Libya’da 100 Yıl Sonra Yine Savaş… – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)   • Söz Konusu-5: Açık Oturum

Libya’da 100 Yıl Sonra Yine Savaş…

10.05.2011   1911 İstanbul… Mustafa Kemal’in çocukluk arkadaşı Fuat Bulca anlatıyor:[1] “Biz uzak tayinlerle İstanbul’dan ayrılmanın hazırlığı içindeyken, Mustafa Kemal bana haber gönderdi. Kendisi Genelkurmay 5.şubede vazife görüyordu. Gittik. Masasının üzerinde duran mektubu işaret etti. Bu Ali Fethi Bey’in kısa bir mektubuydu ve şu not yazılıydı:  Yarın sabah seninle Enver Bey’e gideceğiz, mühim bir mesele var. […]

15 Mayıs 2011
Milli Düşünce Merkezi

10.05.2011 
 
1911 İstanbul…

Mustafa Kemal’in çocukluk arkadaşı Fuat Bulca anlatıyor:[1] “Biz uzak tayinlerle İstanbul’dan ayrılmanın hazırlığı içindeyken, Mustafa Kemal bana haber gönderdi. Kendisi Genelkurmay 5.şubede vazife görüyordu. Gittik. Masasının üzerinde duran mektubu işaret etti. Bu Ali Fethi Bey’in kısa bir mektubuydu ve şu not yazılıydı:  Yarın sabah seninle Enver Bey’e gideceğiz, mühim bir mesele var. Mustafa Kemal bana dönerek, seni görmek istememin sebebi bu. Hepimize daha uzaklara yol görünüyor. Ama kendi kendimizi tayin ediyoruz. Trablusgarb’a gidiyoruz. Sen de geliyorsun…”

Osmanlı’nın Kuzey Afrika’da ve Akdeniz’deki en önemli vilayeti olan Trablusgarp, İtalyanlar tarafından işgal edilmişti. Osmanlı  Balkanlarda ve Yemen’de çıkan isyanlarla boğuşuyor, içerdeyse Meşrutiyet’in siyasi karmaşası yaşanıyordu[2]. Yaşlı paşalar her sorunu Düvel’i Muazzama’dan (Büyük Devletler) aman dilenerek ve diplomasi yoluyla çözmeyi planlıyor, olmazsa ver-kurtul siyasetiyle ayakta kalmaya çalışıyorlardı. Enver Bey, Mustafa Kemal, Eşref Bey (Kuşçubaşı) gibi hürriyetçi subayları toplayıp ne yapılabilir diyerek çözüm aramaktaydı. Gayrı-resmi yollardan giderek Libya’da bir direniş başlatmak ve işgalcilere ders, Osmanlı’ya cesaret vermek istiyorlardı. İşte Mustafa Kemal’in kastettiği hazırlık buydu. O akşam Enver Bey’in Beşiktaş’taki evinde 10 civarında subaylar toplandı ve planlar yapıldı. Toplantıda Enver Bey’in planı şuydu:[3] Bir vatan parçası hiçbir karşı hareket olmadan düşmana teslim edilemez. Bizler kendi arzumuzla ve özel bir teşkilat olarak müdafaayı ele alacağız. Harbiye nezareti bizi mezun addedecek. Orada teşkilat yapacağız. Ben daha evvelde Trablusgarb’ta bulunmuştum. Haleti ruhiyeyi bilirim. Eğer ciddi olarak müdafaaya girişirsek başta Sinusiler olmak üzere halk bize yardım eder. Enver Bedevileri teşkilatlandıracak, Eşref Bey’de geliyor. Mıntıkaları harita üzerinde taksim dahi ettik. Bunu mahrem tut. Hiç kimse bir şey bilmiyor. İşte Teşkilat-ı Mahsusa’nın temellerinin atıldığı, Balkan ve 1.Dünya Savaşına kumanda eden o büyük kahraman kadronun Cumhuriyeti de kuran mücadele azmi ve kararlılığının sınandığı Trablusgarb direnişi böyle başlamıştı.[4] Trablusgarb’ın işgali Osmanlı için çok önemli sonuçlar doğurabilecek bir saldırıydı. Afrika’daki son Osmanlı vilayetini ne pahasına olursa olsun korumak gerekiyordu. İtalya diğer sömürgeci devletler gibi sömürge edinme sevdasına katılmış ve bu amaç doğrultusunda önce Tunus’u almak istemişti ama Fransa buna izin vermedi. İtalya’da bunun üzerine Etiyopya, Somali ve Libya üzerine ağırlık verdi. Zaten diğer Avrupalı devletler İtalyanlara buraları gösteriyordu. 1 Ekim 1911’de işgal edilen Libya’ya, 15 Ekim’den itibaren gazeteci, tüccar, din adamı gibi çeşitli kılıklarda onlarca Osmanlı subayı gitmeye başladı. Bölgeyi çok iyi tanıyan ve Arapça’yı lehçeleriyle birlikte anadili gibi konuşan Kuşçubaşı Eşref Bey Mısır ve Cezayir üzerinden gidişleri organize etmiş; para, sahte kimlik ve kıyafetleriyse İttihat ve Terakki Genel merkezi’nden Kara Kemal tedarik etmişti[5]. Mustafa Kemal Tanin Gazetesi muhabiri Mustafa Şerif sahte kimliğiyle Mısır üzerinden Trablusgarp’a geçmişti. Balkan savaşları, 1.Dünya savaşı ve Milli Mücadele boyunca büyük hizmetleri olan Teşkilat-ı Mahsusa’nın ana kadrosundan Süleyman Askeri, Şekip Arslan, Ömer Fevzi, Zenci Musa, Ali Başamba, Salih Tunusi gibi birçok mücahit burada tanışacaktı birbirleriyle. Bu sırada Trablus, Bingazi ve Derne’de Enver Paşa’nın örgütlediği kuvvetler direnişi sürdürmekteydi. Sinusiler bütün güçleriyle Osmanlı subaylarının emrindeydi. Bir yandan Bedevilere eğitim veriliyor. Bir yandan da Eşref Bey’in birkaç fedaiyle İtalyan kuvvetlerine yaptığı ani baskınlardan elde edilen silah ve mühimmat eksiği tamamlanıyordu. Empertalist paylaşımda gecikmiş olarak pay talep eden İtalya’nın bu saldırısı kendisine çok pahalıya patlayacaktı. Libya kıyılarından içeriye giremeyen ve sahil şeridine hapsolan İtalyan kuvvetleri, başarısız Habeşistan işgalinden sonra şimdi de Trablusgarp’da acemice bir işgal girişiminin rezaletini yaşıyordu. İngiltere ve Fransa tarafından da destek görmeyen bu işgal İtalya’da siyasi krize de yol açacaktı. Bir yıl boyunca yüz binlerce askeriyle Trablusgarp sahilinde savunmada kalan işgalciler, sonunda Lübnan kıyılarındaki Türk gemilerine saldıracak, Çanakkale Boğazına başarısız bir saldırı denemesi yapacak ve Adriyatik’te Arnavutluk isyanına destek verecekti. Tüm bu çaresiz girişimlere rağmen, direnişi engelleyemediği gibi daha da zor günler onları bekliyordu. Burada Libya halkıyla ilgili biraz bilgi verelim..

 

Libya halkı daha çok Bedevi ve Bedevi hayatı şehir kültürüyle çok bağdaşmaz. Bundan dolayı disiplin özelliği çok yerleşmemiştir. Dolayısıyla Bedevilerin askeri disiplin altına girerek başarılı olması zor bir olaydır. Osmanlı subayları Bedevilere durmadan askeri talim yaptırarak, disipline soktular ve İtalyanlar üzerinde ciddi başarılar kazandılar. Kuşçubaşı Eşref, örgütlediği sivil unsurlarla Derne, Bingazi, Trablus ve Tobruk’ta sivil halk ayaklanmalar çıkartıyor buralara yönelen İtalyan kuvvetlerinden boşalan yerlere ani baskınlar düzenliyordu. Türk subayların eğitiminden geçerek gerilla savaşı veren Sinusi kuvvetleri tam donanımlı İtalyan ordusuna adete kök söktürüyordu. İtalyanların o büyük donanması ve toplarına rağmen sadece sahil kısmı hariç Libya’nın hiçbir yerine giremediler. 120.o00 kişilik bir ordudur bu ordu ve modern silahlarla donatılmış olmasına rağmen Osmanlı subayları ve bu subayların eğittikleri Bedevilerin başarısını buradan anlayabiliriz.

 

Bu baskınlardan birinde Derne komutanlığı görevini yürüten Mustafa Kemal çatışma sırasında gözlerinden yaralandı. Eşref Bey Mustafa Kemal’i çadırına götürerek tedavi ettirmeye çalıştı. Mısır’da bir doktor ayarlayarak Mustafa Kemal’i Mısır’a nakletti. Oradan Viyana’ya geçen Mustafa Kemal iyileştikten sonra tekrar Trablusgarp’a gidemeden Balkan Savaşı çıkacaktı[6]. Ancak Tablusgarp cephesinde başlayan dostluklar, Milli Mücadeleye ve Cumhuriyet’in kuruluşuna uzanan o kritik yıllar boyunca hiç bitmeyecekti.  Ayrıca direniş boyunca  Libya halkı Türk subaylara büyük bir sevgi ve saygı gösteriyordu. Bir muharebe esnasında Arap kabilelerle birlikte gönüllü olarak çatışmada yer alan Türk askeriyle Arap direnişçilerini dostluğu tarihte nadir olarak görülebilir.  Arap birliklere Türk subayları yön vermekteydi.  Kanlı çarpışmaların birinden sonra Abdülkadir isimli bir Türk subayı şehit düştü.  Bunun üzerine Arap şeyhlerinin ileri gelenlerinden on beş’e yakın kişi kumandanlık çadırına gelerek, şöyle dediler: Kumandanımızdan rica ediyoruz ki ateş hatlarına Türk subayları ve erleri sevk edilmesin. İleri karakol görevlerini biz Arap mücahitler ifa edelim. Çünkü siz bizim için çok değerlisiniz.[7]

 

Libya 100 yıl aradan sonra yine yabancı askerlerin ayak bastığı bir yer oldu. Bir yandan Kaddafi’ye bağlı birlikler, diğer yandan muhalif gruplar ve NATO.

 

Çatışmalar haftalardır devam etmekte ve bu yaşanan krizi, askeri yollardan çözmenin artık imkansız hale geldiği görülmekte. Müttefik hava kuvvetleri, BM Güvenlik Konseyi’nin kararını verdiği yetki ile başta yoğun bombardımanlara girişti. Daha sonra NATO komutası altında sürdürülen operasyonlar, Kaddafi’nin ordusunda epey tahribat yaptı, ama açıkçası onu saf dışı edemedi. Nitekim Libya askerleri saldırılarını sürdürüyorlar. Bu da karadaki çatışmaların sırf hava gücü ile durdurulamayacağını gösteriyor [8] Çözüm bir noktada yine aktif diplomasi olacaktır. Çünkü taraflar askeri olarak birbirlerine üstünlük sağlayamamaktalar ve bu şekilde giderse daha  da çok kan akmaya devam edecektir. Bir an önce Kaddafi, bölgesel ve küresel aktörler üzerlerine düşen görevleri yerine getirmek için uğraşmalı, çıkar kavgası peşine düşmemelidir. Aksi taktirde bu tutum, tarihteki  “kara bir leke” sayfası kısmına yeni bir bölüm olarak not edilecektir.  
 
——————————————————————————-

[1] Trablusgarp’ta Bir Avuç Kahraman-Cemal Kutay,

[2] Modern Türkiye’nin Doğuşu-Bernard Lewis,

[3] Trablusgarp’ta Bir Avuç Kahraman-Cemal Kutay,

[4] Teşkilat-ı Mahsısa-Philip H Stoddard

[5] İttihat ve Terakki-Feroz Ahmad

[6] Trablusgarp’ta Bir Avuç Kahraman-Cemal Kutay

[7] Sabah Gazetesi 25 Aralık 1915

[8]Sami Kohen, Libya krizinde askeri çözüm yok

http://dunya.milliyet.com.tr/libya-krizinde-askeri-cozum-yok/dunya/dunyayazardetay/09.04.2011/1375324/default.htm

 
 
 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları