Milliyetçiliği Bu Sefer Karşıyım Diyenler Anlatıyor – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

Milliyetçiliği Bu Sefer Karşıyım Diyenler Anlatıyor

Prof. Dr. Konuralp Ercilasun, Tanıl Bora’nın milliyetçilik hakkındaki görüşlerini değerlendirdi.

19 Eylül 2020
Konuralp Ercilasun

Cumhuriyet gazetesi Milliyetçilik üzerine yazı dizisine devam ediyor. İlk iki bölümde Türk milliyetçiliğinin günümüzdeki isimleriyle söyleşilerini yayımlayan gazete, üçüncü bölümde milliyetçi olmayan hatta değerlendirmelerini bir karşıtlık üzerinden yapan tarafın bakışını veriyor.

Milliyetçilik Nereye dizisinin bu bölümünde Tanıl Bora’nın gözüyle Türk Milliyetçiliği anlatılıyor. Tanıl Bora, 1990’ların başından itibaren yazdığı kitaplarla ülkücü hareket üzerine eserler vermiş bir yazar. İlk kitaplarından itibaren milliyetçilik tartışmalarında soru sorulanlardan biri olan Tanıl Bora, eski konuşmalarında Türk Milliyetçiliği konusunda tarafsız olmadığını dürüst bir şekilde ifade etmişti.

Yazı dizisinin bu bölümü, 20. yüzyılın ilk yarısını esas alan bir girişle başlıyor. Girişte Türk Ocaklarıyla Bolşevizm’in karşı karşıya gelişinden bahsedilerek Türkeş’in erken hayatı üzerinde duruluyor. Bundan sonra Tanıl Bora’yla söyleşiye geçiliyor.

Tanıl Bora, değerlendirmelerinde bir avukattan bahsederken “militan”, ülkücü hareketten bahsederken de “paramiliter yapı” tabirlerini kullanarak öteden beri gelen hasım dilli düşünce yapısını ortaya koyuyor. Diğer yandan dizinin bu bölümünde Bora, Türkçülüğün tarihî birikiminden ziyade, esas olarak 1960’lardan sonraki ülkücü hareket üzerine yoğunlaşıyor. Bunlara rağmen Tanıl Bora’nın Türkeş hakkında, İslamcılığa tavır hakkında ve kendini milliyetçi olarak tanımlayanların günümüzdeki durumu hakkında nispeten daha objektif bir bakışa ulaştığı görülüyor.

1991’de Sovyetler Birliğinin yıkılmasından itibaren çeşitli kesimlerde yaygınlaşan bir görüş var. Bu görüş, Sovyetler Birliğinin çok güçlü olmadığı ve hatta Türkiye üzerine emelleri de olmadığı gibi yanlış bir ön kabul üzerine oturuyor. Bu görüşe göre Amerika, kendi çıkarları için SSCB’nin sanki Türkiye’yi işgal planları varmış gibi gösterdi ve Türkiye Cumhuriyetini “gereksiz” bir Sovyet-komünizm düşmanlığına sürükledi. Bu fikirde olanlar ABD’nin 1991 öncesinde Amerika kıtasındaki ve bu tarihten sonra Türkiye aleyhindeki açık faaliyetlerini örnek gösteriyorlar. Diğer yandan da Sovyetler Birliğinin yıkılışını göstererek, Sovyet gücünün “abartıldığını” savunuyorlar.

İlk başta yüzeysel bakanları cezbeden bu yaklaşımlar ciddi anakronik hataları içeriyor. Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti için Sovyetler Birliği, eski Rus Çarlığının bir devamıydı. Cumhuriyet, SSCB yıkılana kadar geçmişte hep kendisi aleyhine büyüyen bir Rusya algısına sahipti. Bu algı için bir Amerikan manipülasyonuna ihtiyaç yoktu. Nitekim, SSCB yıkıldıktan sonra açılan KGB arşivlerinden çıkan belgeler, Rusya’nın Türkiye’de yürüttüğü beşinci kol faaliyetlerinin bir bölümünü ortaya çıkardı.

Diğer yandan Sovyetler Birliğinin gücünü tespit etmek için rakibi ABD ile rekabetine bakmak lazım. “Güçsüz” Sovyetler Birliği, uzaya ilk uyduyu göndererek rakibi ABD’de büyük bir travma yarattı. ABD ona yetişmeye çalışırken SSCB, bir de ilk insanlı uzay yolculuğunu yaptı. Böylece Yuri Gagarin, uzaya çıkan ilk insan olma onurunu kazandı. ABD, on yıldan fazla bir süre SSCB’yi geriden takip etti ve ancak Ay’a giderek yarışta öne geçmeyi başardı. SSCB’nin ABD karşısında geriye düşmesi son yıllara kadar görülemedi. Geriye düşmedeki en büyük etkenlerden biri Sovyetlerin Afganistan’ı işgal girişimiydi. Afganistan’da bir türlü istediği otoriteyi sağlayamayan SSCB, buraya çok kaynak akıttı. Bunun yanında 1980’lerde başlayan Yıldız Savaşları yarışında da ABD’ye bire bir cevap vermeye çalışması, ekonomik durumunu iyice zor bir hâle getirdi. Tabi bütün bunlara ekonominin tek elden planlanmasının da yetişemediğini ekleyelim.

Olayları meydana geldiği zamanın şartlarıyla ele alınca SSCB’nin güçsüz olmadığı, Türkiye üzerinde emellerinin olduğu, bu uğurda beşinci kol faaliyetleri yürüttüğü ve bu beşinci kol faaliyetine karşı bir tepki olarak ülkücü hareketin doğduğu anlaşılır. Tabi görmek isteyen gözler için…

Milliyetçilik Nereye dizisinin üçüncü bölümü için tıklayınız.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları