Kabuk Bağlayan Yaramız: Beyin Göçü – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • 523’üncü Bilgi Şöleni: Yaşadığımız su sıkıntısı ve su politikalarımız   • 522’nci Bilgi Şöleni: Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılar meselesi

Kabuk Bağlayan Yaramız: Beyin Göçü

Dün çözemediğimiz, bugün de üstesinden gelemediğimiz sorunlar ne yazık ki yarına miras kalıyor. Bu döngüyü kırmaya niyetlenmediğimiz sürece yerimizde saymaya devam edeceğiz.

7 Aralık 2020
Doğukan Altıparmak

İlber Ortaylı Hürriyet gazetesinde çıkan son yazısında kendi ifadesiyle 20 yıldır değişmeyen yaramızı, beyin göçünü ele alıyor.

Yazısında 20 senelik bir zaman dilimini göz önüne getirmesinin sebebi 2000 yılının sonlarına doğru Milliyet’te yazmaya başlaması ve ele aldığı ilk problemin yine beyin göçü olması.

O hâlde Hoca’nın işaret ettiği tarihe, 20 sene önceye gidelim.

Tarihler 17 Aralık’ı gösteriyor.

Milliyet gazetesinin Pazar ekinin ilk sayfasında, okuyucuya ‘Yeni Yazarlarımız’ ibaresiyle takdim edilen İlber Ortaylı’yı görüyoruz. Yazısının başlığı: “Gençlik niye kaçıyor?”

Yazının içeriğine bugünden baktığımızda; üzerinden seneler geçse de aşamadığımız, çözemediğimiz sorunların ve kabuk bağlayan yaralarımızın olduğunu görüyoruz.

Neredeyse çeyrek asır önce İlber Ortaylı şöyle yazmış:

“Gençlerimizin önemli bir kesimi bu yurttan kaçmak, istikbalini ve ekmeğini başka iklimlerde aramak istiyor. Niçin? Cevabı hazır: Adaletsizlik; insanlar nitelikleriyle mütenasip iş bulamıyor; girdiği işte de adil terfi rejimi yok; partizanlık ve akraba kayırmacılığı yalnız devlet sektöründe değil –şaşılacak şey- özel sektörde dahi var.”

Bugün yazmış gibi değil mi?

Dün çözemediğimiz, bugün de üstesinden gelemediğimiz sorunlar ne yazık ki yarına miras kalıyor. Bu döngüyü kırmaya niyetlenmediğimiz sürece yerimizde saymaya devam edeceğiz.

Söz konusu yazının kaleme alınmasından sonra Türkiye’de çok şeyler değişti, bunu kabul edelim.

Mesela; birçok adalet sarayı açıldı. Hukuk fakültelerinden binlerce insan mezun oldu. Epeyce yargı reform paketi ilan edildi. ‘Adalet’ kavramı kimsenin ağzından düşmez oldu. Hatta isminde ‘adalet’ olan bir parti iktidar bile oldu. Ama gel gelelim insanların adalet duygusuna susamışlıkları giderilemedi.

İlber Ortaylı tek neden olarak adaletsizliği göstermiyor. Dikkat çektiği bir nokta daha var. Ona göre bu yurdun gençleri bu ülkeyi hiç tanımıyor. Girdiği sınıflarda yaptığı anketlerde öğrencilerin büyük çoğunluğunun yaşadığı şehirden bihaber olduğundan bahsediyor. Kendisi bunu dehşetle gördüğünü söylüyor:

Kadıköylülerin Suriçi İstanbul’dan haberleri yoktu. Boğaziçi halkı Üsküdar’ı bilmiyor. Ankara’daki üniversiteli gençliğin büyük bir çoğunluğu dünyaca ünlü Hitit Arkeoloji Müzesi’ne adım atmamış. Anadolu’nun en otantik ve pitoresk köşelerinden Ankara Kalesi ve civarındaki Atpazarı’nda hiç gezilmemiş.”

Bu olumsuz durumun mali imkânsızlıklara bağlanmaması gerektiğini, eksik olan şeyin merak duygusu olduğunu vurguluyor.

Ve şöyle devam ediyor:

Yurt sevgisi, okul çocuklarına ezberletilen şiirlerle aşılanmaz. Gerçekten güzel olan Türkiye’yi göstererek bu sevgi aşılanır. Senelerce İstanbul’u tanıdıktan sonra, bir gece yarısı Ankara’dan gelip vapurla karşıya geçerken mehtaptaki İstanbul silueti bu fakiri çarpınca bu şehre âşık olduğumu anlamıştım. Ziganalar’ı otobüsle geçmeyen, Şavşat – Kars yolculuğunu yapmayan, Ege’nin ipek halıyı andıran bereket ve ihtişamını yaşamayan bir gençliğin bu yurda sahip çıkmasını bekleyemeyiz. Ancak bu yurda âşık olunca çok şeye tahammül etmeyi öğrenirsiniz.”

Tekrar günümüze dönelim.

İlber Ortaylı, 6 Aralık 2020 tarihli yazısında bu bahsi şöyle kapatıyor:

Gençliğimizi yetiştirmeye başladık. Bunların içinde yerkürenin coğrafyasına ve geçmiş zamanlara hükmetmeye başlayanlar var. Herkes Celal Şengör kadar sağlam bir şekilde buraya tutunacak durumda olmayabilir. Şartları yaratmamız lazım ve çok genç yaşlarda yurdu daha iyi tanıtıp sevdirmemiz gerekiyor. Bu memleket belirli grupların, mensupların ve yoldaşların değildir sadece. Bunu unutmayalım, hiçbir ülke bu gibi kalıplarla yaşayamaz ve var olamaz. Olamayacağının örneği çok ve ortada.

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları