Eğitimde Ağır Fatura: YKS Sonuçları ve Çelişkilerimiz

Toplam 96 bin 518 adayın sıfır çektiği ve ciddi bir yığılmanın meydana geldiği YKS sonuçları açıklandı. Sayısal verileri incelediğimizde ciddi çelişkiler mevcut. Eğitimci M.Esad KIRAÇ hem sınava yönelik sayısal verileri hem de çelişkileri inceledi. İşte eğitimde ağır fatura...


Üniversite sınavının açıklanmasından sonra önümüze pek çok sayısal veri ve bu sayısal verilerin içine gizlenmiş pek çok çelişki çıktı. Sınav sonuçları bizlere Türkiye’de eğitimin gerçek boyutunu ve gelecekteki durumunu adeta çizdi. 27 Temmuz’da başlayacak olan tercih sürecinden evvel buyrunuz hep birlikte sınava yönelik sayısal verileri ve durumumuzu bir masaya yatıralım.

Geleceğin öğretmenleri

Malumunuz bazı bölümleri belli sıralamanın altında kalanlar tercih edemiyorlar.

Mesela Tıp tercih edecekseniz sıralamanız sayısalda en az 50 bin olmalıdır.

Diş hekimliği için sayısalda en az 80 bin,

Eczacılık için sayısalda en az 100 bin,

Hukuk için eşit ağırlıkta en az 125 bin,

Mimarlık için sayısalda en az 250 bin,

Mühendislik içinse sayısal puan türünde en az 300 bininci olmalısınız ki bu bölümleri tercih edebilesiniz. Özellikle Tıp, Diş Hekimliği ve Eczacılık için belirtilen sıralamalar oldukça makul.

Fakat bir de bu bölümlerin hepsini tercih edecek öğrencilerin derslerine girenlerin, yani öğretmenlerin, sıralama sınırı var. Eğer öğretmenlik tercih edecekseniz sıralamanız en az 300 bin olmalıdır.

300 bin sıralama için bir öğrencinin ortalama 50-60 net yapması rahatlıkla yetiyor. Tıp fakültesi isteyen bir öğrenci ise en azından 50 bin sıralamaya girmek için 75-85 arası bir net yapması gerekiyor.

Yani ÖSYM bize diyor ki 50 net yapan öğretmen olup 80 net yapan öğrenciler yetiştirsin. Öğretmende kaliteyi bu denli düşürerek aslında gençlerimizi ve geleceğimizi tehlikeye atıyorlar. 50 net yapan bir öğrenciye geleceğinizi, gençlerinizi teslim eder misiniz?

Puanları sıfırlayanlar

Tabi bir de her YKS’den sonra sıfır çeken öğrencilerimiz var. Bu sene YKS’de toplam 96 bin 518 aday sıfır çekmiş. Bu demektir ki temel okuma anlama ve yorumlama becerilerinden yoksunlar. Fakat bütün bu temel becerilerden yoksun kişiler önümüzdeki seçimlerde oy kullanacaklar.

Umarım iyi bir vicdana ve sağlam insani değerlere sahiptirler.

Hadi bunu da geçtim Alan Yeterlilik Sınavı dediğimiz AYT’de Türkiye genelinde Felsefe ortalaması 2 netken Din Kültüründe ise bu ortalama 1.5 net. Felsefede Din Kültürü dersinden daha başarılı olan bir kuşak söz konusu. Gördüğünüz üzere dindar nesil her yerde kendini belli ediyor. (!)

 

 Özel üniversitelerin uçuk ücretleri

Öğrencilerin iyi bir üniversite ve iyi bir bölüm aradığı şu günlerde en çok dikkatimi çeken meselelerden biri de özel üniversitelerin yükselen fiyatları oldu. Birkaçını şöyle yazayım gerisini siz düşünün:

Özyeğin Üniversitesi: 205 bin TL

Bilkent Üniversitesi: 118 bin TL

Sabancı Üniversitesi: 240 bin TL

Bilgi Üniversitesi: 140 bin TL

Koç Üniversitesi: 278 bin TL ama eğer Tıp okuyacaksanız 382 bin TL.

Türkiye’de eskiden orta sınıf, çocuklarını en azından belli başlı özel üniversitelere gönderebiliyordu. Artık ülkemizde orta sınıf kalmadığı için özel üniversiteler de yalnızca varlıklı kesime hitap edecek gibi görünüyor. Yükselen ev kiraları ve yurt ücretleri ise ailelerin tercihte öncelikli olarak yaşadıkları şehri tercih edeceğini gösteriyor. Bu da demek oluyor ki dar gelirlinin çocuğu adeta kaderine terk ediliyor.

Dar gelirli bir öğrencinin anne ve babasından vergisini alan devlet, onların çocuklarını işsiz bırakıyor. Fakat aldığı vergiyle pek çok öğrenciye kredi veya burs veriyor. Buna karşılık dar gelirli vatandaş ise çocuğunu okutamıyor. İşte biz buna eğitimin sırtlan payı diyoruz.

OBP adaletsizliktir

Varlıklı bir öğrenciyi dar gelirli bir öğrencinin önüne geçiren şeylerden biri de OBP dediğimiz ortaöğretim başarı puanıdır. Yani halkın anlayacağı dilde lise diploma notu diyebiliriz. Varlıklı ailelerin birçoğu çocuklarını kolejlere gönderirken sebep olarak OBP’yi gösteriyor. ‘’Kimse benim çocuğumun önüne geçmesin ve okul ona tam puan versin.’’ diye gönderiyorlar. Kolejler de zaten öğrencilerin bu sebeple geldiğini biliyor ve şişirilmiş puanlar veriyor.

Buna karşılık devlette iyi bir liseyi kazanan pek çok öğrenci dahi bazen birkaç puan için öğretmenleriyle ters düşebiliyor hatta o birkaç puan onun geleceğini engelleyebiliyor. Nasıl mı?

Ben de bir Türkçe öğretmeniyim. Bu sene üniversite sınavına hazırladığım öğrencilerimle birlikte ben de YKS’ye girdim. Sözel ham sıralamam 6.929 geldi. Yani benim hedefim Gazi Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümü olsaydı rahatlıkla girebiliyordum. Fakat OBP dediğimiz puanım düşük olduğu için yerleştirme puanımla birlikte benim sıralamam 13.015’e geriledi. Neredeyse iki katım geriye fırlattı!

Ben, benim önüme geçen 6 bin öğrenciden daha yüksek net yapmış olmama rağmen daha kötü bir sıralamaya sahip oldum. Çünkü lise diploma puanım beni geriye fırlattı. Örneği kendi üzerimden vermemin sebebi daha kolay anlaşılmasını arzu etmemden dolayıdır.

Şimdi soruyorum sizlere: YKS eğer bir test başarısını ölçüyor ve ona göre yerleştirme yapıyorsa OBP adaletsizlik değil midir? Kolejlerden şişirilmiş puanlarla mezun olan gençler bu puanları vasıtasıyla pek çok kişinin önüne haksız bir şekilde geçmiyor mu? İşte bu sebeple samimi şekilde diyorum ki OBP adaletsizliktir.

Çocuklarınızı yine koleje gönderin ama bu sebeple değil iyi bir yabancı dil öğrensinler ve sporda ya da sosyal faaliyetlerde daha aktif olabilsinler diye gönderin. Adaletsizliği çocuğunuzun lehine inşa etmek için değil!

Kontenjanlar ve istihdam oranları

Türkiye’de üniversiteler belki de eğitimin en vasat olduğu kurumların başında gelmektedir. Öğrenci memnuniyetini önemsemeyen hatta akademisyen odaklı kurumlardır. Hatta bir dersi açarken öğrencinin değil akademisyenin isteğine göre ders açılıyor. Buna karşılık öğrenci de bu derslere zorunlu katılım sağlıyor. Ders saati az olan ya da maaşı istediği miktara ulaşmayan birçok akademisyen ‘’Şu dersi de açın da ben para kazanayım.’’ diyor. Böyle bir ortamda tabi ki en büyük mağduriyeti öğrenci yaşıyor.

Üniversitelerin hali ortadayken kontenjanlar ve istihdam oranlarında da tabi ki öğrenci es geçiliyor. Şöyle bir inceleyelim:

Türk Dili ve Edebiyatı bölümü için 2022 yılında AÖF de dahil olmak üzere açılan toplam kontenjan: 12.400 fakat son açıklanan 20 bin öğretmenlik atama takvimi içerisinde Türk Dili ve Edebiyatına ayrılan kontenjan ise 616. Her sene 12 bin öğrenciyi mezun edip 600 öğretmeni atayabilen bir sistemde ne kaçınılmazdır? Tabi ki işsizlik!

Tarih bölümün 2022 yılı toplam kontenjanı 14 bin civarındayken buna karşılık MEB’in son atamasında yalnızca 345 ataması yapılacak.

Fen ve Edebiyat Fakültelerindeki bölümleri ayrı ayrı inceleyiniz hepsinde aynı durum mevcut. İşsizlikte ciddi bir yığılma ve öğrencilerde de geleceğe dair büyük bir korku mevcut. Bütün bunlara rağmen işsiz kalacağını bile bile öğrenci almaya devam eden bu bölümler, bu üniversiteler ve bu YÖK suçlu değil midir?

Nasıl bir tercih?   

Yukarıda yazdıklarımı bir ateş çemberi olarak düşünürseniz işte bu çemberin ortasında kalanları da öğrenciler olarak düşünebilirsiniz. İşte bizim çocuklarımız böyle bir ortamda 27 Temmuz itibariyle üniversite tercihlerine başlayacaklar. Peki tercih yaparken üniversite mi yoksa bölüm mü önemlidir, neye göre tercih yapmalıyım ya da hangi bölümler gelecek vadediyor gibi pek çok soruya da gelecek yazımda değineceğiz.

Asla unutmamak gerekir ki nasıl bir ortam ve atmosferde olursak olalım ümit daima vardır.

Yazar

Mahmut Esad Kıraç

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar