Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi ve millî egemenlik yolunda atılan adımlar – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______23.04.2020_______

Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi ve millî egemenlik yolunda atılan adımlar

Hande Araz Tekin bu yazısında yazıda millî egemenliğin Türkiye Büyük Milet Meclisinin açılmasından itibaren hangi aşamalardan geçerek gerçekleştiği işlenmiştir.

Hande Araz Tekin

Giriş

Millî egemenlik, bir milletin bağımsız olarak kendi kendine karar verip hareket etmesi, hiçbir baskı ve etki altında kalmadan, kendi yönetimini kendisinin tayin etmesi demektir. Yani bir millet kaderini tayinde, kendi gücü ile bağımsız olarak iç ve dış engelleri aşarak, kendi kaderini ve kendi siyasi düzenini kurma gücüne sahip ise o millet egemendir.[1] Türk milletinin egemenlik haklarını kendi eline alma süreci oldukça sancılı geçmiştir. Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılan ve altı yüz yıldır kişi egemenliğinin hüküm sürdüğü Osmanlı İmparatorluğu, savaşın ardından imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile İtilaf Devletleri’nin işgaline uğramış ve Anadolu’nun birçok bölgesinde karışıklıklar yaşanmaya başlamıştır. Böyle bir vaziyette, 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıkarak işgallere karşı direnişi ve millet egemenliğine geçiş sürecini başlatan Mustafa Kemal Paşa, hayatı boyunca millî egemenlik ve tam bağımsızlık ilkeleri ekseninde hareket etmiş ve bu ilkelerden asla taviz vermemiştir.

15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali üzerine Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal Paşa, 28 Mayıs 1919 tarihinde Havza’dan bütün memlekete, askerî ve mülkî amirlere bildirdiği genelgede, yapilân işgallerin protesto edilmesi amacıyla yurdun her yerinden miting çağrısı yapmıştır. Bu genelge, Mustafa Kemal’in millî mücadeleyi hâlka mâl etmek amacıyla attığı ilk adımdır. Ardından 22 Haziran 1919’da yayımlanan ve tarihimiz açısından büyük öneme sahip Amasya Genelgesinde “Milletin istikbalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyerek milletin kaderini kendisinin çizeceği belirtilmiştir. Sonrasında sırayla toplanan kongrelere hâlkın temsilcileri katılacak ve millet egemenliğinin gerçekleşmesi adına sağlam adımlar atılacaktır. Bu doğrultuda 23 Temmuz – 7 Ağustos tarihleri arasında toplanan Erzurum Kongresinde “Kuva-yı Millîyeyi amil ve millî iradeyi hâkim kılmak esastır” maddesine yer verilecek, 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında toplanan Sivas Kongresi’nde ise bu karar aynen kabul edilecektir.

Bu gelişmeler ışığında, millet egemenliğinin sağlanması açısından atılan en önemli adımlardan biri de 28 Ocak 1920’de kabul edilen Misak-ı Millî kararları olacaktır. Misak-ı Millî’nin kabulünden sonra İngilizler, 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal etmiş ve son Osmanlı Mebusan Meclisi dağıtılmıştır. Böylece millet egemenliğinin tam anlamıyla sağlanması için yeni bir meclise ihtiyaç duyulmuş ve Mustafa Kemal’in öncülüğünde Ankara’ya gelebilen mebusların da katılımıyla 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. Meclisin açılmasıyla millet, egemenliğini ve kaderini kendi eline almıştır. Oldukça zor şartlar altında verdiği ulusal kurtuluş mücadelesi sonucunda kurulan yeni Türkiye Devleti ise 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet’in ilânı ile taçlandırılmıştır.

1.  Meclisin açılış süreci

Misak-ı millînin ilânı üzerine İtilaf Devletleri, 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul’u resmen işgal etmiş ve Osmanlı Mebusan Meclisi dağıtılmıştır. İstanbul’un resmen işgalinden üç gün sonra 19 Mart 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa yerel yönetim birimlerine ve kolordu komutanlarına yönelik bir bildiri yayınlamıştır. Bildiride Ankara’da olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin toplanacağını belirterek iki dereceli, gizli ve mutlak ekseriyetle yapılacak seçimin on beş gün içinde Ankara’da toplanmasını mümkün kılacak şekilde yapılacağını, her sancaktan beş üye seçileceğini ifade etmiştir. Bildirisinin ilk taslağında kurucu meclis deyimini kullanmışsa bile henüz yeni bir rejim için uygun şartlar oluşmadığından olağanüstü yetkilere sahip meclis deyimini kullanmayı uygun bulmuştur[2]. Ancak bu bile Mustafa Kemal Paşa’nın aklında Ankara’da millet egemenliğine dayalı bir meclis kurmak istediğini göstermektedir. 21 Mart’ta yayınladığı bildirisinde de söz konusu olağanüstü meclisin 23 Nisan günü Cuma namazına müteakip açılacağını bildirmiştir. Burada amaç, Anadolu Hareketi’nin dine karşı olduğu söylemlerini boşa çıkartmaktır.

23 Nisan günü meclis yukarıda bildirildiği gibi dinî merasim ve dualarla açılmıştır. Yaşça en büyük olan Sinop mebusu Şerif Bey, meclisteki ilk oturumu açarak verdiği demeçte; İstanbul’un bulunduğu vaziyetten söz etmiş ve milletimizin tam bağımsızlığından ödün vermeyeceğini, esaret altında yaşamayı kesinlikle kabul etmeyeceğini vurgulamıştır. Bu yüzden milletin derhâl vekillerini toplayarak bir meclis kurduğunu söyleyerek İstanbul’un ve işgal atındaki illerimizin kurtuluşu için Allah’tan başarı dilemiştir. Ardından Mustafa Kemal Paşa’nın meclisin hangi âzâlardan teşekkül edeceğine dair beyanatı dinlenmiş ve mazbataları tetkik encümenlerinin seçimi yapılmıştır[3]. Yapılan bu ilk oturumda mecliste 115 mebus vardır. Bu sayı salt çoğunluğun çok altındadır. Ancak sonradan gelenlerle artış yaşanmıştır[4]. 24 Nisan günü yapılan ikinci içtimada ise Ankara mebusu Mustafa Kemal Paşa, mütarekeden meclisin açılmasına kadar geçen zaman zarfında meydana gelen siyasî ahval hakkındaki uzun konuşmasını yapmıştır[5].

1.1. Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yapısı özellikleri ve işleyişi

Büyük Millet Meclisinin açılmasından sonraki en önemli gündem maddesi yeni ana-kuruluş esaslarını saptamak olmuştur. Bu amaçla, 24 Nisan tarihli konuşmasının ardından Mustafa Kemal Paşa şu esasları içeren önergeyi sunmuştur:

  1. Bir hükümet kurmak zorunludur.
  2. Geçici bile olsa bir “hükümet (devlet) reisi” tanımak ya da “padişah kaymakamı” seçmek doğru olmaz.
  3. Mecliste yoğunlaşan millî irade vatanın kaderine fiilen el koymuştur ve meclisin üstünde bir güç yoktur.
  4. TBMM yasama ve yürütme yetkilerini kendinde toplar. Meclisten seçilip görevlendirilecek bir heyet hükümet işlerini yürütür. Meclis başkanı bu kurulunda başkanıdır. Padişah ve hâlife baskıdan kurtulduğunda, meclisin düzenleyeceği “esasat-ı kanuniye” çerçevesindeki yerini alır.

Bu önerge tartışılarak kabul edildi ve meclis kararı hâline geldi. Aslında burada, “yeni bir hükümet teşkili” adı altında açıkça “yeni bir devlet kurulması”nın ana esasları öngörülmüştü.[6] Böylece meclis padişaha değil İstanbul Hükümeti’ne karşı olduğunu ilân ettikten sonra Ankara’da bir hükümet kurulmasının zorunluluğu ve geçici bir devlet başkanı kabul etmeyeceğini belirterek, TBMM’nin millî iradeyi temsil ettiğini ve yasama ile yürütme yetkilerini kendisinde topladığını ifade ediyordu. Aynı gün yapılan oylama sonucu Mustafa Kemal Paşa, oy çoğunluğu ile meclis başkanlığına seçilmiştir.[7] Meclis başkanı seçimi yapıldıktan sonra Mustafa Kemal Paşa, mebuslara ithafen bir teşekkür konuşması yaptıktan sonra meclisin o günkü oturumuna son verilmiştir. Bu arada 30 Nisan’da Avrupalı devletlere meclisin açılışı duyurulurken İstanbul Hükümeti’nin yaptığı ve yapacağı antlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından tanınmayacağı bildirilmiştir.[8]  TBMM, daha ilk günden itibaren kendisini kurucu bir meclis olarak görmüş, yeni bir devlet kurmanın bütün gereklerini adım adım gerçekleştirmiştir. Bu çerçevede açık ve kapalı oturumlarda günler süren tartışmalardan sonra nihayet meclis 2 Mayıs 1920 tarihinde icra vekillerinin seçimine dair kanunu çıkartmış ve 11 kişiden oluşan bir İcra Vekilleri Heyeti meydana gelmiştir.[9] TBMM’nin 29 Ekim 1923 yılına kadar sürdürdüğü çalışma sistemi Meclis Hükümeti Sistemi olarak adlandırılmaktadır[10].

Meclis hükümeti sistemi, 2 Mayıs 1920 tarihinde İcra Vekilleri Kanunu ile ilk resmi ifadesini bulmuş ve daha sonra 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile anayasal niteliğine kavuşmuştur.[11]

Meclisin içinde bulunduğu olağanüstü şartlar dolayısıyla benimsediği bu sistemde, bir devlet başkanı yoktur. Bu görevi meclis başkanı yürütmektedir. Yine bu sistemde yürütme işleri meclisin kendi üyeleri arasından seçtiği vekiller aracılığıyla görülmektedir. Yasama ve yürütmeyi böylece bünyesinde toplayan Birinci TBMM’nin denetim yetkilerini kullanmada ve hukukî usullere saygıda, gösterdiği titizlik de son derece çarpıcıdır.[12]

Öte yandan meclisin varlığını ve otoritesi kabul ettirme ihtiyacı da doğmuştu. Bu konuda TBMM’nin ilk önemli işlemi, 2 sayılı ve 29 Nisan 1920 tarihli Hıyanet-i Vataniye Kanunu oldu. Bu yasa, TBMM’nin meşruluğuna karşı isyan niteliğinde sözlü, yazılı ya da fiili muhâlefet veya bozgunculuk yapanları vatan haini ilân ederek cezalandırıyordu.[13] Gerçek şuydu ki, Ankara’da kurulan Büyük Millet Meclisi hükümeti, Mustafa Kemal dahi sözünü etmemekle beraber, yeni bir devletti. İstanbul Hükümeti ve Osmanlı Devleti artık bitmişti. Gerek padişahlık, gerek hâlifelik makamları artık yoktu ama bu gerçek, 1920 Ankara’sında ve BMM kurulurken elbette ki açığa vurulmamıştı.[14]

Birinci Meclis’te toplumun her kesimine hitap eden, çeşitli meslek gruplarından mebuslar bulunuyordu. Ancak bu mebuslar çok farklı siyasi, sosyal ve dini görüşleri benimseyen kişilerden meydana gelmesine rağmen, millî bütünlük ve bağımsızlık konusunda hemfikirdi. Meclisin kendine edindiği esas vazife ise millî birlik hâlinde memleketi düşman işgalinden kurtarmak bunun için de millî kuvvetleri bu uğurda birleştirmekti.[15]

2. 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu    

2.1. Hazırlanışı ve kabulü

TBMM’nin açılmasıyla birlikte ortaya ciddi bir anayasa sorunu da çıkmıştı. Yürürlükteki Kanun-i Esasi yeni kurulan meclisin ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte değildi. Böylece hükümetin kurulması ile birlikte geçici bir anayasa hazırlanması için çalışmalara başlandı. Bu konuda İcra Vekilleri Heyeti’nin hazırladığı ve başlığı “ Teşkilat-ı Esasiye Kanunu Layihası” olan ama daha çok “Hâlkçılık Programı” adıyla anılan bir metin, 18 Eylül 1920 günü Meclise sunuldu.[16]

Yeni anayasaya atılan ilk somut adım da bu olmuştur. 1921 Anayasasının görüşülmesi ve kabulünde katı anayasalar için öngörülen özel kuralların hiç biri uygulanmamış ve Kanun-i Esasi’nin anayasa değişikliği için gerekli gördüğü üçte iki çoğunluk kuralına da uyulmamıştır. 1921 anayasası kabul ve özellikleri bakımından Osmanlı-Türk anayasacılığının en demokratik örneğidir.[17]

2.2. Esasları

20 Ocak 1921’de kabul edilen toplam 23 maddeden oluşan anayasanın en belirgin özelliği kuvvetler birliği temeline dayanması ve hâlk egemenliğine dayalı bir yönetim usulünün benimsendiğinin tüm yurda açıkça ilân edilmesidir.

1921 anayasası ilk başta adı ile dikkat çekmektedir: Teşkilat-I Esasiye Kanunu. Bu tarihe kadar Osmanlı anayasa literatüründe kullanılan deyim “Kanun-ı Esasi” idi. Yeni bir anayasa yapma ihtiyacı duyan BMM’nin ise Kanun-ı Esasi yürürlükteyken kendi anayasasına aynı adı vermesi beklenemezdi.[18]

Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun bir başka özelliği ise “ Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir” diye başlayan birinci maddesinin tartışmasız kabul edilmesiyle ilk defa egemenlik hakkını kayıtsız şartsız Türk milletine vermesidir. Böylece millet egemenliği, Türk milletinde aşama aşama ilerleyerek bir millet gücü şeklinde yoğunlaşmış, onu temsil eden bir mecliste toplanmıştır. Artık milleti temsil eden organ, onun adına en üstün organdır ve TBMM üzerinde bir güç yoktur.[19] Egemenliğin millete ait olduğunun ilânı, saltanat ve hilafetin yok sayılması anlamına gelmekteydi. Ancak bu gerçeğin adının konabilmesi için Kurtuluş Savaşı’nın başarıya ulaşmasını beklemek gerekecekti.[20]

Egemenlik hakkının sahipliği ve bu hakkın kullanılışı bakımından yeni bir anlayışla karşı karşıya bulunulduğu da görülmektedir. İkinci ve üçüncü maddelerde yer alan “Türkiye Büyük Millet Meclisi milletin yegâne ve hakiki mümessilidir” ve “Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur” cümleleri ise yeni bir devletin kurulduğunun da habercisi olmuştur. İkinci ve üçüncü maddeler aynı zamanda kuvvetler birliğini ve dolayısıyla meclis hükümeti sisteminin benimsendiğini göstermektedir. Bu sistemde yasama ve yürütme mecliste birleşmektedir. İcra Vekilleri Heyeti, doğrudan doğruya BMM’den doğmuş, direktif ve talimatlarını ondan alan bir kuruldur ve üyeleri teker teker meclis tarafından azledilip tayin edilebilmektedir.[21]

23 maddelik bu kısa anayasanın toplam 14 maddesinin merkezî idarenin taşra teşkilatına ve yerel yönetimlere ayrılması dikkat çekicidir. Buradan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun âdem-i merkeziyete çok önem verdiği gözlemlenebilir.[22]

1921 Anayasası, yeni bir devletin kurulduğunu bildirmekle, egemenlik hakkını kesin olarak millete vermekle, bütün devlet aygıtını seçime dayandırmakla, yasama ve yürütme hatta yargı yetkilerini BMM’de toplamakla, aslında Kanun-ı Esasi’nin varlık nedenlerini kaldırmış bulunuyordu. Yeni rejim, adı konmamış “Cumhuriyet”ten başka bir şey değildi. Bu ise Kanun-ı Esasi’nin hükümden düşmesi demekti.[23] Ne var ki Kanun-ı Esasi’nin tamamen kaldırılması ancak 1924 Anayasası ile mümkün olabilmiştir.

2. Saltanatın kaldırılması

Türk hâlkı, Mondros Mütarekesi’nden itibaren başlayan zorlu süreçte millî birlik ve beraberlik içinde yapılan Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla sonuçlandırmış ve TBMM yönetimiyle egemenlik hakkını bizzat kazanmıştır. Ancak bu süreçte İstanbul’daki hükümet zaman zaman düşmanla iş birliği içinde bulunarak millî mücadeleye karşı bir tavır almıştır.

Yunan ordusunun topraklarımızdan atılmasının ardından toplanan Lozan’daki barış konferansına hem İstanbul hem de Ankara Hükümeti’nin temsilcilerinin davet edilmiştir. Bu davet üzerine Sadrazam Tevfik Paşa’nın iki hükümetin işbirliği yapması gerektiği yönündeki yazısı ile o zamana kadar gündeme gelmemiş rejim konusu, bu gelişmelerden sonra çözümlenmesi gereken bir mesele hâlini almıştır.[24]

Tevfik Paşa Hükümeti’nin bu tavrını ve meclisten gelen tepkileri iyi değerlendiren Mustafa Kemal Paşa sorunun kökten çözümlenmesi için Saltanatın kaldırılmasını gündeme getirmiş ve konuyla ilgili 1 Kasım 1922’de komisyonda yapılan görüşme sırasında, millet egemenliği yanında kişisel egemenliğinde sürmesinin akla aykırı olduğunu belirtmiştir.[25] Bu gelişmelerden sonra alınan iki Meclis Kararı’ndan bahsetmek gerekmektedir. Bunlardan ilki 30 Ekim 1922 tarihli ve 307 sayılı “ Osmanlı İmparatorluğunun İnkıraz Bulup, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Teşekkül Ettiğine Dair Heyet-i Umumiye Kararı”dır. Bu kararın metni şu şekildedir:

“Osmanlı İmparatorluğunun münkariz olduğuna ve Büyük Millet Meclisi teşekkül ettiğine ve yeni Türkiye Hükümetinin Osmanlı İmparatorluğu yerine kaim olup onun hududu millî dahilinde yeni varisi olduğuna ve Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile hukuk-ı hükümrani milletin nefsine verildiğinden İstanbul’daki padişahlığın madum ve tarihe müntakim bulunduğuna ve İstanbul’da meşru bir hükümet mevcut olmayıp İstanbul ve civarının Büyük Millet Meclisine ait ve binaenaleyh oraların umuru idaresinin de Büyük Millet Meclisi memurlarına tevdi edilmesine ve Türk Hükümetinin hakk-ı meşruu olan makam-ı Hilafeti esir bulunduğu ecnebilerin elinden kurtaracağına karar verildi”.[26]

Meclisin bu doğrultuda aldığı ikinci karar ise 1-2 Kasım 1922 tarihli ve 308 sayılı “ Türkiye Büyük Millet Meclisinin Hukuku Hâkimiyet ve Hükümraninin Mümessili Hakikisi Olduğuna Dair Heyeti Kararı” olmuştur. Meclis bu kararında öncelikle Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile hâkimiyetin padişahtan alınıp millete verildiğini belirtmiş ardından yaşanan tarihsel süreç içinde Osmanlı İmparatorluğunun tarihe intikal edip yerine yeni ve millî bir Türkiye Devleti kurulduğunu söylemiştir. Ardından Hilafet ’in Hanedan-ı âli Osman’a ait olduğunu ve bu makama Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yine bu hanedanın ilmen ve ahlaken daha uygun ve iyi olanı intikap olunur diyerek Türkiye Devletinin makamı hilafetin istinatgâhı olduğu belirtilmiştir.[27]

Bu şekilde padişahlık yetkilerini kaybeden Sultan Vahdettin’in üzerinde sadece hâlifelik görevi kalmıştır. Yaşanan gelişmelerin ardından İstanbul’dan başka bir yere naklini talep eden Vahdettin’in 17 Kasım 1922’de İngilizlerin yardımıyla İstanbul’dan ayrılması üzerine TBMM veliaht Abdülmecit’i halife seçmiştir.

 4. Cumhuriyetin ilan edilmesi

Yürürlükteki anayasaya göre; egemenlik kayıtsız şartsız millete ait bulunuyor ve idare usulü fiili olarak millet idaresi esasına dayanıyordu. Bu idare usulü, nitelik ve mahiyet bakımından Cumhuriyet rejiminden başka bir şey değildi. Ancak, uygulanan idare rejimine “Cumhuriyet” adının verilmesi için elverişli bir ortamında hazırlanması gerekiyordu.[28] Başarıyla sonuçlanan Millî Mücadele sonrası Türkiye Devleti’nin uluslararası alanda tanınmasını sağlayan 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması sonrasında sıra yeni rejimin adının konulmasına geliyordu. Ancak bu noktada Cumhuriyet’in ilânına kadarki sürecin de iyi değerlendirilmesi gerekmektedir.

Mecliste yaşanmaya başlayan fikir ayrılıkları Lozan Konferansı’nın yarıda kesildiği dönemde iyice belirginleşmiş ve ilişkiler gerilmiştir. Öyle ki bu süreçte hükümet görevini yapamaz hâle gelmişti. Bu gelişmeler üzerine 1 Nisan 1923’te TBMM dağılma ve seçim kararı aldı.  Seçimler ağustos ayında yapıldı. Yine o ay Hâlk Fırkası’nın kurulması yolunda çalışmalara başlandı ve 9 Eylül’de sonuçlandırıldı. 2 Ekim’de İtilaf Kuvvetleri İstanbul’dan ayrıldılar. 13 Ekim’de Ankara’yı Türkiye’nin başkenti yapan yasa kabul edildi.[29]

27 Ekim günü Bakanlar Kurulu istifasını Meclis Başkanlığı’na sundu. Fethi (Okyar) hükümetinin istifanamesi şu şekildedir:

“Türkiye Devletinin, karşısında bulunan dâhili ve harici önemli ve güç görevleri kolaylıkla sonuçlandırmayı başarması için kuvvetli ve meclisin desteğini tam kazanmış bir Bakanlar Kuruluna kesin ihtiyaç bulunduğu kanısındayız. Bu nedenle yüksek meclisin güvenine ve desteğine dayanan bir Bakanlar Kurulunun kuruluşuna hizmet etmek maksadı ile istifa eylediğimizi saygı ile arz eyleriz efendim”.[30]

Hükümetin istifası gerçekleştiği andan itibaren yeni bir hükümet kurmak için çalışmalara başlanmıştır. Ancak durum oldukça zordu çünkü her bakanın tek tek TBMM tarafından seçilmesi gerekiyordu. Bu da bakanlar kurulu içinde uyum sorunu çıkarıyordu.[31]

Bu gelişmeler üzerine Mustafa Kemal Paşa 28 Ekim akşamında yemeğe davet ettiği arkadaşlarına yemek esnasında:

Yarın Cumhuriyeti ilân edeceğiz” demiş ve orada bulunan arkadaşları bu fikre hemen katılmışlardır.

O gece Mustafa Kemal Paşa, İsmet paşa ile beraber bir kanun taslağı hazırlamış ve bu taslakta Teşkilat-ı Esasiye’nin devlet şeklini tespit eden maddeleri tadil edilmiştir.[32] Ertesi gün tasarı, önce parti grubunda kabul edilmiş öğleden sonra da meclis toplanmıştır. Anayasa encümeninde tasarının mazbatası hazırlanıp genel kurulda müzakeresi yapılmış ve birçok konuşmacının tasarıyı öven konuşmaları sonucunda “Türkiye Cumhuriyeti” 29 Ekim 1923 tarihinde kanunlaştırılmıştır. Ardından cumhurbaşkanlığı seçimine gidilmiş ve yeni cumhuriyetin ilk cumhurbaşkanı yapılan oylama sonucu oy çoğunluğuyla Gazi Mustafa Kemal seçildi. Ertesi gün İsmet Paşa tarafından ilk cumhuriyet kabinesi kurulmuştur.[33]

Cumhuriyetin ilânı halk tarafından sevinçle karşılanmıştır. Türlü sınavlardan geçerek önüne çıkan her zorluğu birlik ve beraberlik içerisinde atlatan Türk milleti millî egemenliğini işte bu çaba neticesinde eline almıştır.

Sonuç

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 1920’de Ankara’da açıldığı sırada Birinci Dünya Harbi’nden yenik ayrılan memleketin toprakları İtilaf Devletleri tarafından işgale uğramış durumdaydı. 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ayak basmasıyla başlayan bağımsızlık mücadelesi tarihimizde ilk defa kişi egemenliğinden millet egemenliğine geçiş sürecinin başlangıcı olmuştur. Atatürk için millî egemenlik ve tam bağımsızlık Millî Mücadelemizin temelini oluşturuyordu. Bunu attığı her adımda önemle vurgulamış ve hayatını bu uğurda mücadele ederek geçirmiştir. Tarihimiz açısından oldukça önem arz eden Misak-ı Millî kararlarının alınmasından sonra İngilizlerin İstanbul’u işgali ve Mebusan Meclisi’nin dağıtılması yeni bir meclis kurma zorunluluğunu da ortaya çıkarmış ve İstanbul’dan gelmeyi başarabilen mebusların da katılımıyla yeni meclis 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılmıştır. Görev aldığı tarihler süresince oldukça demokratik bir meclis olma özelliği göstermiş olan Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi bu süreç boyunca Millî Mücadeleyi başarıyla sonuca götürerek kurucu meclis olma özelliğini de üstlenmiştir. Tüm bu gelişmeler sonucunda hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğu 1921 Teşkilat-ı Esasiye Anayasası ile kanunen güvence altına alınmış ve bunu takiben 1 Kasım 1922 tarihinde Saltanat kaldırılmıştır. 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetin ilân edilmesi ile birlikte Millî Egemenlik tam anlamıyla sağlanmıştır.

 Kaynakça

Akşin, Sina, Kısa Türkiye Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul-2018

Altay, Fahrettin, Görüp Geçirdiklerim On Yıl Savaş Ve Sonrası 1912-1922, İnsel Yayınları,  İstanbul 1970

Atatürk, Kemal, Nutuk- 1. Cilt ( 1919-1920), Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1970

Atatürk, Kemal, Nutuk – 2.Cilt ( 1920-1927),  Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1970

Aydemir, Şevket Süreyya, Tek Adam Mustafa Kemal 1919-1922, Cilt 2, Remzi Kitabevi, 17.Basım,1999

Aysal, Necdet, Atatürk Döneminde İç Politika. T.F.Ertan ( Ed.), Başlangıçtan Günümüze Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Ankara, 2019, Siyasal Kitabevi

Dal, Kemal, Millî Egemenlik Ve Temsili, AAMD, II. Kasım ( 1985). Sayı 4

Dinçer, Hasan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Açılması Ve Yeni Türk Devletinin Kuruluşu. T. F. Ertan ( Ed.), Başlangıçtan Günümüze Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Ankara, 2019, Siyasal Kitabevi

Gözler, Kemal, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin, 2000

Gözübüyük, A. Şeref  & Kili Suna, Türk Anayasa Metinleri Sened-i İttifaktan Günümüze, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1985

Özüçetin Yaşar & İnce Yüksel, Meclis Celse Zabıtları Temelinde Teşkilat-ı Esasiye, Uluslararası Tarih Ve Sosyal Araştırmalar Dergisi s:7, 2012

Tanör, Bülent, Osmanlı – Türk Anayasal Gelişmeleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2017

T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, Devre 1. Cilt 1.İçtima 1. 23.4.1920 Cuma ss.2

T.B.M.M. Zabıt Ceridesi; Devre 1. Cilt 1. İçtima 2. 24.4.1920 Cumartesi ss.8,9

T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, Devre 1. Cilt 1. İçtima 2. 24.4.1920 Cumartesi ss. 38

Türk İstiklal Harbi II’ nci Cilt Batı Cephesi VI. Kısım IV. Kitap, Genelkurmay Basımevi, Ankara- 1969

[1] Kemal Dal, Millî Egemenlik Ve Temsili, AAMD, II. Kasım ( 1985). Sayı 4 s.97

[2] Kemal Atatürk, Nutuk- 1. Cilt ( 1919-1920), Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1970 s.421,422

[3] TBMMZC, Devre 1, Cilt 1, İçtima 1, 23. 4. 1920 Cuma ss.2,3

[4] Bülent Tanör, Osmanlı – Türk Anayasal Gelişmeleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2017, s.231

[5] TBMMZC, Devre 1, Cilt 1, İçtima, 2, 24.4.1920 Cumartesi ss.8,9

[6] Tanör, a.g.e., s.235

[7] TBMMZC, Devre 1, Cilt 1, İçtima 2, 24.4.1920 Cumartesi ss.38

[8] Dinçer, H. ( 2019).Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Açılması Ve Yeni Türk Devletinin Kuruluşu. T. F. Ertan ( Ed.), Başlangıçtan Günümüze Türkiye Cumhuriyeti Tarihi ( s. 107). Ankara: Siyasal Kitabevi

[9] Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal 1919-1922, Cilt 2, Remzi Kitabevi, 17.Basım, 1999 s.255

[10] Dinçer, a.g.m., s.107

[11] Özüçetin Yaşar & İnce Yüksel, Meclis Celse Zabıtları Temelinde Teşkilat-ı Esasiye, Uluslararası Tarih Ve Sosyal Araştırmalar Dergisi s:7 ( 2012), s ( 225-253)

[12] Tanör, a.g.e., s.269

[13] Tanör, a.g.e., s.234

[14]Aydemir, a.g.e., s.253

[15] Fahrettin Altay, Görüp Geçirdiklerim On Yıl Savaş Ve Sonrası 1912-1922, İnsel Yayınları,  İstanbul 1970,  s.238

[16] Tanör, a.g.e., s.247

[17] Tanör, a.g.e., s. 249,250

[18] Tanör, a.g.e., s.252

[19] Dal, a.g.m., s.104

[20] Tanör, a.g.e., s. 255

[21] Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin, 2000, s.51

[22] Gözler, a.g.e., s.53

[23] Tanör, a.g.e., s.267

[24] Tanör, a.g.e., s.277

[25] Aysal, N. ( 2019). Atatürk Döneminde İç Politika. T.F.Ertan ( Ed.), Başlangıçtan Günümüze Türkiye Cumhuriyeti Tarihi ( s.153). Ankara: Siyasal Kitabevi

[26] A.Şeref Gözübüyük ve Suna Kili, Türk Anayasa Metinleri Sened-i İttifaktan Günümüze, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara,1985 s.95

[27] Gözübüyük ve Kili, Türk Anayasa Metinleri, s. 96,97

[28] Türk İstiklal Harbi II’ nci Cilt Batı Cephesi VI. Kısım IV. Kitap, Genelkurmay Basımevi, Ankara- 1969 s.265

[29] Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul-2018 s. 183

[30] TİH, II’ nci Cilt Batı Cephesi VI. Kısım s.266

[31] Akşin, a.g.e., s. 183

[32] Kemal Atatürk, Nutuk – Cilt 2 ( 1920-1927),  Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1970, s.803

[33] TİH, II’ nci Cilt Batı Cephesi VI. Kısım s.266

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları