“Oğuz Göçü” Konusunu Yeniden Değerlendirme – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)   • Söz Konusu-5: Açık Oturum

“Oğuz Göçü” Konusunu Yeniden Değerlendirme

Günümüz dünyasında hiçbir halkın ezeli topraklarında (oykumende) yaşadıkları hakkında bir tane bile gerçek olgu yok deyip, bu ırkçı iddiayı çürütmek de olurdu.

13 Nisan 2020
Nesib Nesibli

Türk halkları tarih boyu çeşitli suçlamalarla karşı karşıya kaldılar: Türkler yüzyıllarca göçebe yaşadılar; Onların medeniyeti yoktur; Türkler edebiyat/sanat bilmezler. Özetle sizleri biz medeniyete kavuşturduk gibi suçlamalarla Rus, Pers/Fars, Arap, hatta Ermeni ve bazı Avrupalılarca bu iddialar yazıldı, seslendirildi. Tüm bu suçlamaların asıl amacı Türkler arasında kompleks yaratmaktı.

Bu yersiz ithamlardan birisi de Türkler bu toprakların yabancılarıdırlar, kendi topraklarında yaşamıyorlar, tarihî adalet onların eski topraklarına geri dönmelerini talep ediyor… hezeyanıdır. İngiltere Başbakanı Lloyd George’un Türkleri Orta Asya’ya sürmek Avrupa için bir mecburiyettir  söyleme kadar ileri gitmesi bilinen bir gerçektir.

Günümüz dünyasında hiçbir halkın ezeli topraklarında (oykumende) yaşadıkları hakkında bir tane bile gerçek olgu yok deyip, bu ırkçı iddiayı çürütmek de olurdu. Ama bu yetmiyor.

 Dünya Tarihinden Örnekler

Araplar 7. yy’da Hicaz’dan çıkıp, bir ucu İspanya, diğer ucu Çin’e kadar uzanan geniş toprakları, elde silah işgal ettiler. Fiziki varlıklarıyla birlikte kültürlerini, ideolojilerini de kendileriyle taşıdılar. Arap Birliği bu gün yirmi iki devleti kapsıyor. Bir kişi bile sormuyor, sizin bu topraklarda ne işiniz var?

Portekizler 15 ve 16. yy’da Latin Amerika kıtasının büyük kısmını, diğer kıtalarda hatırı sayılı toprakları işgal ettiler. Kendi arazisinden yaklaşık yüz kat geniş koskoca Brezilya, hâlihazırda Portekizce konuşuyor. Angola, Ekvator Ginesi, Brezilya, Gine-Bissau, Yeşil Burun Adaları, Mozambik, Portekiz, Sao Tome ve Principe ve Doğu Timor, Portekizce Konuşan Ülkeler Topluluğu teşkilatının üyesidir. Atalarının Avrupa’dan geldikleri için Portekizce konuşanlardan geri dönmelerini talep eden var mı?

İspanyollar da 15. yy sonlarından itibaren yeni topraklara yerleştiler. Özellikle Yeni Dünya – Amerika kıtasına. Bu gün dünyanın en çok konuşulan dillerinden birisi İspanyolcadır. İspanyollardan ve İspanya’dan hesap soran var mı?

1552’de başlayan genişleme sürecinde Ruslar Amerika kıtasına kadar gittiler. Alaska’yı satmasalardı bugün Rusya üç kıtada toprak sahibi olurdu. Rus ırkçılarından sormak gerek: Rusya Kulikovo savaşından (1380) Birinci Dünya Savaşı’na dek 534 yıl savaştı, topraklarını dört yüz kat genişletti (İrina İsakova); kendi fiziki varlığını, dilini, mantalitesini bugünkü Rusya Federasyonu’nda hâkim kıldı; hangi yüzle Tatar Türkleri için bu topraklara sonradan geldiler, Moğolistan onların ana vatanlarıdır diye bilirler?

İngilizler 5. yy’da kıta Avrupa’sından Kelt kökenli Britonların topraklarına göç ettiler. Birleşik Krallığa dönüştükten sonra bile “Güneş Batmayan İmparatorluk”, Britanya Milletler Topluluğu (Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda dâhil elli dört ülke) şeklinde siyasal otoritesini sürdürmektedir. Bugün İngilizcenin dünyada en yaygın dil olarak yer alması, Anglo-Sakson ittifakının en etkili güç odağı olması bilinen gerçeklerdendir. Bir zamanlar İngilizlerin atalarının dünyaya yayılmalarını akademik ya da siyasal platformlarda sorgulayan yok.

Çinlilerin geçmişte yaşama alanlarını genişletmeleri ise bir başka hikâye. Hint-Çin yarımadasındaki devletlerde, Rusya’nın Sibirya bölgesinde Çinli varlığının çoğalması, Batı dünyasında chinatownların sayıca durmadan artması Çinlilerin dünyaya yayılmasının çağdaş belirtileridir.

Ama Asurlular, eski Romalılar, Yunanlar, Almanlar, Fransızlar, İsveçliler, Hollandalılar, Persler, Moğollar… antik ve Ortaçağlarda dünyaya yayılsalar bile yeni coğrafyalarda tutunamadılar. Kısır kaldılar.

Peki Türkler?

Listede kronolojik olarak ikinci sırada yer alan, kalıcı genişlemeye kadir yedinci millet Türklerdir. Sekizincisinin olmaması gerek.

İlk genişleme çabasını Avrupa Hunları 4 –5. yy’da gösterdiler. Ünlü Kavimler Göçü denilen hadise onların adıyla anılır. Atilla şimdiki Paris’e, Roma’ya kadar gidip çıkmıştır. Ama zehirlenip öldürüldükten sonra (453) Hunlar eski yurtları Urallara geri çekildiler

İkinci genişleme çabası 11. yy’da ortaya çıktı. Oğuzlar günümüz Azerbaycan, Türkiye, kısmen İran, Irak, Suriye arazilerine yerleşmeye başladılar. Bu yalnız askerî ilerleyiş değildi. Türkistan’ın sınırlarına sığmayan Türklük, askerinin yanında sürüleri, kültürü, sazı-sözü, sanatı ile batıya doğru yol aldı. Ama bu göç’müydü? Türk Dil Kurumu’na göre, “göç” ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işi, taşınma, hicret, muhacerettir. Yani “göç” demek kalkıp bir yerden başka yere taşınmak, eski yurtlarını tamamen terk etmektir. Ama şimdiki Türkmenistan’daki Oğuzların varlığına ne diyeceğiz, onlar ki “göçmediler”? Yani Oğuz Türklerinin bir bölümünün kendi siyasi-kültür coğrafyalarını değişmelerini “göç” sözcüğüyle ifade etmek doğru değildir. Doğru söz bizce “kalıcı genişleme” olabilir.

Söz konusu “göç baskısı” kimilerinde doğrudan doğruya kompleks yaratmıştır. Türk düşmanlarının hezeyanlarına karşın onlar da ezelçi/primordialist bakışlar ürettiler, eserler yazdılar. Yakın Doğu’nun ilk sakinleri Türkler imiş; burada 7-10 bin yıllık tarihimiz varmış… Okuyucu da onları okuyor, başka eserlerde mantık gördüğünde bu tür eserlerden soğuyor. Hatta tarih kitaplarına küsüyor.

“Göç baskısı”na başka bir tepkiyi de ele alalım. Sanki atalarımız yanlış yapmışlar diye onların Azerbaycan, Anadolu, kısmen İran, Irak ve Suriye’de yerleşmesini utana utana temize çıkarmak istemişler. Ne yapsınlar, kuraklık çıkmış, otlaklar yanmış, iklim değişmesi olmuş, göçe zorlanmışlar… Neler neler.

Sonuç

11.yy’da Oğuz Türklerinin dolup taşan Türkistan’dan yola çıkarak yeni yurt tutmaları genel Türk tarihinin köklü ilerleme, yükselme dönemidir. Günümüz dünya Türkleri atalarının hayat alanını genişletmesinden utanmamalılar. Çeşitli “nedenler” uydurmalarına ise hiç gerek yoktur. Uluslararası hukukun olmadığı 1648 öncesi cihangirlik döneminde bu başka halklar için kahramanlık sayfaları sayıldığı gibi, genel Türk tarihinde de gurur verici dönem sayılmalıdır. Çünkü kalıcı genişlemeyi güçlü, sağlıklı milletler gerçekleştirebilmişler. Rus Türkolog-tarihçi Lev Gumilyov, içinde passionar enerjinin olduğu halkları kalıcı genişlemeye kadir halk saymıştır.

Yeter ki torunları atalarının işlerine sahip çıkabilsinler. Bu sitem en çok Azerbaycan resmi tarihçilerinedir: Çağrı Bey, Sultan Alparslan, Sultan Tuğrul, eski Abbasilerin yerel hâkimleri için “işgalci” ise bu kahramanların torunları için “Yurt Kurucuları”dır.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları