Muhacir, Ensar, Suriyeli Sığınmacı – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______16 Şubat 2019_______

Muhacir, Ensar, Suriyeli Sığınmacı

Sadi Somuncuoğlu
Paylaş:

Ensar, muhacir, hicret ve Suriyeli Sığınmacılar

İslâm tarihindeki “hicret”, “Muhacir” ve Ensar”  olayı ile zamanımızdaki 5 milyon Suriyeli sığınmacı olayı aynı mı? Bu kavramları gündeme siyasi iktidar getirdiğinden, Suriyeli sığınmacılara “muhacir”, (nedense diğer ülkelerden gelenler muhacir değil) Türk Milletine de “ensar” adını verdi. Sığınmacılar sorununu bu kavramlara dayandırmak doğru mu? Malum, Mekkeli Müslümanlar, müşriklerin zulümlerden kurtulmak için Peygamber efendimizle birlikte Medine’ye göç (hicret)  ettiler. Bunlara, göç eden anlamında “muhacir”  denildi.  Muhacirleri (200 civarında) gönüllü olarak kabul eden Medineli Müslümanlara da, yardım eden anlamında “Ensar”  adı verildi.

Peygamber efendimiz ve beraberindeki Mekkeli Müslümanlar, geçici olarak hicret ettiklerinden, Medine’de 6 yıl kaldıktan sonra, günü gelince bilinen amaç ve şartlarda Mekke’ye döndüler.

Suriyeli sığınmacılar ve vatandaşlık

İç savaş felaketinden kaçan Suriyeli sığınmacıların uğradığı zulüm büyük boyutlarda. Bunların 4 milyon 800 bini Türkiye’ye, 1milyonu Lübnan’a, 660 bini Ürdün’e, 250 bini Irak’a sığındı. Aradan 6-7 sene geçtikten sonra Suriye hükümeti önemli ölçüde güçlenip, topraklarının büyük bölümünde hâkimiyet sağladı. Bunun üzerine Lübnan ve Ürdün, Şam yönetimiyle anlaşarak, ülkelerinde farklı kentlerde çadırlarda bekleyen sığınmacıların önemli bir kısmını Suriye’ye gönderdi. Aynı milletten (Arap) ve dinden (İslam) oldukları halde, herkes yurduna-yuvasına diyebiliyorlar. Bu yönüyle hicretteki duruma benzeyen bir uygulama söz konusu.

Türkiye böyle yapmadı. Büyük bir gayretle ülkede topladığı sığınmacıları,  sınır bölgelerimiz başta olmak üzere bütün şehirlerimize dağıttı. Sığınmacılara, kendi vatandaşından esirgediği her türlü imtiyazı tanıdı. Tahrik tesiri yapan bu imtiyaz, şehirlerde gettoların doğmasına yol açtı. Toplumda yer yer ölümle sonuçlanan çatışmaların yaşanması başladı ve yayılma eğilimi gösterip her yere sirayet etti.  Siyasi iktidar, halk arasında artan rahatsızlıkları ve vatandaşın zihninde beliren soruları gidermek için bazen “Suriyeli sığınmacılar (mülteci demekteler) yurtlarına gönderilecek”, bazen de “sığınmacılar vatandaş yapılacak” şeklinde çelişkili açıklamalar sürdürüldü. Şu anda Suriye sınırından sorgusuz sualsiz çıkış ve girişler devam ediyor. 70 binin üstünde sığınmacı vatandaş oldu. Suriyeli 700 bin çocuk için açılan kurslarda, anayasamız devletin dili Türkçe, Türkçeden başka hiçbir dille eğitim öğretim yapılamaz dediği halde, Arapça ile eğitim ve öğretim yapılmakta. Batılı ülkeler büyük bir iştahla, sığınmacıların vatandaş yapılması için iktidara destek veriyor. Değişik kamu kuruluşlarının yazışmalarında, seçimlerden sonra vatandaşlık kanununu değiştirip sığınmacılara toplu olarak vatandaşlık verileceğine dair medyada önemli bilgiler yer alıyor. Meselâ; AB projesi çerçevesinde, “sığınmacıları topluma entegre etmek” için yürütülen çalışmalar tamamlanmak üzere. Eğer sığınmacılar gönderilecekse, Türk toplumuna entegre edilmesinin anlamı nedir? Sürekli bir şekilde sığınmacı yerine mülteci denilmekte. Uluslararası hukuka göre mülteci geldiği ülkeye gönderilemez. Hayati derece önemli bu konu Türk Milletinden ne için gizleniyor?

Peki, Cumhur ne diyor?

Yapılan araştırmalarda Türk Vatandaşlarının yüzde 87.6’sı “Suriyeliler ülkelerine gönderilsin; Suriyeli sığınmacıların yüzde 67’si “ülkemize dönmek istiyoruz” diyor. Neden bunun gereği yapılmıyor? Türk Milletinin nüfus yapısını sosyal dokusunu, ekonomisini, sağlığını, güvenliğini, huzurunu, kamu düzeni gibi temel yapılarını bozacağı belli olan 4-5 milyon sığınmacıya vatandaşlık,  nasıl bir amaçla verilmek isteniyor. Anlamak mümkün değil.

Bu çerçevede şu tabloya bir daha bakalım: Bir tarafta mülkün sahibi Türk Milleti (Cumhur) ve Suriyeli sığınmacılar var; “vatandaşlık”  istemiyor. Ama tanıyan yok. Buna karşılık öbür tarafta haçlılar (batılı emperyaller) ve iktidarın çekirdek ekibi var; “vatandaşlık” verilmeli diye dayatıyor. Bu projenin meşruiyeti nerede? Yetkili ve güçlü olmakla meşruiyetin nasıl bir ilgisi olabilir? Hukuk, insan hakları, egemenliğimiz, devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü karşısında bir de “ensar” “muhacir” demezler mi? Bu nasıl iş? Şu garabete bakınız.

Soralım; dünyada böylesi ve benzeri olamayan bir dayatma ile “hicret”, “Ensar” ve “muhacir” gibi kutsal kavramlar kullanılarak hayırlı sonuçlara ulaşılabilir mi?

Paylaş:
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları