Avrupa’da yükselen aşırı sağ – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______23.03.2019_______

Avrupa’da yükselen aşırı sağ

Kemal Eray Kurum

Editörümüz Kemal Eray Kurum’un

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haydar Çakmak ile

Avrupa’daki aşırı sağın yükselişi üzerine yaptığı röportajdır.

 

Kemal Eray Kurum: Avrupa’da aşırı sağın/ırkçılığın güçlendiği konusunda genel bir kanı var. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir?

Haydar Çakmak: Avrupa’da aşırı sağın güçlendiği artık bir kanı ya da varsayım olmaktan çıkmış, gerçekleşen ve yaşanan bir durum haline gelmiştir. Bugün itibariyle, birçok Avrupa ülkesinde aşırı sağ partiler, ya hükümet olmuş ya da hükümet ortağıdır. Avusturya, İtalya ve Finlandiya gibi Batı demokrasilerinin en iyi yaşandığı bu ülkeler değişime en iyi örnektir. Sırada başka Avrupalı ülkelerin de olduğu tahmin edilmektedir. Örneğin; Fransa ve Almanya gibi, Avrupa’nın güçlü ülkelerinde aşırı sağın güçlendiği bilinmektedir.

Eğer aşırı sağ bu şekilde yayılırsa Avrupa Birliği varlık sorunu yaşayabilir ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan denge değişebilir ve hatta Avrupa barışı tehlikeye düşebilir. Dolayısıyla, Avrupa’da aşırı sağın iktidara gelişini basit bir iktidar değişikliği olarak görmemek gerekir. Daha derin ve tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Unutmayalım ki, İtalyan Faşist Mussolini 1922, Alman Nazi Hitler 1933 yıllarında Birinci Dünya Savaşı’nın kötü sonuçlarının bir ürünüdür. Şüphesiz, bugün bu kadar vahim bir durum yok ama günün şartlarını ve düzenini bozacak gelişmelerin beklenmesi de abartılı bir tahmin olmayacaktır.

“Mayıs ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aşırı sağın patlama yapacağı düşünülmekte”

Kurum: Avrupa’daki parlamentolarda aşırı sağ partilerin güç kazanmakta olduğu görünüyor. [1] Bunun sebebine: “Demokrat seçmenler, sisteme güvenleri ve oy vermeleriyle bir şey değişmeyeceğine dair inançları sebebiyle oy kullanmamakta; marjinal parti partizanları ise oy verme konusunda daha heyecanlı” gibi yorumlar da getirilmekte. Sebep olarak bunu gösterebilir miyiz? Yoksa bu ülkelerin halkalarının genelinde ırkçı partilere doğru bir yönelme söz konusu mu?

Çakmak: Bu tespit tek başına yeterli değildir. Irkçılık veya yabancı düşmanlığı düşüncesi ciddi, insani bir sorundur. Dolayısıyla insanlar basit nedenlerle ırkçı veya yabancı düşmanı olamaz. Dün çok az sayıda olan ırkçılar, bugün iktidara gelecek kadar çoğalmışsa bu sadece seçmenlerin davranışı veya sadece ekonomik nedenlerle izah edilemez. Daha kompleks bir durumdur. Ekonomik sıkıntılar, bir kısım göçmenin değişen dünyaya adapte olamaması, kültür ve yaşam tarzı farklılıklarının daha belirginleşmesi, sosyolojik ve politik nedenleri saymak mümkündür.

Avrupalı ülkeler, 1960 yılından itibaren kitleler halinde çoğunluğu Müslüman yabancı işçi kabul etmeye başlamıştır. Bu yabancı işçiler farklı ülkelerden, farklı kültürlerden ve farklı dinlerden olduğu bilinmekteydi ve o tarihler de ciddi sorunlar yaşanmamıştı. İki tarafın da 70 yılda yaşadığı politik, ekonomik ve toplumsal değişimler kötü sonuçlar vermiştir. Yöneticiler bu gidişi görüp tedbir alamamıştır. Yapılan tahminler doğru çıkarsa, Mayıs ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aşırı sağın patlama yapacağı düşünülmektedir. Bu durum; Avrupalı demokrat, merkez sağ ve merkez sol partilere ciddi bir uyarı olacağı yönündedir. Umarız bu merkez partiler, halkların mesajını doğru alır ve halkın beklentilerini karşılayacak politikalar üretir. Aksi takdirde Avrupa sıkıntılı ve çalkantılı bir döneme girecektir.

“Hiçbir din terörü desteklemez”

Kurum: Irkçılığın yükselişinin arkasında ne tür nedenler görüyorsunuz? Sizce “İslami terör” söylemi, Müslüman karşıtlığının temel sebeplerinden biri midir?

Çakmak: Zaman içinde farklı kültürlerin birlikte yaşama arzusu gerçekleşmedi. Avrupalılar, Müslüman komşularının sabah namazına kalkınca yaptığı gürültüyü, Kurban Bayramı’nda parklarda, ağaç altında hayvan kesmelerini kabullenemedi. Farklı kıyafetler, farklı davranış ve yaşam biçimlerini pek tolere edemedi. Ciddi entegrasyon sorunu yaşandı. İkinci ve üçüncü nesil göçmenler ebeveynlerine göre daha iyi bir eğitim ve meslek edinmelerine rağmen yerli arkadaşları kadar başarılı olamadılar ve kendilerini ikinci bir sınıfmış gibi görmeye başladılar. Ekonomi bozuldukça işsizlik arttı ve Avrupalılar, işin kolayına kaçarak “yabancıları gönderirsek biz iş buluruz” basit düşünce ve davranışını benimsediler. Aşırı politikacı ve militanlar bu düşünceyi destekleyerek hep gündemde tutmuşlar ve bugünkü tehlikeli seviyeye kadar gelmiştir.

Hiçbir din terörü desteklemez. İslamiyet de teröre karşıdır. Ancak bazı sözde Müslümanlar, İslam adına terör yapmakta ve Batılılar da bu fırsatı kötü örnek olarak kullanmaktadır. Bir yandan Batılılara İslam’ın barışçıl bir din olduğu gerçeği anlatırken, diğer yandan da İslam içindeki radikalleri ve teröristleri de bir şekliyle İslami değerler içine çekmek gerekir. Bu gerçekleştirilirse hem Batılıların bu bahanesi elinden alınır hem de İslam’ın dünyadaki imajı düzelir.

Avrupa Birliği halklarının yaklaşık %50’si, İslamiyet’i ve radikal Müslümanları; demokrasilerine, kültürlerine ve yaşam tarzlarına tehdit ve tehlike olarak görmektedir. Bu çok ciddi ve hatta korkutucu bir rakamdır. Zaten birçok Avrupa ülkesinde burka ve aşırı kapanma yasaklanmıştır.

“Yabancı aleyhtarlığı bugünkü kadar rahatsız edici değildi”

Kurum: Geçtiğimiz on yıllara baktığımızda benzer tablolarla daha önce de karşılaşıldığı söylenebilir mi? Örneğin, Türkiye’den Almanya’ya yıllarca işçi göçleri oldu. Bu göçmenlerin uğradıkları ırkçı saldırıları duyduk, bunlar büyük çapta olaylar mıydı?

Çakmak: Yukarıda belirttiğimiz gibi, göçmen işçilerin ilk yıllarında ırkçılık ve yabancı düşmanlığı yok denecek kadar azdı. Zira el emeğine büyük ihtiyaç duyuyorlardı ve herkes iş bulup çalışıyordu. Zaman içinde ekonomiler bozuldu, işsizlik arttı ve sorunlar büyüdükçe tepkiler de buna paralel olarak büyümüştür. Avrupalı yönetimler, bu sorunları görmedi veya görmezden geldi ve bugün ülkenin huzuru ve düzenini tehdit edecek düzeye ulaştı. Aşırı ve radikal politikalar, sorunu ortadan kaldırmayacağı gibi yeni sorunlar da ilave edeceği muhakkaktır.

Kurum: Siz üniversite yıllarınızda Fransa’da bulundunuz. Orada böyle olaylara tanık oldunuz mu?

Çakmak: Bizler genelde Üniversite camiasında bulunduğumuz için, aşırı bir tepkiyle karşılaşmadık. Ama hayatın diğer kesitlerinde yabancı aleyhtarlığını her zaman görmek mümkündür. Fakat bugünkü kadar rahatsız edici değildi.

“…Bunun arkasında büyük olasılıkla çeşitli ülkelerin istihbarat örgütleri vardır”

Kurum: Geçtiğimiz günlerde, Yeni Zelanda’da yaşanan saldırı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Sizce bu saldırının altında yükselen kitlesel-örgütlü bir ırkçılık gösterilebilir mi? Yoksa bu, yalnızca bir “ruh hastasının” saldırısı mıdır?

Çakmak: Kuşkusuz, bir ruh hastası tarafından gerçekleştirilen dramatik bir saldırıdır. 50 masum insanı öldürmeyi planlayan yaratığın insani değerler taşıması mümkün değildir. Bu olayın, ırkçı ve İslam karşıtı bir terörist tarafından fevri olarak yapıldığını söyleyerek geçiştirmek doğru değildir. Bu basit bir terör hadisesi değildir ve bunun arkasında büyük olasılıkla çeşitli ülkelerin istihbarat örgütleri vardır ve o veya onlar tarafından organize edilen bilinçli ve mesaj taşıyan bir terör olayıdır.

Medeniyetler çatışması beklenebilir mi?

Kurum: Yeni Zelanda’daki terör saldırısından birkaç gün kadar önce, basına yansıyan bir haberde terör örgütü IŞİD’in, militanlarına bulundukları Avrupa ülkelerinde saldırı yapmaları çağrısı yazıyordu.[2] Geçtiğimiz günlerde de Belçika İstihbarat Servisi’nin (VSSE) yaptığı açıklamaya göre Avrupa’da Hıristiyan kimliğini savunan grupların silahlandığı, atış talimleri yaptığı ve VSSE’nin İslam ve Hıristiyan Avrupa arasında kaçınılmaz bir çatışma öngördüğü basına yansıdı.[2] Sizce dünyayı bekleyen bir Müslüman-Hıristiyan/ Doğu-Batı çatışması var mı?

Çakmak: Sorunuz, Samuel P. Hantington’un Medeniyetler Çatışması tezini anımsatmaktadır. Eğer bu savınız doğruysa bu olay tek başına medeniyetleri çatıştırmaya yetmez. Bu cinayetlerin devamı gelecek demektir. Ancak, bu bir veya bir grup devletin stratejik bir planıysa yürüyebilir aksi takdirde gelişi güzel ciddi bir medeniyet çatışması olmaz. Belki radikal Hıristiyanlarla radikal Müslümanlar arasında yer yer bu tür saldırılar olur ama bu zaten yapılmaktadır. Hatırlayalım, 12 Eylül 2001’de El Kaide’nin Amerika’da İkiz Kuleler’e yaptığı saldırı bir dizi savaşa neden olmuştur. Bu saldırıların benzer bir sonuç doğurması olasıdır. Bu da sizin varsayımınızı haklı çıkarabilir. Ancak kesin bir kanıya varmak için gelecekteki benzer olayları görmek gerekir.

 

[1] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-45474089

[2] https://tr.sputniknews.com/columnists/201903121038157581-isidden-avrupaya-tehdit-militanlarina-kanli-saldirilar-duzenleme-cagrisi-yapti/

[3] https://tr.euronews.com/2019/03/18/belcika-istihbarati-uyardi-asiri-sag-avrupa-da-silahlaniyor-gocmen-karsiti-radikal-gruplar 

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları