Kıta Sahanlığı, Karasuları ve Fır Hattı Ne Demektir? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

Kıta Sahanlığı, Karasuları ve Fır Hattı Ne Demektir?

14.03.2011   KITA SAHANLIĞI Ege’ye ilişkin Türk-Yunan sorunlarının çözümü Kıta sahanlığı sorunu ile yakından ilgilidir. Bu sorunun çözüme kavuşması diğer sorunların da çözümlenmesine yol açabilecektir. Kıta sahanlığı tarifi kriterlerine göre, Ege Denizinin yarısından fazlasının Türkiye’nin Kıta sahanlığı olmasını dikte etmektedir. Ancak Türkiye, Yunan Adalarının mevcudiyetini de dikkate alarak soruna hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde çözüm getirmeyi savunmaktadır. Fakat […]

30 Mayıs 2011
Milli Düşünce Merkezi

14.03.2011 
 
KITA SAHANLIĞI

Ege’ye ilişkin Türk-Yunan sorunlarının çözümü Kıta sahanlığı sorunu ile yakından ilgilidir. Bu sorunun çözüme kavuşması diğer sorunların da çözümlenmesine yol açabilecektir. Kıta sahanlığı tarifi kriterlerine göre, Ege Denizinin yarısından fazlasının Türkiye’nin Kıta sahanlığı olmasını dikte etmektedir. Ancak Türkiye, Yunan Adalarının mevcudiyetini de dikkate alarak soruna hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde çözüm getirmeyi savunmaktadır. Fakat Yunanistan’ın Anadolu’ya yakın adalara da kıta sahanlığı tanınması gerektiğin iddia etmesinden ve bu iddianın sonunda Türkiye’nin sadece 6 millik kara suyuna dayanan dar bir şeride sıkışması yattığından bu soruna bugüne kadar bir çözüm bulunamamıştır.

Türkiye bu sorunun ikili görüşmelerle çözümlenmesinden yana olurken, Yunanistan sorunu Uluslar arası forumlara ve yargı organlarına götürmeye çalışmaktadır. Nitekim sorun Yunanistan’ın gayretleri sonucu uluslar arası Adalet Divanına götürülebilmiştir. Ancak, Divan vereceği kararın harbe sebep olabileceği endişesi ile 1978 yılında yetersizlik kararı almış ve Yunanistan’ın bu yöndeki tutumunda bir aksama olmuştur.

Kıta Sahanlığında mevcut anlaşmazlığın temel nedeni ekonomik kaynakların paylaşılması yanında, çizilecek sınırın ileride egemenlik haklarını belirleyen gerçek bir sınıra dönüştürülmesi ihtimalidir. Diğer bir deyişle Ege’de kıta sahanlığının sınırlandırılması, her iki ülke yönünde de Ege’nin paylaşılması anlamına gelmektedir.

Yunan İddiası: Türkiye’nin karşısında bulunan adalar Yunan ülkesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Yunan egemenliğinde bulunan bu adaları kıta ülkesinden ayırmadan Yunan ülkesini bir bütün olarak ele almak gerekmektedir.

Yunan İddiasına Cevap: Yunanistan, kıta sahanlığı sınırlandırmasında ülkesinin Türkiye’ye karşı kıyıları olarak en uçtaki adaların esas alınmasını istemektedir. Ancak 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Konvansiyonu; Yunanistan’ın, takımada rejiminden yararlanacak adalar ile katı ülkesini birleştirmesine imkan vermediği gibi, genel anlayışta ülkesel bütünlük ilkesinden hareketle adaların, kıta ülkeleriyle koşulsuz eşitlik ilkesi içinde ele alınmasına da karşı çıkmaktadır. Ayrıca uluslar arası yargı ve hakemlik organları kararları, adaların bulunduğu bölgelerdeki sınırlandırmalarda ilk aşama olarak ana ülkeler arasında kıta sahanlığı alanlarının saptanması, ikinci aşama olarak da adalara belirli kıta sahanlığı alanları tanınması yoluna gitmektedir. Buna örnek olarak 1977 tarihli İngiltere-Fransa Kıta Sahanlığı davasına ilişkin hakemlik kararı gösterilebilir.

Yunan İddiası: Adaların da kıta sahanlığı vardır. Bu husus, Deniz Hukuku Sözleşmesinin 121 inci maddesi ile teyit edilmektedir. Bu nedenle adaların kıta sahanlığı sınırlandırması sırasında kıta ülkesiyle eşit koşullarda ele alınması gerekmektedir.

Yunan İddiasına Cevap: Hiçbir hukuk ya da mantık kuralı, kendisinden kat kat büyük bir kıta ülkesi karşısındaki adalara aynı boyutlarda kıta sahanlığı verilmesi öngörmemektedir. Yunanistan bu tezi ile, siyasal ve ülkesel tümlük iddiasına dayanarak Ege’yi tümüyle bir Yunan ülkesi durumuna getirmesinin imkansızlığı karşısında, adalara karasularının dışında belirli genişlikte kıta sahanlığı alanları sağlamayı amaçlamaktadır.

Uluslar arası hukuka göre, koşullar elvermediği takdirde, bir başka devletin kıta ülkesine kendi kıta ülkesinden daha yakın olan ya da küçük boyutlu adaların yalnızca karasuları ile yetinmelerine hiçbir hukuksal engel yoktur. Nitekim 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi (md. 1231/3), küçük adaların insanların oturmasına elverişli olmayanlarının kıta sahanlığına sahip olamayacağını öngörürken, kimi antlaşmalar öteki Devlet kıta Ülkesine yakın adaların karasuları ile yetinmesini kabul etmektedir. Buna örnek olarak 18-12-1978 tarihli Papua Yeni Gine ile Avustralya arasındaki antlaşma gösterilebilir. Dolayısıyla bu konudaki Yunan iddiasının da hiçbir hukuksal geçerliliği yoktur.

Yunan İddiası: Türkiye ile Yunanistan adaları arasındaki Kıta Sahanlığı sınırlandırması, bu adaların Türkiye’ye en yakın kıyılar dikkate alınarak eşit uzaklık ilkesine göre yapılmalıdır. Söz konusu husus, uluslararası örf ve adet kuralı niteliğini kazanmış bulunan 1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesinin 6’ncı maddesiyle de teyit edilmektedir. Bu madde “Kıta Sahanlığı sınırlandırması anlaşma ile gerçekleştirilir. Anlaşma yapılamaz ise eşit uzaklık ilkesi uygulanır.” şeklindedir.

Yunan İddiasına Cevap: Sınırlama, iki ülke arasında yapılacak anlaşma ile gerçekleştirilmelidir. Türkiye, 27 Şubat 1974 tarihinde Yunanistan’a verdiği ilk karşı notasından başlayarak sürekli bir biçimde EGE Kıta Sahanlığı sınırlandırmasının görüşmeler sonucunda gerçekleştirilecek bir antlaşma ile yapılmasını savunmaktadır. Türkiye’nin, Ege’de kıta sahanlığını antlaşma yoluyla sınırlandırma sahanlığı sınırlandırmasının karmaşıklığı nedeniyle, sınırlandırmanın ilkelerini en kabul edilebilir biçimde saptayan öze ilişkin bir sınırlandırma ilkesi olarak da ortaya çıkmaktadır. Türkiye bu konuda bir takım uluslar arası antlaşmaları da dayanak olarak gösterebilmektedir. (Örneğin, 1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi Md. 6, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi Md. 83)

* Kıta Sahanlığı sınırlandırılmasında doğal uzantı esastır; bir kıta ülkesinin doğal uzantısında yer alan adaların kendi adlarına kıta sahanlığı yoktur. Türk görüşüne göre, Ege’de bu ilke uygulandığı zaman, bu deniz yatağının önemli bir bölümü Anadolu yarımadasının doğal uzantısını oluşturmakta olup, adaların kendi başlarına bir kıta sahanlığı alanına sahip olmadıkları görülmektedir. Türkiye bu görüşünün hukuksal dayanağı olarak Uluslar arası Adalet Divanı’nın 1969 Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı Davalarına ilişkin kararının özellikle 85’nci paragrafını göstermektedir. Bu paragrafa göre, her devletin kıta sahanlığı, onun ülkesinin doğal uzantısı olmalı ve başka bir devletin ülkesinin doğal uzantısına girmemelidir.”

* Antlaşma yapılamadığı zaman, sınırlandırma, hakça ilkelere göre yapılıdır. Hakkaniyet esası için Ege’nin yarı kapalı niteliği, doğal kaynakların, güvenlik ihtiyaçları ve ulaşım yolları bakımlarından taraflara olan önemi göz önünde tutulmalıdır. Türkiye ilk kez bu ilkeyi 27 Şubat 1974 tarihli notasında, eşit uzaklık ilkesini reddederken Divan’ın 1969 kararından verdiği pasajlar çerçevesinde ileri sürmüştür. Gerek uluslar arası yargı ve hakemlik kararlarının sürekli olarak kabul ettiği (Divan’ın 1969 Kuzey Denizi, 1982 Tunus-Libya ve 1974 ABD-Kanada Davaları; 1977 İngiltere-Fransa Davası gibi) gerekse BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin içerdiği bu ilke, Türkiye için en temel verilerden biridir.

KARASULARI

1923 yılında Lozan Antlaşmasının imzalandığı dönemde Türk ve Yunan karasuları 3 mil idi. Ancak, 1936 yılında, Yunanistan tek taraflı bir kararla karasularını 6 mile çıkarmış, 1964 yılında Türkiye’nin de karasularını 6 mile çıkarmasıyla Ege’de bugünkü durum meydana gelmiştir. Şu anda Ege’nin; %48,85’i açık denizler, %43,68’ni Yunan karasuları ve %7,47’sini de Türk karasuları oluşturmaktadır.

Karasuları konusunun iki ülke arasında ciddi boyutlara ulaşabilecek bir sorun haline gelmesinin nedeni, Yunanistan’ın Ege’de karasularını 6 milin ötesine genişleterek, Ege’yi bir Yunan gölü haline getirmek istemesinden kaynaklanmaktadır.

Yunan İddiası: Büyük bir çoğunlukla prensipte onaylanan ancak henüz yürürlüğe girmeyen BM Deniz Hukuku Sözleşmesinin 3’ncü maddesi ülkeler karasularını 12 mile kadar genişletme yetkisi vermekte olup, bu husus genel bir kuraldır. Yunanistan Sözleşmeyi imzaladığına göre Ege’de karasularını 12 mile kadar genişletme hakkına sahiptir.

Yunan İddiasına Cevap: Karasularının genişliğine ilişkin genel ve her yerde uygulanabilecek tek düze bir kural yoktur ve olmamalıdır. Yunanistan Ege’de karasularını 1936 yılında 6 mile çıkararak Lozan’da tesis edilmiş hakkaniyeti tek taraflı olarak ihlal etmiştir. Şu anda Ege’de iki ülkenin de uyguladıkları 6 millik karasuyu son limitine ulaşmıştır. Ayrıca Yunanistan’ın böyle bir uygulamaya gitmek istemesi, kendisinin imzaladığı Deniz Hukuku Sözleşmesinin 300’ncü maddesinde yer alan hakkın suistimal edilemeyeceği prensibiyle çelişki oluşturmaktadır.

Türkiye, karasularının genişliği konusunda genel olarak kabul edilen ve dünyanın her bölgesinde uygulanacak tek düze bir kuralın olmadığını III. Deniz Hukuku Konferansının başlaması ile Karakas’ta açılmamış ve bu tutumunu sürdürmüştür. Türkiye’nin sürekli olarak bu tezini savunması nedeniyle söz konusu kural Türkiye’ye karşı ileri sürülemez. Çünkü öncelikle Türkiye Sözleşmeye taraf değildir. Ancak, bir gün bu yönde bir kuralın örf adet kuralı değeri kazanması durumunda bile, buna başından beri karşı tutum alan Türkiye’ye karşı uygulanamaz.

Yunan İddiası: Yunanistan’ın siyasal ve ülkesel bütünlüğünün bir parçası olan adalarına da ana katıdan bir ayırım yapmaksızın, karasularını 6 milin üzerine çıkarma hakkı verilmelidir. 12 mil karasuları genişliğini saptamak kıyı devletinin egemenlik yetkisine girmektedir.

Yunan İddiasına Cevap: Ege’de karasularının 6 milin üzerine çıkarılması, açık deniz sahalarını yok denebilecek kadar azaltacak, bu denizin tümüne yakın kaynakları Yunanistan’a kalacak, Türk Deniz Kuvvetlerinin uluslar arası sular vasıtasıyla Ege’den Akdeniz’e geçişi imkansız hale gelecek, bu denizde ve üzerindeki hava sahasında TSK’nce tatbikat icrası mümkün olmayacak ve Ege, Yunan egemenliğine geçmiş olacaktır.

Karasuları genişliği saptanırken coğrafi özellikleri olan denizlerin göz önünde tutularak bunlar için durumlarına uygun hükümlerin öngörülmesi görüşü, III. Deniz Hukuku Konferansında Türkiye tarafından açıklanmış ve Ege’nin, özellikleri olan ve genel nitelikli karasuların dışında birtakım özel kuralların uygulanması gereken bir deniz olduğu bildirilmiştir. Uluslar arası hukukun yerleşmiş bir kuralı olduğu kabul edilen “bir kıyı devletinin fiilen ve otomatikman ve başlangıçtan beri sahip olduğu kıta sahanlığı haklarını karasuları gibi bir başka hukuksal kavrama ilişkin yeni gelişmelere dayanarak “elden alınması” hukuksal bir çelişkidir ve geçerli olamaz” kuralına göre Yunanistan Ege’de tek taraflı olarak karasularını 6 milin üzerine genişletemez. Ayrıca Yunanistan tarafında ileri sürülen; Ege’de karasularının azami genişletilmesini saptama yetkisi kıyı devletinin egemenlik yetkisine girmektir” iddiası, ancak “buna başka devletlerce itiraz edilmemesi durumunda geçerlilik kazanabilir” ilkesine tamamen bağlı olmak zorundadır. Buna örnek olarak, Uluslar arası Adalet Divanı’nın 1951 yılında İngiltere ile Norveç arasındaki Balıkçılık davası ve 1974 yılındaki İngiltere ile İzlanda arasındaki Balıkçılık davalarında vardığı karar gösterilebilir.

“Deniz alanlarının sınırlandırılmasının her zaman bir uluslar arası yöne vardır; bu, yalnızca kıyıdaş devletin iç hukukunda açıklandığı biçimiyle onun iradesine bağlı olamaz. Her ne kadar, tek kıyı devletinin bunu gerçekleştirme niteliğine sahip olması nedeniyle, sınırlandırma işlemi zorunlu olarak tek taraflı bir işlem ise de, buna karşılık, bu sınırlandırmanın üçüncü devletler bakımından geçerliliği uluslar arası hukuku ilgilendirmektedir.”

Bu nedenlerle; Yunanistan’ın resen tek taraflı kararlarla Ege’de karasularını genişletip Türkiye’nin ortak olduğu kıta sahanlığı ve karasuları haklarını elinden almaya çalışması Uluslar arası Hukuka aykırı olmasının yanı sıra Türkiye tarafından kabul edilemez ve böyle bir durum harp sebebi sayılacaktır.

FIR HATTI

Bugünkü İstanbul/Atina FIR’ı (Flight Information Region) 1952 yılında usulüne uygun olarak yapılan toplantılar neticesinde Uluslar arası Sivil Havacılık Teşkilatınca bölgesel planlara geçirilmiştir. Yunanistan’ın FIR’ı hudut gibi göstermeye çalışması üzerine, bu hattın değiştirilmesi için Türkiye, 1966, 1968, 1971 ve 1974 yıllarında ICAO nezdinde girişimlerde bulunmuşsa da herhangi bir sonuç elde edilememiştir.

Yunan İddiası: Halen mevcut FIR HATTI, Uluslar arası kurallara göre saptanmıştır. Hiçbir surette müzakere ve münakaşa edilemez. Uluslar arası Sivil Havacılık Teşkilatı (ICAO) kuralları gereğince, bölge değiştiren sivil uçaklar için uçuş planları ve uçuş bilgileri, girdikleri bölgenin hava trafik kontrolü (ATC) unsurlarına verilmektedir. Bunun amacı, uçuş bilgi bölgelerinde, hava trafik, arama ve kurtarma hizmetlerini yürütmek suretiyle, uçuşların güvenliğini sağlamaktır. Devlet uçakları için de aynı hizmetler söz konusu olduğuna göre, askeri uçakların, bu uygulamanın dışında bırakılmaması gerekir.

Yunan İddiasına Cevap: FIR Hattı Türk-Yunan sınırı gibi işlem görmemeli; Türkiye’nin açık denizler üzerindeki hareketini eşit ve serbest olarak kullanma hakkını sınırlanmamalıdır. Uluslar arası Sivil Havacılık Teşkilatı (ICAO) sivil bir kuruluş olup, Şikago Sözleşmesinde sadece sivil hüviyetli uçakların uçuş bilgilerini verecekleri, askeri uçaklar ait kuralların ikili anlaşmalarla saptanması gerektiği açık şekilde belirtilmiştir. Türkiye ile Yunanistan arasında konuya ilişkin ikili bir anlaşma olamadığından, Türkiye, devlet uçakları için aynı uygulamaya tabi olmayı zorunlu saymamaktadır. Zira, devlet uçaklarına kural koyma yetkisi sadece devletin kendisine aittir.

Ayrıca, gerek NATO ve gerekse Milli Tatbikatlarda, tatbikat öncesinde tatbikat sahaları usulüne uygun olarak Notam’lattırılmakta ve tatbikat uçakları görerek uçuş kurallarına göre ve genellikle satıh radarının pozitif kontrolünde uçmaktadır. Uluslar arası hava sahalarında harekat hava trafiği olarak pozitif radar kontrolünde yapılacak bir askeri uçuş için uçuş plan bilgisi veya rapor verme zorunluluğu getirmek, hem Şikago Sözleşmesinin 3. maddesine hem de açık denizlerdeki uçma serbestisini sağlayan Uluslar arası Hukuk ve teamüllerine aykırıdır. Ege’de uluslararası hava sahalarında yapılacak uçuşlara ilişkin uçuş plan bilgisi verilmesi konusunda ısrar edilmesi, FIR sorumluluğu nedeniyle, Yunanistan’a verilen teknik sorumluluğun, bir hava savunma vasıtası olarak kullanılması anlamını da doğurmaktadır.

Bu yorumun doğruluğunu, Yunanistan’ın, tatbikatlarda uçuş plan bilgilerinin kendilerine verilmediği gerekçesiyle yaptığı teşhis önlemlerine kanıtlamaktadır. Bölgenin uluslar arası hava sahalarında teşhis için önleme bir güvenlik gereği olarak yapılıyorsa bu işlemi yapmada, Yunanistan’ın olduğu kadar Türkiye’nin de hakkı vardır.

MİLLİ HAVA SAHALARI

1944 tarihli Şikago Sözleşmesi ve Uluslar arası Hukuk, milli hava sahasının genişliğini, ülkenin karasuları genişliği ile sınırlamıştır.

Yunan İddiası: Ege’de karasularının 6 mil olmasına karşı hava sahası genişliği 10 mil olarak tespit edilmiştir. 10 millik hava sahasına giren uçaklar Yunan hava sahasını ihlal etmiş olmaktadır.

Yunan İddiasına Cevap: 1944 tarihli Şikago Sözleşmesi ve Uluslar arası hukukun hava sahasını karasuları genişliği ile sınırlandırılmasına rağmen Yunanistan’ın hiçbir hukuksal dayanağı olmadan hava sahasını 10 mil genişlikte olarak ilan etmesi kabul edilemez. Üstelik bu iddia 1931 tarihli bir kararnameye dayandırılmakta ve bu şekilde bir iddia dünyada sadece Yunanistan tarafından ileri sürülmektedir. Bu kararnameni mevcudiyeti 1975 yılında yayınlanan Yunan AIP’sinde (Anoronautical Information Publication) belirtilmiş ve buna Türkiye tarafından derhal itiraz edilmiştir.

Yunanistan, 10 millik hava sahası iddiasına dayanarak, Türk askeri uçaklarının gerek eğitim uçuşları, gerek tatbikatlar sırasında hava sahası ihlallerinde bulunduğunu ileri sürmektedir. Böylece uluslar arası hukukun temel kurallarını ve mevcut düzenlemeleri hiçe sayarak Ege’nin uluslar arası hava sahasının bir bölümün Yunan hava sahası haline getirecek bir emrivaki yaratmak istemektedir.

Türk uçakları 6 millik Yunan hava sahasına girmemekte, ancak bunun ötesinde kalan uluslar arası hava sahasında uçmaktadırlar. Bu durumda, Yunanistan’ın iddia ettiği gibi Yunan milli hava sahası ihlal edilmiş olmamaktadır. NATO tatbikatlarında da 6 millik hava sahası esas alınmaktadır.

http://www.turk-yunan.gen.tr/turkce/sorular_yanitlar/kita_sahanligi.html

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları