Koronavirüs mü? Uluslararası Terör mü? – 2 – – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Müyesser Yıldız ve İsmail Tükel’in Gözaltı Kararı Hakkında   • KKTC’nin Annesi Süheyla Küçük…

Koronavirüs mü? Uluslararası Terör mü? – 2 –

Kâr eden, vergisini ödeyen, sosyal amaçla çok eleman çalıştıran, fiyat politikasıyla piyasayı dengeleyen KİT’ler, bir bir devreden çıktı. Çok yüksek enflasyon, çok yüksek faiz, çok yüksek ithalat ve borçlanma ülkeyi çıkmaza soktu.

24 Nisan 2020
Sadi Somuncuoğlu

Geçen yazıda insanlığı tehdit eden tehlikeleri 7 maddede toplayarak, bunlardan Irkçılık, Sömürgecilik/Emperyalizm ve Uluslararası terörün birlikte ele alınması gerektiğine vurgu yapmıştım. Bu üç unsurlu tehlike hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığımıza dikkat çekerek, terörle mücadelede şehit olan güvenlik gücü mensuplarımızın sayısını bile, doğru dürüst bilmediğimizi ve yöneticilerimizin çelişkili bilgiler verdiğini ileri sürmüştüm. Şimdi önce üç unsurlu tehlike üzerinde durmaya, sonra da şehitlerimiz hakkında bilgi vermeye çalışacağız.

Bugüne kadar uluslararası terör tabirini hiç kullanmadık. Aslında yanlış yaptık. Olayın adı yanlış konunca, teşhis ve tedavi de yetersiz kalıyor. Hani ilk düğmeyi yanlış iliklemek var ya, öyle bir şey. Zira 1984’den bu yana PKK terörünün arkasında ABD, AB ve teker teker batılı emperyalistler vardı. Eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, dağlardaki PKK’lılara yardım paketleri atan ABD helikopterlerine ateş açılmasını emretmişti. Hükümetlerimiz her şeyi biliyordu, buna rağmen emperyalistlerle “dost” ve “müttefikliğimiz” bozulmadan sürdürüldü. Bu ülkeler, hem “PKK, terör örgütü” kararını aldılar, hem de kanun kaçağı eli kanlı teröristlere barınak, “cennet” oldu. PKK, Türkiye düşmanlığını sürdürmek için yeni mevziler elde etti, uluslararası konumunu “meşrulaştırdı.” Esasen sömürgecilerin tarih boyunca hukuktan, insan haklarından, özgürlükten ve demokrasiden anladıkları buydu. Tanzimat’ta “Avrupa hukukundan sayılmak yalanı (!)” uğruna Osmanlı Türk Cihan Devletini “ateşe” attık, şimdi de “AB üyesi olmak yalanı” uğruna Türkiye’mizi buralara sürükledik.

Irkçılık, Sömürgecilik/Emperyalizm ve Uluslararası terör

Soralım, “terör neden 1984’de başladı, ırkçılık ve sömürgecilikle ilgisi nedir?”

Bu üç unsurlu sorunun cevabı için o günleri hatırlayalım ve tesadüfler zincirini anlamaya çalışalım. Bilindiği gibi ırkçılık, sosyoloji, hukuk ve demokrasinin gereği olan vatandaşların eşitliğine karşı çıkarak; zümrelerin, diğer ifadesiyle kökenin/etnisitenin eşitliğine dönüştürüp, milletin birliğine ve devleti bütünlüğüne isyandır. Bu isyan, silahlı, örgütlü ve sömürgecilerle işbirliği ile yapılırsa insanlığa karşı işlenmiş suç oluşur. Uluslararası hukuk da böyle diyor.

Ülkemizde uluslararası terörün 1984’de başlaması tesadüf mü? Bunun için 1980 ve sonrasına bakacağız.

“Bizim çocukların” 12 Eylül 1980 darbesi sona ermiş, 6 Kasım1983’de “icazetli ve vetolu” da olsa yapılan seçimlerde ANAP iktidara gelmişti. Ancak bu arada bir sürpriz yaşandı; seçimlerde iki parti değil de, son anda ANAP da katılınca üç partinin yarışmasıydı. Bu husus çok önemliydi.

Türkiye borçluydu, ekonomi bozuktu, enflasyon ve faizler yüksekti. Başbakan Özal, “enflasyon hırsızlık demektir”, “bozulan dengeleri kısa zamanda düzelteceğim” dedi. Ama tam tersi yaşandı. Özel sektörün yeterli sermaye birikimi yoktu, ama, bu husus önemsenmeden devlet ekonomiden hızla çekilecekti. Bunun için “Bütçe üzerinde kara delik oluşturuyor” dedikleri KİT’ler özelleştirilecekti. Ama zarar eden değil de, kâr eden KİT’ler, tartışmalı bir şekilde de olsa özelleştirildi. Kâr eden, vergisini ödeyen, sosyal amaçla çok eleman çalıştıran, fiyat politikasıyla piyasayı dengeleyen KİT’ler, bir bir devreden çıktı. Daha dinamik çalışacağı söylenen özel sektör bekleneni vermedi. Türkiye pazarı, Özal’a övgüler düzen küresel şirketlere açıldı. Çok yüksek enflasyon, çok yüksek faiz, çok yüksek ithalat ve borçlanma ülkeyi çıkmaza soktu.

Özal’ın Başbakanlığında, 1984’de başlayan uluslararası terörün, Özal 1993’te vefat ettiği dokuz yılda zirve yaptığı görüldü. Daha sonra ki iktidarlar döneminde 1997-98’de terör yenildi, dağıtıldı. 1999’da teröristbaşı yakalandı, yargılandı ve idama mahkûm edildi. Bu gelişmeden sonra 10 Aralık 1999’da AB Helsinki Zirvesinde Türkiye’ye aniden aday üye statüsü verdi. Bunun bir sebebi olmalıydı. Zira 1963’de Ankara Anlaşmasıyla ortak olmak için 34 yıldır kapıda bekletilen Türkiye, 1997’de (Varşova Paktı’ndan bağımsızlığını yeni kazanan 10 ülkeye adaylık verirken) yine dışlanan tek ülke olmuştu. İki sene sonra 1999’da aday ülke oluşumuzu Bakanlar kurulunda, teröristbaşını idamdan kurtarmak, AB’den ümidimizi kesmemek, Kıbrıs ve Egeyi almak, ülkemizde Lozan’ın dışında yeni bir azınlık yaratarak bütünlüğümüzü çatlatmak şeklinde izah etmiştim. Bu tez, 2002’de yayımlanan kitaplarımda da mevcuttur.

Gelecek yazıda: 2004’de ABD Temsilciler Meclisinin, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’ni kabul etmesinin anlamı ve günümüze etkileri üzerinde duracağız. Sonra da uluslararası terörle mücadelede ne kadar şehit verdik buna bakacağız.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları