olamayan bu insanlar, gören gözlerle karanlığa mahkûm edilerek cezalandırılmışlardır.

Mutsuzluk tehlikelidir. İnsanı öç duygusuna iten güçlü bir duygudur. Yalnızlık korkusunu umarsızca besleyerek insanları yalnızlaştırır. Problemleri çözüp ilerlemek yerine halının altına süpürüp insanın hep olduğu yerde kalmasına sebep olurlar. Mutsuz, kaybedendir. Mutsuz olan, çöküşe mahkûm olandır. Yine de tarih boyunca mutsuzların sayısı açık ara hep önde olmuştur. Çok gülmenin bile hoş görülmediği ve “çok gülersen sonunda ağlarsın” öğüdüyle kahkahaların yüreklere geri tıkıştırıldığı insanlık için doğa bile umudunu kaybetmek üzere artık. “Bir varmış, bir yokmuş” diye başlayıp “Yandı, bitti, kül oldu” diye bitirecekler öykümüzü. Adını ise “İnsan Irkının Dayanılmaz Mutsuzluğu” koyacaklar…

 

 

 

Yazar

Demet Yener

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.