07.08.2022

Sultan Gazneli Mahmut, Şüubiyye ve Şahname

İslâm devriminden sonra İran'da monarşiyi hatırlatan her şey sökülüp atıldı; ancak Şahname yazarı Firdevsi'nin Tahran'daki heykeline asla dokunulmadı.


Bu makale Prof. Dr. Nesib Nesibli’nin

“Güney ile Kuzey Azerbaycan Sorunları”

kitabından alınmıştır.

Azerbaycan okullarında yüzyıllar boyunca Sadi ve Hafiz gibi Fars şairlerin eserlerinin yanı sıra Ebulkasım Firdevsi’nin (934-1020) Şahnamesi de ders kitabı olarak okutulmuştur. Eğitimli kesim bu şairlerin düşüncesi ile terbiye edilmiş ve onların fikirlerinin etkisi altında kalmıştır. Son on yıllarda Kuzey Azerbaycan okullarında okutulan ders kitaplarında Şahname’ye büyük yer verilmiş, bazı bölümleri tercüme edilerek öğrencilere ezberletilmiştir. Farsların başucu kitabı olarak bilinen Şahname’nin yazarı söz konusu ders kitaplarında aşırı derecede övülürken Türkler hakkındaki aşağılayıcı ifadeler ve fikirler görmezden gelinmiştir. Belki de “onlar nereye biz nereye?” (Yani, Türkler nereye, Azerbaycanlılar nereye?) mantığı, daha doğrusu mantıksızlığı ile bu ırkçılık uygun görülmüştür. Her yıl yayımlanan bu ders kitaplarının Firdevsi bölümünde, Türk hükümdarı Sultan Gazneli Mahmut’a yönelik iftiralar da yer almaktadır. Ders kitaplarında “anlatılara göre” Şahname’nin, Sultan Mahmut’un siparişi veya isteği üzerine yazıldığı iddia edilmiştir. Ancak Sultan Mahmut eser bittikten sonra sözünü tutmamıştır. Anlatılara göre Sultan Mahmut Şahname’nin her beytine karşılık bir altın vaadine karşılık bir gümüş ödemiştir. “Kendisinin aşağılandığını düşünen Firdevsi ise getirilen gümüş paranın bir kısmını hamamcıya, bir kısmını içtiği bir kâse şerbete, bir bölümünü ise getiren kişiye vererek Herat’a kaçmıştır.” Bu ders kitabına göre, Firdevsi’nin kızı da babası gibi kibirliymiş. Firdevsi öldükten sonra kızı bu gümüşlerden vazgeçmiştir. Hikâye bununla da bitmiyor: “Yine anlatılara göre, Sultan Mahmut daha sonra yaptığı bu işten pişman olmuş ve vaat ettiği altınları diğer birçok hediyeyle birlikte Firdevsi’ye göndermiştir. Fakat altın yüklü deve kervanı şehrin kapısından girerken şehir halkı Firdevsi’nin cenazesini gömmek üzere şehrin bir diğer kapısından çıkmaktaydılar.[1]

Son yıllarda basılmış olan ders kitaplarında Firdevsi ve Şahname konuları kaldırılmış gözükse de benzer içerikte başka konuların kitaplara yerleştirildiğine tanık olmaktayız. 9. sınıflar için hazırlanan Edebiyat ders kitabının yazarları Aliyar Seferli ve Halil Yusifli, Gazneli Mahmut-Firdevsi meselesini biraz farklı şekilde ele almışlardır. Gazneli Mahmut’un “vaadini yerine getirmemesinin” sebebini başka bir şekilde izah etmişlerdir.[2] Kitabın yazarlarına göre, “Şahname’de yansıtılan İran ve Turan savaşları ve şairin Turanlılara karşı olan hasmane tutumunu Sultan beğenmemiştir.” Yazarlar, Sultan Mahmut’un pişmanlığıyla ilgili Farsların uydurduğu anlatılara da şüphe ile yaklaşmışlardır.

İranlı araştırmacı Naser Purpirar’ın son yıllarda yayımlamış olduğu ve İran resmi tarihçiliğini altüst ettiği eserlerinden birinde (bkz. Geçmişe Yapılan Köprü) Şahname konusunu bir bölümde tartışmış ve bu hassas konuya açıklık getirmiştir.[3] Gazneli Mahmut-Firdevsi ilişkileri konusuna girmeden önce, Şahname’nin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan Şuubiyye hareketi konusuna kısaca değinmek gerekir.

Şüubiye Hareketi

Naser Purpirar, Şüubiye’nin, İran tarihinde oldukça bilinen bir gerçek olduğunu belirtmektedir. Ancak araştırmacıların eserlerinde de yer almasına rağmen hem İran’da hem de yurtdışında araştırmacılar bu konunun derinliklerine inmeye pek istekli olmamışlar ve sürekli bu konuyu görmezden gelmeye çalışmışlardır. Naser Purpirar, İran tarihinde önemli rol oynamasına rağmen hâlâ Şüubiye hakkında kapsamlı eserlerin yazılmamasına şaşırmaktadır. Bu bağlamda Purpirar, bu kitabında Mahmut İftiharzade’nin “İran’da İslâm” adlı eserine geniş atıflarda bulunmuştur.[4] Mahmut İftiharzade, Perslerin Şüubiye adı ile bilinen sosyal-siyasi hareketinin İslâmiyet’in ilk yüzyıllarındaki faaliyetini şöyle özetlemiştir:[5]

Edebiyat alanında, nazım ve nesir; masal ve hikmetler; atasözleri [toplamak]; özellikle Şüubiye’nin Pan-Arabizme karşı kullandığı keskin bir silahtır; destanlar Arapların önemli şahsiyetleri, kabileleri, kimlikleri, gurur duydukları ve genel olarak kendi varlıklarına karşı yönelmiş saldırgan ve acımasız hiciv dalgası; Acem [Fars] ırkının üstünlüğünün Araplara gösterilmesidir.

Tarih alanında: Kısa vadeli siyasi ve doktrinel hedefler için tarihî olay ve anlatılarla İran’ın kadim tarih, siyaset ve kültürüne, şahlarına, özellikle Sasani sülalesine boyun eğilmekte, İslâmiyet tahrif edilmekte, hatta hakaret edilmektedir.

Tefsir alanında: Kur’an’ın bazı ayetlerinin amaçlı izahı ve bu ayetlerin Şüubiyyenin hedef ve amaçlarına uygun kullanımı; Kuran’daki Acem [Farsça] kelimeler üzerinde oynama; Kur’an’ın tarih içerikli ayetlerinin eski İran efsaneleri ve tarihine uyarlanması -buna güzel bir örnek olarak Zülkarneyn’in [Makedonyalı İskender’in] Ahamenilerin Kuruş’u ile aynileştirilmesi; Kur’an ayetlerinin sınıfsal-ırksal açıdan yorumu- örneğin: Hucurat suresinin 13. ayeti, Şuub [halklar] ve kabileler;

Hadis ve kelam alanında: İslâmiyet’i tahrif ve tahkir etmek için Peygamber’in, Ehl-i Beyt imamlarının ve Müslümanlarca saygın kişilerin adına hadisler uydurulması; Acem ırkına Araplara karşın üstünlük tanınması; rivayet ve hadisler hakkında sunî metinler ve belgeler uydurulması; kelam ve fıkıh, tethir [arıtma], eski inançların tespiti konularında rivayetler uydurulması; gerçeklerin bulandırılması; eski inanç ve bakışların İslâm inancı ile karıştırılması; Pan-Arabizm’in kökünün kazılması ve tevhit (Allah’ın mahiyet ve belirtileri, düalizm ve üçleştirme), kaza ve kader, zorunlu ve iradî fatalizm, melekler, Şiilik’te ve İmamiye inançlarında aşırılık tartışmaları çerçevesinde eski inançların ve fikirlerin yerleştirilmesi; Ehl-i Beyt imamlarının tahrif ve hakareti, yeni kelam okullarının ve ayrı Şii gruplarının oluşturulması;

Fıkıh alanında: Pan-Arabizm’in Farslar üzerinde hukuki baskısını azaltmak ve eski İran dininin olabildiğince resmi olarak tanınması için kuralların konulması; Acemce [Farsça] ve Arapçanın karşı karşıya getirilmesi için girişimler; Arapçanın iletişimde, yazı işlerinde, salavat getirmede, ibadet ve işaret zikrinde itibardan düşürülmesi; İranlı büyüklerin ekonomik çıkarlarının korunması için kuralların konulması;

İlim alanında: İranlıların [Farsların] maneviyatının İslâm tasavvufuna [mistisizmine] girmesi; Âri ruhunun Sami kalıplarla aktarımı; her iki durumda İran-İslâm maneviyatından ikili hayranlık:

  1. Tasavvuffuna [mistisizmine] girmesi; Ari ruhunun Sami kalıplarla aktarımı; her iki durumda İran-İslâm maneviyatından ikili hayranlık: Mevcut duruma karşı kızgınlık, hoşgörüsüzlük, isyan ve itiraz
  2. Soğukluk, sessizlik, anlaşma ve mevcut duruma teslimiyet[6]

Mahmut İftiharzade söz konusu kitabında Şüubiyye hareketinin siyasi etkinliğinin de özetini aktarmıştır. Ona göre, bu hareketin temsilcileri Ehl-i Beyt imamlarının yanında yer almaya çalışmışlardır. Böylece onların hakkında hadis ve rivayetler uydurarak Şii kitleler arasında yaymışlardır. Şüubiyyenin temsilcileri, İslâm imamlarının arasına tefrika sokarak, onları parçalamaya çalışmışlar ve “güluv” [aşırılık] çizgisini savunan grupları güçlendirmişlerdir. İmamların gıybeti döneminde, Şüubiyye, etkinliğini daha da genişletmiş, İslâmî törenlere kadim İran kurallarını sokmuş, son Sasani hükümdarı III. Yezdgerd’in kızının Ali oğlu Hüseyin’le izdivacına siyasi anlam vermeye çalışmış, İslâm içinde Şii mezhebini yaygınlaştırarak Farslara ait hâle getirmişlerdir.

Naser Purpirar, yukarıda adı geçen kitabında, İftiharzade’nin yazdığı uzun özeti eksik bulmaktadır. Sonuncunun listesinde İbn-i Nedim ve El-Fehrest eserinin de Şüubiyye’nin ürünü olduğunu kaydeden Purpirar, daha sonra Firdevsi ve Şahname konusuna değinmiştir.

Şahname’nin Ortaya Çıkışı

Purpirar’dan önce de bazı İranlı ve Avrupalı araştırmacılar Şahname’nin ortaya çıkışının karanlık           taraflarını aydınlatmaya çalışmışlardır. Purpirar, bu yazarların çalışmalarını da dikkate almıştır. Örneğin, yukarıda da adı geçen İftiharzade, Şahname’yi Şuubiyenin en büyük eseri olarak kabul eder.[7] Habib Yeğmai’ye göre, bu eser (Şahname) Sultan Mahmut’un emriyle yazılmamıştır.[8]

Şahname’nin yazılması hakkında resmi görüşü şüphe altına alan birçok eserin olmasına karşın, Purpirar, bu eseri sorgulamanın riskli olduğunun altını çizmektedir: “Ben hangi vadiye ayak bastığımı iyi biliyorum. Kin, intikam, kendini beğenmişlik, cehalet ve cahillik zehriyle yoğrulmuş okları vücudumda hissediyorum. Biliyorum ki, bunların çoğunun elinden zehirlemekten başka bir iş gelmiyor; yeni yeni düşüncelere tahammülleri yoktur. Onlar söze sözle karşılık verecek bilgi gücüne sahip değiller.”[9]

Çeşitli İranlı yazarlara göre,[10] eski İran’ın rivayet ve destanları üzerinde ayrı ayrı zamanlarda toplam altı kişi çalışmıştır ve bu araştırmacıların kimlikleri de bilinmektedir: Mesudi Mervezî, Ebu-Mensur İbn-i Ebdülrezzak Tusî, Ebülmüeyyid Belhî, Ebu-Ali Muhammed bin Ahmed el-Belhî, Ebu-Mansur Muhammed bin Ahmed Dekiki Belhî ve nihayet, Firdevsi.[11]

Şair Dekiki’nin kölesi tarafından öldürülmesinden sonra Şüubiyyenin Şahname projesi yarım kalmıştır. Bu işi devam ettirebilecek şairler arasından Firdevsi seçilir. Şüubiyye, Dekiki’nin 1000 beyitlik şiiri ile birlikte tüm nesir materyallerini Firdevsi’ye verir.[12] Şaire yüksek bir maaş bağlanır ve yeni nesir materyalleri sağlanır, sürekli hazır bölümleri alınır ve işin ilerleyişi kontrol edilir. Zamanla “sponsorlar” arasına bazı siyaset adamları da eklenir. Purpirar’ın iddiasına göre, Firdevsi’nin çalışmaları Şüubiyye tarafından ciddi ve güçlü bir şekilde kontrol edilmiştir. Firdevsi sadece ona verilen destan ve rivayet metinlerini nazma çekmekle meşgul olmuştur. İşin ilginç yanı kendisine verilen bu destanları sadece kendisi bilmiyordu. Bu nedenle kendisine verilen ya da söylenen rivayetleri değiştirme hakkına da sahip değildi.[13] [14] Purpirar, Şahname‘deki efsaneleri, Çin, Hint, Yahudi ve Mısır efsanelerinin karışımı olarak görmüştür. Yine ona göre, İran coğrafyasındaki eski halkların, örneğin Elam, Kürt, Urartu, ayrıca Luristan, Hazar kıyıları, Kirman, Mükran, Fars Körfezi kıyılarındaki efsanelerin Şahname konuları arasında yer almaması da düşündürücüdür.

Şahname projesi üzerindeki çalışmaların devam ettiği bir dönemde Gazne Sultanı Sebüktegin’in oğlu Mahmut (971-1030) Horasan’daki orduların komutanı idi. Babasının ölümünden sonra Gazneliler Devleti’nin (963-1186) hükümdarı olan Sultan Mahmut (hükümdarlığı 998-1030) devletin topraklarını genişletmiş, Doğu kaynaklarında “Kafirlerin çekici” adıyla meşhur, on yedi defa Hindistan’a sefer düzenlemiş, oraların İslâm’ı kabul etmesini sağlamıştı. Sultan Mahmut aynı zamanda Müslüman toplumlarda bilim, kültür ve edebiyatı desteklemesiyle ün kazanmıştır. Kaynaklara göre Gazneli’nin sarayında 400 şair bulunmaktaymış. Bu rakam abartı olsa da Sultan Mahmut’un edebiyat sevdalısı bir hükümdar olduğu hakkında ortaçağ kaynaklarında birçok notlar vardır. [15] O zaman neden Sultan Mahmut (bilim ve edebiyat hamisi) ile Şahname yazarı Firdevsi arasında bir anlaşmazlık ortaya çıkmıştır?

Purpirar yazıyor ki Sultan Mahmut Horasan’da faal olan Şüubiyyenin kökünü kuruttuktan sonra[16] “ömrünün son dönemlerinde desteksiz ve yalnız kalan Firdevsi, Şüubiyyenin siparişi ile yazdığı kitabına alıcı bulamamıştır.”[17] 65 yaşındaki şair ağır durumunu Şahname ’nin metninde de yansıtmaya çalışmıştır. Bu arada onu yalnız bıraktığı için Şüubiyye’ye de sitem eder. İhtiyar şair,          Sultan Mahmut’a bir methiye yazarak maddi yardım için saraya başvurur. Purpirar “Mahmut’un, Şahname’nin gerçek siparişçileri hakkında bilgi sahibi olduğunu yazmaktadır. Çünkü, Şahname ‘deki şiirler onun inancı ile bağdaşmadığı için [şairin teklifi] beğenilmeyecekti.[18] Dolayısıyla şaire yardımdan imtina edilir ve Firdevsi, saraydan eli boş döner. Bundan sonra Firdevsi, Sultan Mahmut’a hicivler yazar ve bu olayla ilgili pek çok asılsız efsaneler uydurmaya çalışır.

Sonuç

Naser Purpirar’ın Firdevsi ve Şahname konularında ulaştığı sonuçlar ilginçtir. Yazar eserinin birkaç yerinde Şahname‘deki fikirlerin Firdevsi’ye ait olmadığını, onun sadece siparişi yerine getirdiğini, nesir olarak ona verilenleri şiire dönüştürdüğünü vurgulamıştır. Purpirar’a göre, Şahname tarihî kaynak iddiasında da olamaz; çünkü o, Şüubiyye mensuplarının hasta hayal gücünün ürünüdür. Naser Purpirar, bizce, aşağıdaki düşüncesinde de tam haklıdır: “Ne acıdır ki bu büyük adam (Firdevsi) dilinin gücünü yanlış yola hizmet eden bir örgüte sattı. O (Şüubiyye), kendi amacını, kendi düşünce ve beyanlarını, tarihi uydurmaya ve değiştirmeye tabi tuttu. Orta Doğu’nun kimliği, varlığı, dini ve halkı ile alay etti. İran aşiretleri ve milletlerinin ikinci tezahürü hakkında en önemli ve muteber belgeleri öyle karıştırdı ki günümüzde dostu düşmandan ayırt edemiyoruz. Güvenimizi ve kendi soyumuzu kaybettik, Şüubiyyenin uydurma ve efsanevi yalanlarına aldandık.”[19]

Medreselerde ve okullarda yüzyıllardan beri bu eserin öğretilmesine rağmen, bizim millî düşünce dünyamızda Şahname’ye aynı şekilde yaklaşılmamıştır. Kendisinin yazdığı gibi, “Fars kavminden olan” Mirze Feteli Ahundzade[20], ünlü Kemalüddövle Mektupları eserinde Şahnameyi ve yazarı Firdevsi’yi tüm edebi eserlere ve ediplere tercih etmiştir. Ahundzade “Hakikaten, İslâm milletinin genelinde şiir, sadece Firdevsi’nin şiirleri demektir; bu zamana kadar onun şiirlerinin misli İslâm milletinden hiçbir insana kısmet olmamıştır.” [21] diye yazmaktadır.

Türkçü akımın önde gelen temsilcileri, Sultan Mahmut ile Firdevsi konusuna dikkatle yaklaşmış, Şahnameye gereken değeri vermişlerdir. Ahmet Ağaoğlu İran ve İnkılabı eserinde Türk sülalelerinin Fars edebiyatının meydana çıkmasındaki birinci derece rolünden bahsetmiştir. “Rudekî, Ünsürî, Üsendî ve Firdevsi gibi Fars şairlerinin Gazneliler zamanında yetiştiğini ve Mahmut’un sarayı etrafında toplandıklarını” kaydetmiştir.[22] Mehmet Emin Resulzade Azerbaycan Şairi Nizamî eserinde, Firdevsi’yi tepeden tırnağa “Fars oğlu Fars”, “katı bir ırk taassubcusu”, “Fars milliyetçiliğinin bir şair ideoloğu” gibi kaydetmiştir.[23] Farslar’ın düşünce tarihinde Şahname’nin oynadığı rol hakkında belki en can alıcı yaklaşımı Tebrizli Ali ünlü Edebiyat ve Milliyet adlı kitabında ortaya koymuştur. Ona göre, bu eseri ile “Firdevsi, vahdet ve birlik yerine millî ihtilaflar ve etnik kinleri tetiklemiştir.”[24]

Sonuç olarak İslâm devriminden sonra İran’da monarşiyi hatırlatan her şey sökülüp atıldı; ancak Şahname yazarı Firdevsi’nin Tahran’daki heykeline asla dokunulmadı. Tebrizli Ali’nin de belirttiği gibi, “hiç kimse, Firdevsi’nin taş heykeline el sürmeye cesaret etmedi ve hâlen meydanın ortasında dikilmiş biz Türklere, Araplara, Belucilere, Kürtlere ve Kaşgaylara gülüyor…” 25 Pers tarihi ve varlığı hakkında abartılı yalanlarla, Türk ve Arap düşmanlığı ile dolu olan bu esere prim vermediği için, bin yıl geçtikten sonra hâlâ Sultan Mahmut’a iftira atmak anlamsız bir iştir.

Özellikle de Kuzey Azerbaycan’da. Azerbaycan ortaokullarında, Edebiyat kitaplarında ve genel olarak programlarında Firdevsi ve Şahname gibi konulara yer verilmesine ne gerek var? Genç Azerbaycan vatandaşının bilinci neden zehirleniyor? Bize göre, bir zamanlar Azerbaycan topraklarında dikilmiş Kirov, Şaumyan, Caparidze vs. heykelleri neyse, şimdi Türklük bilincine sokulan Firdevsi’nin Şahname’si de odur. Şahname de Edebiyat kitaplarından çıkartılıp atılmalıdır.

1] Örneğin bkz. Həmid Araslı, Heydər Eyvazov, Ədəbiyyat, 8. sinif, Bakı: Maarif, 1987, s. 177- 178.

[2] Oliyar Safarli, Xalil Yusifli, ddsbiyyat, IX sinif üçün dars kitabı, Bakı: Tahsil, 2002, s. 366-368.

[3]  Naser    Purpirar,  Poli bar    gozaşte,  ketabe    dovvom:  Baramadane   Eslam,   Baxşe   avval:

Barrasiye asnade farhangi, Tehran: Karang, 1380, s.229-292.

[4]Mahmut İftiharzade, Eslam. dar İran, […], s. 248.

[5]Şüubiyye, başlı-başına geniş bir konudur. Biz burada yalnız Naser Purpirar’ın Şüubiyye konusundaki fikirlerinden seçmeler getirmekle yetindik. Şüubiyye hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek için, örneğin bkz: B.B. BapTontn, Cmmemın, tom VII, MocKBa: HayKa, 1971, c. 359-371.

[6] Mahmut İftiharzade, Eslam dar İran, s. 248.

[7] A.g.e., s. 327.

[8] Habip Yağmayi, Makalat-i Foruği dar bareye Şahname va Firdevsi […], s. 14.

[9] Naser Purpirar, Poli bar qo:aşte,s,. 239.

[10]           Bunların arasında ünlü sözlük müellifi Dehhuda ve dilbilimci Dr. Zehra Hanleri de vardır.

[11]           Naser Purpirar, Poli bar qozaşte,s. 240-244.

[12] Dakiki’nin 1000 beyitlik bölümü olduğu gibi değiştirilmeden Firdevsinin Şahname sine dahil edilir.

[13]           Naser Purpirar, Poli bar qozaşte,s. 250.

[14] A.g.e., s. 262.

[15] Bkz. Erdoğan Merçil, Sultan Gazneli Malnmıch Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı

Yayınları, 1986, s.81.

[16]           A.g.e.

[17]           Naser Purpirar, Poli bar qozaştes. 281.

[18]           A.g.e., s. 289.

[19]           A.g.e., s. 290.

[20]           Bkz: Mirza Fatali Axundzada, dsarlari, III. cild, Bakı: Şarq-Qarb, 2005, s. 215.

[21]           Mirza Fatali Axundzada, dsarlari, II. cild, s. 31.

http://www.gıuıaz.tv/aze/14/articleCat/1/articleID/2236-PANIRANTZMIN-Y’ARANMASI- VE-TURKLUK-1 .html/articlePg/2

[22]           öhmad Ağaoğlu, İran va inqilabı, Bakı: Azarnaşr, 2009, s. 28.

[23]           Mehmet Emin Resulzade, Azerbaycan Şairi Nizamî, Ankara: Milli Eğitim Basımevi, 1951, s. 7, 172.

[24]           Tabrizli 9li, ddabiyyat ve milliyat […], s.137;

http://www,gunaz,tv/aze/14/articleCat/1/articleID/2292-TEBRIZLI-ELININ- HARAYI.html/inner/1

Yazar

Nesib Nesibli

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar