Millî Düşünce Merkezimizin Hazırladığı Çin Raporu yayında

Millî Düşünce Merkezi, hazırlamış olduğu ‘’Türkiye’nin Çin Politikası Nasıl olmalı?’’ konulu raporu yayımladı. Rapor; Çin’e karşı Türkiye nasıl bir yol ve politika izlemelidir sorusunu sorarken, Doğu Türkistan'dan PKK'ya ve Avrupa'ya kadar kapsamlı analizler içeriyor.


Merkezimizin hazırlamış olduğu ‘’Türkiye’nin Çin Politikası Nasıl olmalı?’’ konulu rapor yayımlandı.

Raporunun tamamına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

ÇİN POLİTİKAMIZ NASIL OLMALIDIR?

Raporun içerdiği bilgiler oldukça dikkat çekici… Peki, bu raporun içerisinde neler var?

23 Ocak, 30 Ocak ve 6 Şubat 2021 tarihleri arasında yapılan üç oturumlu beyin fırtınasında uzmanlarımız; Çin’in politikaları ve dünya siyasetindeki konumuyla ilgili fikirlerini sundular. Bu üç toplantı sonucunda ortaya birbirinden farklı bakış açıları çıktı. Ayrıca Türkiye’nin Çin ile ilişkisinin tek başına ele alınamayacağı, Çin’in Asya’dan Avrupa’ya uzanan bölgesel etkisi ve gücünün de dikkate alınması gerektiği bu toplantılarda dile getirildi. Sağlam ve etkin bir dış politikanın işleyen bir anayasaya ve güçlü bir ekonomiye dayandığı, ülke içi ayrışmaların uluslararası alanda bir ülkeyi zayıf düşüreceği vurgulandı. Bu sebeple, herhangi bir ülkeyle ilişkiler tartışılırken her iki ülkenin de iç ve dış önceliklerine bakmak gerektiği hususu ağırlık kazandı.

Uzmanlarımıza göre Türkiye’nin ülke içi öncelikleri raporda şu başlıklar altında sıralandı:

  • İşleyen bir anayasal sistem ve bağımsız yargının tesisi
  • Teröre ve bölücülüğe karşı mücâdele
  • Ekonomik denge ve refah hedefi
  • Millî Eğitim
  • Kültür politikaları
  • Devletin bekası

Her bir maddeyle ilgili gerekli çözüm önerilerini sunan uzmanlarımız ardından Türkiye’nin uluslararası arenadaki önceliklerini tespit ederek bunları da şu başlıklar altında belirtti:

  • Teröre ve bölücülüğe karşı uluslararası dayanışmayı sağlamak
  • Avrupa Birliği süreci
  • Suriye ve Irak meselelerinin hâlli
  • Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
  • Adalar Denizi
  • Doğu Akdeniz
  • Güney Kafkasya’da istikrar
  • Asılsız Ermeni iddialarına karşı aktif mücâdele
  • Kırım meselesinin barış yoluyla hâlli
  • Doğu Türkistan’da insan hakları ihlâlleri
  • Türk Dünyası yakınlaşması
  • Balkanlarda istikrar
  • Batı’da yükselen Türkiye karşıtlığı ile mücâdele

Türkiye’nin ülke içi önceliklerine 6, uluslararası önceliklerine 13 maddede reçete sunan uzmanlarımızın her bir maddeye dair açıklamaları oldukça dikkate değer. Saha sonra Çin’in ülke içi öncelikleri ve uluslararası arenadaki öncelikleri tespit edilerek raporda şu başlıklara ulaşılmıştır:

Çin Halk Cumhuriyeti’nin ülke içi öncelikleri

  • Çin Komünist Partisinin iktidarına halel gelmemesi
  • Ekonomik kalkınma
  • Azınlık milletlerin Çin kültürüne tehdit olarak algılanması

Özellikle azınlık milletlerin Çin kültürüne tehdit olarak algılanması hususunda uzmanlarımızın Doğu Türkistan hassasiyeti oldukça önemlidir. Raporda bu madde: ‘’Çin Komünist Partisi 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’ni ilan ettikten sonra ilk iş olarak Doğu Türkistan’ı işgal etti. 1950’li yıllarda da Tibet üzerine baskı kurdu ve tartışmalı bir anlaşmayla bu bölgeyi de ilhak etti. Çin kültüründen başka kültürlerin hâkim olduğu batı bölgelerinde egemenliğini ve meşruiyetini sağlamak için bir milliyetler politikası geliştirdi ve bazı halklara kâğıt üzerinde özerklik vermek zorunda kaldı. Çin Halk Cumhuriyeti’nin bundan sonraki hedefi, Çin kültür ve nüfusunu bu bölgelerde hâkim kılmaktı. Bu bölgelere yoğun Çinli göçüyle birkaç bölge haricinde, nüfus üstünlüğünü ve kültürel hâkimiyetini sağladı. Bugün için kültürel hâkimiyet sağlayamadığı bölgeler olarak Doğu Türkistan ve Tibet görülmektedir. Demografik ve kültürel olarak hâkim olduğu İç Moğolistan Özerk Bölgesindeki mevcut uygulamaları da8 Çin’in Tibet ve Doğu Türkistan’da gelecekte uygulayacağı politikaları göstermektedir. Çin’in iç politika önceliklerinden biri buralarda önce kültürel hâkimiyetini sağlamak, sonra da bölgeyi tamamen Çinlileştirmektir.’’ İfadeleriyle belirtiliyor. Doğu Türkistan’da Çin’in uyguladığı yaptırım ve kültürel yıkımların ne tür sonuçlara yol açacağına özellikle değiniliyor.

Uluslararası Arenada Çin Halk Cumhuriyeti’nin Öncelikleri

  • Tek Çin Politikası
  • Deniz alanlarındaki komşularla sorunlar
  • Çin tipi Yeni Dünya Düzeni Yaratmak
  • Kuşak-Yol İnisiyatifi
  • Teknoloji ihracı
  • Uluslararası altyapı yatırımları
  • Kültürel tanıtım
  • Müttefik ülkeler yaratma ve çoğaltma

Özellikle 2013 yılında Çin tarafından başlatılan Kuşak-Yol İnisiyatifi projesinin bugün geldiği noktaya ve yayılmasına dikkat çekilen raporda, Çin’in ‘’Tek Çin Politikası’’ndan hareketle ne düzeye ulaştığını ve hedeflerini okumaktayız. Raporda Kuşak-Yol projesinin bugünkü durumu şu cümlelerle ifade edilmektedir:  ‘’Bugünkü durumda Kuşak-Yol İnisiyatifinin kapsamı ilk ilan edildiğine göre çok daha genişlemiştir. 126 ülke ve 29 uluslararası örgütle bu siyasetin bileşenlerini oluşturan anlaşmalar imzalanmıştır. Yakın zamanda imzalanan Çin-İran ulaştırma işbirlikleri ise bütün güzergâhları etkileme kapasitesine sahiptir. Çin ve İran’ın küresel siyasette müttefike muhtaç ve ortak düşmana sahip olmaları onları yakınlaştıran önemli bir unsurdur. Kısacası Kuşak-Yol İnisiyatifi, Çin Halk Cumhuriyeti için temel dış politika önceliklerinden biri hâline gelmiştir.’’

Kültürel tanıtım hususunda Konfüçyüs Enstitüleri’nin rolüne değinen rapor, Konfüçyüs Enstitülerinin yabancı ülkelerde Çince öğrenenlerin sayısını arttırmakta ve Çin kültürünü tanıtmakta olduğunu vurgulamıştır. Küresel ölçekte kültür tanıtımının günümüzde en önemli unsurları film, dizi ve müzik sektörüdür. Bilişim teknolojisinin gelişmesiyle bunlara oyun sektörü de eklenmiştir. Çin günümüz oyun teknolojisiyle de ciddi bir yatırım ağına sahiptir.

Çin’in müttefik ve dost ülke edinme siyasetine ise raporda ‘’Müttefik ve dost ülkeler, Çin’in hem iç siyaseti için hem de küresel siyaseti için gereklidir. Bunun en yakın örneği Temmuz 2019’da yaşandı. 22 ülke Çin’in Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlâllerini kınadıktan birkaç gün sonra, 37 ülke bu kınamaya karşı Çin politikalarına destek bildirisinde bulundu. O gün başlayan bilek güreşi hâlâ devam etmektedir. 2020 itibarıyla insan hakları ihlâllerine son verme çağrısı yapan ülkeler 39’a, buna karşı Çin’e destek veren ülkeler de 46’ya yükseldi.

Görüldüğü gibi Çin’in kendisine yönelik eleştirileri bertaraf etmek için ciddi bir müttefik ihtiyacı vardır. Diğer yandan Çin Halk Cumhuriyeti, küresel bir iddia sahibi olduğu için bu hedefini gerçekleştirmek yolunda da müttefik edinmeye önem vermektedir.’’ Denilerek yer verilmiştir.

Doğu Türkistan ile Türkiye’nin sosyal bağları tarih boyunca devam etmiş, 20. yüzyıldaki gelişmeler sonucu Doğu Türkistan’ı terk etmek zorunda kalan Türkler, Türkiye Cumhuriyetine yerleşmişlerdir. Bugün son iki yüz yıllık gelişmelerden dolayı Türkiye’ye gelmek zorunda kalan Doğu Türkistanlıların kimi bölgede beşinci nesilleri, kimi bölgede sekizinci nesilleri yaşamaktadır. Böylece Türkiye bölgeyle hâlâ yakın akrabalıkları bulunan bir nüfusa da sahiptir. Bütün bunlar Türkiye’nin Doğu Türkistan’la sosyal ve kültürel bir bağı olduğunu göstermektedir. Bu bağın farkında olan Çin bütün bu yayılmacı politikalarıyla evvela Türkiye’nin de yaptırım gücünü azaltmaya çalışmaktadır. Böylece Doğu Türkistan’da dilediği gibi politika uygulayabilecek gücü ve alanı kendisinde bulacaktır.

Daha sonra Türkiye ile Çin arasındaki ana konuları belirleyen rapor bu konular üzerine de değerli tespitlerde bulunarak yedi ana sorun üzerinden Türkiye-Çin ilişkisini ele alıyor:

  • Doğu Türkistan meselesi
  • Yatırım
  • Teknoloji
  • Turizm
  • Ticaret
  • Tarihî İpek Yolu’nun Canlandırılmasından Kuşak-Yol İnisiyatifine
  • Büyük Güç ilişkisi

a- Batı Asya

b- Türk Dünyası

c- Balkanlar

ç- Rusya

Sonuç bölümüne gelmeden evvel ‘’Türkiye’nin Dünyadaki İlişkilerinde Çin’’ bölümüne yer veren raporda kısaca şu ifadeler üzerine mutlaka düşünülmelidir: ‘’Çin Batı ülkeleri gibi şeklen dahi olsa PKK’yı terör örgütleri listesine almamıştır. Diğer yandan Çin Halk Cumhuriyeti, bölgemizde diğer güçler kadar görünür olmadığı için terör örgütlerine yaklaşımı hususunda kamuoyunda bir bilinmezlik vardır. Halbuki Çin’e yakın bölgelere bakıldığında Çin’in de tıpkı diğer büyük güçler gibi terör örgütleri arasında ayrım yaptığı görülür. Nitekim Çin Halk Cumhuriyeti, Doğu Türkistan İslam Partisi adlı bir örgütün uluslararası terör örgütleri listesine girmesinde aktif rol oynarken bu tutumunun tersine Hindistan’da faal olan radikal İslamcı bir başka terör örgütünün bu listeye alınmasını engellemiştir.’’

Rapor; PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmeyip Doğu Türkistan İslam Partisi’ni terör örgütü olarak nitelendiren Çin’e karşı nasıl bir yol, nasıl bir politika izlemeliyiz sorusunu sorar.

 

 

Nasıl Bir Politika izlenmeli?

Raporun sonunda uzmanlar Türkiye’nin Çin politikasında nasıl bir yol izlemesi gerektiğini somut önerilerle sıralıyor. Atılması gereken somut adımları şu şekilde belirtiyorlar:

Türkiye’nin dış politikada kendisine en uygun yeni dengeyi tutturamaması ülke içerisinde de kafa karışıklığına yol açmaktadır. Ülke içinde hem Batı blokunun hem Rusya’nın hem de Çin’in düşmanları ve taraftarları giderek artmış ve birbirlerini suçlama boyutlarına ulaşmıştır. Bu, sürdürülebilir bir durum değildir. Türkiye, bir yandan NATO üyeliğini devam ettirmenin diğer yandan yeni iki süper güçle yakın ilişki kurmanın savrulmalara kapılmadan bir yolunu bulmalıdır. Türkiye, bütün süper güçler için vazgeçilmez bir ortaktır. Ülke yöneticilerinin de bu vazgeçilmezliği bilip, süper güçlerden birini öbürüne tercih etmeden önümüzdeki yarım asrın politikalarını sağlam bir şekilde belirleme mecburiyeti vardır. Türkiye hem Çin ile ilişkilerini devam ettirme hem de Çin’i insan hakları ihlallerinden vazgeçirme yollarını bulmalıdır. Türk devleti ve bürokrasisinin bunu yapabilecek gücü ve tecrübesi vardır. Sonuç olarak bu ülkeyle ilişkilerimizi aşağıdaki ana esaslar üzerine oturtmak doğru olacaktır:

  • Uluslararası konularda görüş    beyan ederken devlet                yetkilileri daha dikkatli bir dil kullanmalıdır. Bu konuda özellikle dışişleri uzmanlarının dışındaki devlet memurlarının kontrolsüz müdahalelerinden kaçınılmalıdır.
  • Çin Halk Cumhuriyeti’yle               ekonomik ve ticari ilişkiler eşit  ilişki temelinde geliştirilmelidir. Bu anlamda tek tek sektörlerin çıkarlarını değil, genel ülke çıkarını dikkate alınmalıdır. Bu da ülke içi sektörlerin kendilerini bu yönde uyarlamalarına fırsat sağlayacaktır.
  • Yeni kapitülasyonlar oluşmaması için Çin de dâhil olmak üzere, ülkemize gelecek yatırımların ilkeleri net bir şekilde belirlenmeli ve ilan edilmelidir.
  • Kuşak-Yol İnsiyatifi’nin tek yönlü    bir ulaşım hâline gelmesini            önlemek için ekonomik ve ticari politikalar üretilmelidir. Bu projenin Türkiye’deki kısmında kontrol tamamen ele alınmalıdır.
  • Çin Halk Cumhuriyeti, başta Doğu Türkistan’da olmak üzere çiğnediği insan hakları ihlâllerinden vazgeçmeye teşvik edilmelidir.
  • Bu doğrultuda bir yandan uluslararası platformlarda bu insan hakları ihlâlleri dillendirmelidir. Fakat özellikle Batılı ülkelerin bu konuya sadece bir koz olarak baktığını da unutmamak gerekir. Batılı ülkelerin Çin’den alacakları tavizler karşılığında insan hakları ihlâllerini görmezden gelebilecekleri göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Türkiye’de ve dünyada Çin’in    insan hakları ihlâllerini duyurmaya çalışan sivil toplum kuruluşlarının raporları dikkate alınmalıdır.
  • Diğer yandan Çin hükümetiyle        diyalog kanalları da açık tutulmalıdır. Çin hükümetiyle barışık bir Uygur toplumunun hem Türkiye ile hem de dünya ile ilişkileri geliştirmede Çin için daha yararlı olacağı bu ülke yöneticilerine anlatılmalıdır.
  • Doğu Türkistan’ın Çin-Türkiye  ilişkilerinde bir tehdit değil, bir köprü olduğu Çin’e diplomatik dilde anlatılmalıdır. Doğu Türkistan’la Türkiye arasında geliştirilecek sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkilerin Doğu Türkistan halkını Çin devletine daha sadık hâle getireceği belirtilmelidir. Doğu Türkistan’daki Uygur, Kazak, Kırgız ve diğer halkların Türkiye-Çin ilişkisinde aktif rol oynamaları, Asya’nın iki ucundaki ülkeyi karadan bağlama yolunda önemli olacaktır. Kuşak-Yol İnisiyatifinin Doğu Türkistan’da insan haklarını ihlâl ederek değil, tam tersine Doğu Türkistan halkının komşu ülkelerle daha fazla ticari, ekonomik ilişkiye girmesini sağlayarak daha başarılı olabileceğinin altını çizilmelidir. Bunun somut adımlarından biri Ürümçi’de bir konsolosluk açmaktır. Şu anki sert durumda Doğu Türkistan’ın Çin ile Türk Cumhuriyetleri arasındaki ilişkilerde kolaylaştırıcı bir rol oynayabileceğinin anlatılması lüks gibi görünmektedir. Fakat bu husus bıkmadan usanmadan dile getirilmelidir.

Raporun tamamına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. ÇİN POLİTİKAMIZ NASIL OLMALIDIR?

 

Yazar

Mahmut Esad Kıraç

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.