Sagu, Ağıt, Mersiye…

Kamburmuş bizlere doğru... Öğrendik efendim, sırtımıza astılar! Saksılar filizlenmiş ormanlar kupkuru... Gördük efendim, köklerimizi oydular Bir tek kusurumuz var o da dosdoğru, Olduk efendim, g(ön)(l)ümüzü kapattılar...


Ağu,Sagu;Bulgu

Kamburmuş bizlere doğru…

Öğrendik efendim, sırtımıza astılar!

Saksılar filizlenmiş ormanlar kupkuru…

Gördük efendim, köklerimizi oydular

Bir tek kusurumuz var o da dosdoğru,

Olduk efendim, g(ön)(l)ümüzü kapattılar…

Olmaktaymış meğer işler gayrımeşru,

Bildik efendim kahkahayla sövdüler !

Faydasız artık göğ(ün)(sü)müzün hıçkırışları.

Gerçekten de öte artık milletin kıvranışları.

Bir kaşık bal sürmeye de kalmadı balları.

Ağuyla doldurdular milletin kovanlarını.

Dumanla boğuldu arılar, yerine kondu sinekler

Kervan gidiyordu yolunda, önünü kesti herifler

Bir yolumuz vardı bir de yolbaşcımız mazide

Nerde o eski kumaşlar bilmem  hangi terzide

Yol gidenin kılıç kuşananındı döndürdüler tersine

Bıktık artık yamamayın atlasları kaput bezlerine…

Yamamayın, boşluk yoksa sokamaz sizin keneler

Aç kalırsa çalışmaz çünkü baş olmuş kertenkeleler

İnce kalın kumaşlar, akşama pişecek var mı aşlar

Sus!

Çok çalıştılar da ondan tatile gidiyor şimdi baylar.

Neyse iyi tatilleriniz olsun temennim size bu.

Bulgum bu sagum bu ağ(r)um bu, İşimizi yine sana kaldı. Hu Allah’ım hu!..

 

Evde Bebek, Dışarıda İhtiyar

Bebekler neden güzel güler? Hiç düşündünüz mü? Ben düşündüm. Bence bebekler çok ağladıkları için güzel gülüyorlar. Bir bebek belki saatte bir kez bir sıkıntısını dile getiremediği için ağlayarak derdini ifade eder. Bebeklerin dert ettikleri şeyler de açlık, susuzluk, üşüme, bunalma ve altının değiştirilmesinden öte değildir. Büyükler ise isteklerini ağlayarak değil konuşarak çözmeye kalkışır ama sonucunda ya çözer ya çözemez . Çözemedi mi oturup belki ağlayamaz. Çünkü büyümüştür. Ama büyüse ne olur, aslında temel dertleri değişmemiştir. Açlık, susuzluk, tuvalet, ısınma. Peki dertler hemen hemen aynı ise, neden büyüyünce mutluluktan ağlayıp çok üzülünce gülme krizine gireriz? Ne kadar girift sorular değil mi? İşte bu sorular, Türk gençliğinin mevcut hâline bir ayna tutmaya yarayacak sorulardır. Türk gençliği eve girince ebeveyinlerinin bebeği. Sokağa çıkınca Orhun yazıtlarının, Gençliğe Hitabe’ nin, Bursa Nutku’nun sırtına görevler yüklediği bir büyük insan oluveriyor. Türk gençliği doğduğu günden beridir aynı temel ihtiyaçlara ulaşabilir miyim korkusuyla gâh gizli gizli gâh aşikar ağlamak zorunda bırakılıyor. Gençler üstte saydığım  bu kutlu emirleri omuzlarına almaktan değil, tek dertlerinin bu olmamasından ötürü sihirli bir siyasi değnekle dokunularak birden toy bir gençken olgunlaşmaktan çürümeye durmuş bir genç oluveriyor. Bu yüzden memleketi için sevinerek, gelecekten ümitli bir şekilde çalışması gereken gençler, maalesef kendi derdine düşüp hâliyle soluğu yurt dışında alarak bu ülkeden gitmeyi ve en acınası bir daha geri dönmemeyi  istiyorlar. Aman… Boş verelim ya hu! Ne de olsa Türk gençliğinden başka gençlik mi yok bu ülkede yaşayacak? Bulurlar ,getirirler elbet birilerini(!)

Kocama Enstitüleri ve Sandalyeli Postlar

Eskiden Türkiye’de olgunlaşma enstitüleri diye önemli işler yapan insanları iki yıl süreyle sertifika programları vererek çeşitli alanlarda üretim ve geliştirme yapacak insanları eğitmeyi amaçlayan kurumlar varmış. Şimdi de var ama eskisi kadar mühim yerler değil. Çünkü bir büyüğümüz fark etmiş olacak ki  herhalde, ülkedeki potansiyeli yüksek gençleri bu milletin çıkarları ve menfaatleri uğruna olgunlaştırmak yerine direkt kocatalım gitsin deyivermiş. Bu kararın neticesinde olacak ki ülkemiz koskocaman bir kocama enstitüsü olmuş durumunda. Şimdiki Türk gençliğine bir bakmışsın, güncel teknolojik aletlerle ya da bilgisayar oyunlarıyla ilgili bir şey sorulduğunda  14-15 yaşında bir genç, ülke ile ilgili bir şey sorduğunda, 45-50 yaşında bir dert babası gibi cevaplar veriyor. (Dert babası? Sahi ne kadar anlamsız bir kullanım. Bu ülkeyi sırtlanmış kara parçasının adı dahi Anadolu iken dertleri sadece babaların çektiğini varsaymak ne kadar basmakalıp bir düşünce.)Bu ülkenin sokakta oynayan 5-6 yaşındaki çocukları dahi ekmeğin fiyatının artmasından ötürü  oyun oynamayı bırakıp ülke problemlerini tartışır hâle gelmiş durumda. Bu milletin gençliği mezuniyet törenlerinde mutluluktan değil ,şimdi nasıl iş bulurum korkusuyla, sahte bir gülümsemeyle kameralara poz veriyor. Dindar ve de kindar nesil, Müslüman (!) nesil olan 2000 sonrası doğmuş Türk gençliği, sırf dindarlığımızın artması için olacak ki; büyüklerimizden Yunus Emre’nin “Hamdım, piştim, yandım.” sözlerini söyleyecek hâle gelirken kapandığı dergâh çillehanesini, bu ülkeye uyarlamış vaziyetteler. Artık bu ülke Türk gençliği için koskocaman bir  birer çillehane olmuş durumda. Ama  bu çillehaneden 40 günde çıkmak yok. Meçhul bir tarihe kadar herkes burada. Ama Allah razı olsun!!! Artık tüm Türk gençleri birer dede, baba, baba eren, efendi baba olma adayı. Herkes bu çillehaneden bu cendereden birer evliya adayı olarak çıkacağa benziyor. Artık kimimiz Hacı Bayram-ı Veli, kimimiz Bekri Mustafa gibi çıkacağız, ama bir şekilde çıkacağız. Neyse… Ama  gençliğimiz adına sevinmek lâzım çünkü mevcut sandalyeli postlara oturacak gençleri yetiştiren bu sıkıntılı durumlar, gelecekte sandalyeli postunda ölene kadar oturmayı planlayan şeyh efendileri postlarından edecektir. Ayrılmam diyenler kusura bakmasın. E efendiler sizde o zaman bizi bu kadar çileden çıkmaya mecbur etmeseydiniz.

 

Yazar

Emirhan Gençay Gül

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar