Var amma kimsenin umurunda değil! Memleketimiz içindeki sıkıntılarla, her sabah, bugün kim gözaltına alındı, gözaltına alınanlardan kimler tutuklandı, kimler adlî kontrolle serbest bırakıldı, kimler negatif çıktı, kimler pozitif çıktı, kimler partiden partiye sıçramakla meşgul… haberleri ile sersemlemiş olduğumuzdan mıdır, yoksa eksik tarih bilgilerimizden midir, yoksa Orta Doğu’daki bâdirelerden vakit kalmadığından mıdır bilmem, Gagauz Yeri, Gagauzya Özerk Bölgesi umurumuzda değil!
Peki umurumuzda olmalı mı? Bu soruya cevap vermeden önce şu satırları okuyunuz; bir masal bu, şöyle başlıyor:
“Zaman zamandaykana, harman samandaykana, ben sallangaçtaykana, bobam da dünnede taa yokmuş. Annam yollanmış Alaca Manastıra. Uz gitmiş, düz gitmiş, altı ay bir güz gitmiş, kafe tütün içerek, laale zümbül biçerek. Etişmiş haydut çöşmesine, oturmuş dinnenmee. Gelmiş aklına bir masal, annattı bana onu, angısını ben unuttuydum da şindi aklıma getirdim.”
Böyle de bitiyor:
“Te masal hepsi, bu masalın bitkisi. (sonu, bitmek fiilinden)
Masal, masal maniki, tırnaa vardır oniki,
Onikinin yarısı, beş tilkinin derisi,
Kuvananın arısı, satıcının darısı, popazın da karısı. (kuvana, kovan)
Kısraklar otlarmış kırda, masal da bitmiş burda.”
Anladık mı? Anladık! Bizde de dedelerimizden, büyükannelerimizden dinlediğimiz bir çok masal vardır ki, hemen hemen bu cümlelerle başlar ve biter. Bir de şuna bakın lütfen:
Pipiruda ruda.
Yaz geldi geçti.
Ver allahım yamurlar,
tarlalara çamurlar,
teknelere hamurlar,
fırınnara somunnar,
sofralara pesmet,
gençlere de kısmet.
Herbir ekin olsun,
kurtu kuşu beslesin.
Hatırladınız değil mi? Çocukluğumuzdan bir ses. (Pipiruda kelebek demek)
İşte Gagauz Özerk Bölgesi bu dili konuşan insanların yurdudur. Bu dili, yani Türkçe’yi. Türkçe’nin Orta Asya lehçeleri de değil, Türkiye Türkçesi, Rumeli Ağzı bu.
Gagauz Yeri, Moldova Cumhuriyeti’nin en güneyinde iki bin kilometrekareye yakın yözülçümü, 110 bin küsur nüfusuyla bir özerk bölge. Başşehir Komrat. Avrupa’nın göbeğinde, 1994’ten beri varlığını devam ettiren bu özerk Türk devletinin özerklikten gelen bazı önemli yetkileri ve hakları temmuz ayı içinde, anayasaya aykırı bulunduğu için Moldova Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Gagauzlar artık Moldova’dan bağımsız olarak kendi seçimlerini kendileri yapamayacak, güvenlik, adalet, istihbarat birimlerinin yöneticilerini tayin edemeyecek. Todur Zanet’in yayınlamakta olduğu Ana Sözü gazetesi başlık atmış: “Gagauziya’nın işi bitti.”
Umursamadık.
Bir hafta kalmıştım orada. (Hatıralarımı Türk Edebiyatı Dergisi’nde dört sayı yayınlamıştım). Herkesle Türkçe anlaştım. Ne iyi insanlardı! Sorunları gördüm, küçücük ülkedeki Rus etkilerini farkettim. Rus cenderesini. Tanışıp epey sohbet ettiğimiz Gagauz Türkçesi ve kültürü araştırmacısı milliyetçi bir aydın kişi, yazar ve şair Todur Zanet’i dinledim. Yönetimden yakınmıştı. “Gagauzya’yı dilimizi bilmeyenler yönetiyor.” demişti. “Gagauz idarecileri ile Gagauz halkını karıştırmayın.” demişti. “Eski KGB’ciler hâlâ at oynatıyor burada.” demişti. Yine tanıştığımız başka bir aydın, tarihçi İgnat Kazmalı’nın serzenişi de dil konusundaydı: “Yeni yetişenler Gagauz diline ilgisiz. Rusya buraya öğretmenler gönderiyor, Türkiye’de binlerce öğretmen işsiz, neden daha çok öğretmen göndermiyorsunuz, çocuklarımıza anadillerini öğretsinler.” Aklı başında Gagauzlar bu Rus etkisinden ve baskısından rahatsızdı. Anlaşılan Moldova yönetimi de, özerk bölgedeki Rus havasından rahatsız oldu ve harekete geçti.
Umursamadık. Hatta duymadık. Müslüman olmadıkları için mi acaba? Gagauzlar Ortodoks Hıristiyan. Orta Asya’dan kopup Karadeniz’in kuzeyinden batıya doğru gelirlerken karşılaştıkları din Hıristiyanlık olmuş, yerleştikleri bölge de Hıristiyan ülkelerle çevrili, yanıbaşlarında koskoca bir Bizans… Osmanlı atalarımız ilgilense idi belki dinî hayatları farklı olurdu. Fakat ben derim ki, millet olmanın ilk şartı dildir. Yukarıdaki alıntıları bir daha okuyunuz. Böyle konuşan yazan insanlar “bizden” olmayabilir mi? Seyahatimde tanıştığım dostlardan biri, Komrat Devlet Üniverstesi’nin genç Gagauz Türkçesi öğretmeni Sonea Burgucu Hanım Türkiye’nin bu son gelişmeler konusunda hiç bir şey yapmamasından yakınıyor, “Moldova cumhurbaşkanı Türkiye’ye gidip geldikten sonra Gagauzlara baskı arttı” diyor. Buna da şaştım.
Umursamalıydık. Süleyman Demirel’in 1994’te yaptığı gibi arabuluculuk yapabilir, Gagauz Türklerinin haklarını savunabilirdik..
“Kısraklar otlarmış kırda, masal da bitmiş burda.” Bu dili konuşan soydaşların ülkesi Orta Doğu coğrafyasına olan ilgimizin, onda birini olsun hakketmiyor mu?