Rus’tan, Çin’den kötülük sadır olmaz…

Ruslar ve Çinliler, evliya gibi adamlardır. Tarih boyunca hiçbir kötülükleri görülmemiştir. Görüldü diyenler CIA ajanıdır. Anlatılan katliamlar, insanlık suçları, hep NATOcuların uydurmasıdır.


Ruslar ve Çinliler, evliya gibi adamlardır. Tarih boyunca hiçbir kötülükleri görülmemiştir. Görüldü diyenler CIA ajanıdır. Anlatılan katliamlar, insanlık suçları, hep NATOcuların uydurmasıdır.

Günümüz Rusya’sının bir zamanların Sovyet propaganda metotlarını aynen uyguladığını görüyorum. Hayret verici bir şekilde. Adamlar egemen bir devletin topraklarını işgal ediyor. Sivil- asker ayrımı yapamayacak silahlarla bombalıyor, binlerce saldırı helikopterini, seyir füzesini, tankı sürüyor ve sonra, NATO tehdidini bertaraf etmek için bunu yaptıklarını ve kendilerine direnen Zelenski’nin aslında Nazi olduğunu iddia ediyorlar. Hem de Zelenski Yahudi iken!

Bu yazıyı yazdığım günlerde, herhâlde Çin’le yoğun ticaret ilişkisi olan biri, tıpkı Perinçek gibi, Doğu Türkistan’daki Türklerin dünyanın en mutlu Türkleri olduğunu, hiçbir baskının söz konusu olmadığını, Türkiye Türklerinden üç kat daha bolluk içinde yaşadıklarını söylüyor.

Batur ve Hakim: cennette idam ve cennetten kaçış

Hafızam beni on yıllarca geriye, 16-17 yaşlarıma götürdü. İzmir’deki arkadaşlarımdan biri, az büyüğüm Hasan Oraltay’dı. Hasan Oraltay’ın babası Ali Beg Hakim, Osman Batur önderliğinde Doğu Türkistan’da Türklerin Rus ve Çin işgaline karşı başkaldırının liderlerindendir. Osman Batur 1951’de idam edildi. Ali Beg, yakalanmadı ve Çinlilerin işgal ederek bir cennet yaptıkları Doğu Türkistan’dan kaçmayı başardı. Yolda şehitler vererek, saldıran Çin uçaklarına kement atmak gibi olağan dışı mücadele vasıtaları kullanarak dağları aştılar. Hindistan’a, oradan Suudî Arabistan’a ve nihayet, baştan beri hedefledikleri Türkiye’ye ulaştılar.

1940’ta başlayan Doğu Türkistan istiklal mücadelesi… Bizim Çinci ve Rusçulara sorarsanız, herhâlde NATO ve CIA’nın teşkilatlandırması ve/veya uydurmasıdır. Gerçi 1940’ta NATO yoktu, Naziler ile Rusya müttefikti ve birlikte Polonya’yı işgalle ediyorlardı falan ama bunlar da muhtemelen CIA yalanlarıdır.

Ali Beg Hakim, bizi Salihli’de, köylerindeki evinde misafir etmiş, kendi eliyle yemek ikram etmişti. O yıllarda bile saçma sapan propagandadan şikâyetçiydi. Kendisine şu partiyi tutuyor, bu partiyi tutuyor diyorlardı. Bilhassa, 1960 darbesinden sonra Demokrat Partililere yapıştırılan etiketle, “kuyruk” diyorlardı. Kendi ağzından nakledeyim: “Biz, Altaylar’dan buraya, burada Demokrat Partiyası var diye, Halk Partiyası var diye mi geldik? Biz burada Uluğ Türük Milleti var diye geldik!” Bir de kendilerine CKMP’li ve “kurtçu” dediklerini söyledi ve şöyle devam etti: “Doğrudur, biz ava çıktığımızda önümüzden tavşan geçerse uğursuzluk, kurt geçerse uğur sayardık.” Sonuçta köydeki ailelerin reislerini toplamış. Tek tek her birine hangi partiye oy vereceklerini üleştirmiş. Böylelikle ilk seçimde, köyün sandığından bütün partilere eşit oy çıkmış!

İzmir Fuarı’ndaki Sovyet Pavyonu’nda

İşte bu Ali Beg Hakim’in oğlu, arkadaşım Hasan Oraltay’la, İzmir Enternasyonal Fuarı’nı geziyorduk. İki metreye yakın boyu ve tipik Kazak hatlarıyla Hasan, Rus görevlilerin önünden geçerken ağzının kenarıyla, ıslık çalar gibi, “sebak– köpek” diyordu. Tahmin edeceğiniz gibi Çin’e ve Rusya’ya büyük bir sempati beslemiyorduk. Aklımız da birkaç karış havadaydı, gençtik, Türkçüydük.

Duvarlarda “Sovyet Halkları”na ait fotoğraflar vardı. Tıpkı bugünkü Sincan ahalisi gibi güler yüzlü Kazak, Özbek, Türkmenlerin fotoğrafları. O fotoğrafları görünce bu sefer ben sazı elime aldım ve bir Rus görevliye, bu sefer İngilizce, “Türk yüzleri görüyorum.” dedim. “Evet, Sovyetler’de çok Türk var.” dedi. “Ne yazık ki hür değiller.” dedim. Adamın cevabı, bugünkü Rus ve Çin propagandasına, Rus ve Çin muhibi Türklerin propagandasına ne kadar da çok benziyor: “Siz, kapitalist kaynakları okuyor, onları dinliyorsunuz. Gerçek öyle değil. Peki, dedim, o hâlde niçin Berlin’in ortasına duvar ördünüz? O tarihlerde Doğu Berlin’den Batı’ya kaçışı durduramayan Ruslar, işgalleri altındaki Doğu Berlin’le Batı arasına bir duvar örmüşlerdi. İşte 1989’un 11 Eylül’ünde insanların elleriyle, tuğla tuğla yıktıkları ve onun ardından SSCB’nin de yıkıldığı duvar, o duvardı… Şimdi bana yakalanmak talihsizliğine düşen Rus’un bu soruma cevap vermesi zordu. Duvarı Ruslar inşa etmişti. Kaçış Batı’dan Doğu’ya değil, Doğu’dan Batı’ya idi. İnsanlar ölüm tehlikesini, arkalarından ateş edilmesi riskini göze alarak Batı’ya kaçıyordu. Fakat öğretilen propagandanın buna da belki anlamsız ama değişmeyen bir cevabı vardı: Siz, kapitalist gazeteleri, radyoları, televizyonları izliyorsunuz da ondan öyle zannediyorsunuz.

Cennetten kaçan kaçana – dün de bugün de

İyi de hiçbir kaynak, Batılıların Doğu’ya kaçmaya çalıştıklarını gösteremiyordu. Kaçış tek yönlüydü. Bu münakaşa sürerken etrafımıza halk birikmişti. Ne konuşulduğunu önce anlamadılar. Sonra anladılar… O yıllar, İzmirlilerin 9 Eylül’de hâlâ ağladıkları yıllardı ve Ruslar, sabaha karşı saat 1’de kapanacak pavyonu, o gece 11’de kapatmayı uygun buldular.

Bir teorik kimyacı Macar’ın kaçışına, ODTÜ’de bölüm başkanı sıfatımla yardımcı olmaya çalışmıştım. Bir bilim amaçlı davetle… Son derece salak bir bürokrasi yüzünden Prof. Ladik’in gelişi mümkün olmamış, hoca bana Batı Almanya’dan, “Ailemle birlikte batıya geçmeyi başardım.” diye bir mektup yazmıştı.

1960’ların güler yüzlü Macarları, Kazak, Özbek ve Türkmenleri… Tıpkı bugünün güler yüzlü Uygurları, Ruslar gelse de bizi Nazilerden kurtarsa diyen Ukraynalıları gibi… Benim oğlum bina okur, döner döner onu okur!

Yazar

İskender Öksüz

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar