Büyük Dava Adamı Oraltay’ı Anarken (*) – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)   • Söz Konusu-5: Açık Oturum

Büyük Dava Adamı Oraltay’ı Anarken (*)

Doğu Türkistan’dan 1949’da yola çıktılar. Sarp, aşılmaz karlı dağları; Himalayaları, Taklamakan çölünü aşıp, Tibet, Pakistan, Hindistan ve Afganistan’a ulaştılar. Çok zayiat verdiler. Sağ kalanlar 1953’de Türkiye’ye ayak bastı.    Tarihte emsali görülmeyen bu olaya “Büyük Kazak Göçü” adı verildi. Tabii bu zorlu göç durup dururken olmadı. SSCB ve Kızıl Çin ordularının 1934’de başlayan istila, katliam ve […]

23 Mayıs 2011
Sadi Somuncuoğlu

Doğu Türkistan’dan 1949’da yola çıktılar. Sarp, aşılmaz karlı dağları; Himalayaları, Taklamakan çölünü aşıp, Tibet, Pakistan, Hindistan ve Afganistan’a ulaştılar. Çok zayiat verdiler. Sağ kalanlar 1953’de Türkiye’ye ayak bastı.   

Tarihte emsali görülmeyen bu olaya “Büyük Kazak Göçü” adı verildi.

Tabii bu zorlu göç durup dururken olmadı. SSCB ve Kızıl Çin ordularının 1934’de başlayan istila, katliam ve Doğu Türkistan Cumhuriyetlerini ortadan kaldırma saldırıları 1949’a kadar sürdü.  Bu emperyalist saldırılara karşı, Kazak liderleri Osman Batur ve Ali Bek Hakim askeri yönden,  “Üç efendiler” adı verilen Uygur liderleri  Mesut Sabri Baykozi, Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin siyasi yönden canlarıyla savaştılar. Düşman kum gibi kaynıyordu. Çok şehit verildi.  Birliğin sağlanamaması, savunmanın bir merkezden yönetilememesi büyük bir eksiklikti. Yokluklar ve dünyadan hiçbir yardım görmeden yürütülen milli mücadele bir yerde tıkandı. Başka çare kalmayınca da,  Ali Bek Hakim etrafındakilerle birlikte Türkiye’ye doğru yola çıktı. Ama ne yol.  

Ali Bek Hakim’in büyük oğlu Hasan Oraltay da kafiledeydi. Türkiye’ye sağ salim ulaştı ve ömrünün kalan kısmını Türklük davasına hizmetle geçirdi.   Özü doğru, sözü doğru, baş eğmeyen bir yiğit olarak yaşadı ve 14 Nisan 2010’da ebedi aleme göç etti.

Önce kardeşi Bilal Hakim’i tanıdım. O da tok sözlü bir Türkçü idi. Oraltay’dan önce vefat etti. Ticaretle uğraşıyordu. Bizim fikrimizi, zikrimizi bildiğinden, Gima Şirketinde müdür olarak çalışan İbrahim Metin, eşi Aysel Hanımla birlikte hepimizi Salihli ilçesine davet etti. “Babam sizi merak ediyor. At eti ve kımız ikram edeceğiz” dedi.

Kısmette varmış, bir gün Salihli Kurtuluş Mahallesindeki evlerine gittik ve büyük mücahit Ali Bek Hakim’le tanıştık. Dik bir insan olduğu, ileri yaşına rağmen belli oluyordu. Hoş beşten, memleket havadislerinden sonra sofra kuruldu. Kımız, etli pilav ve yiyecekler geldi. Sofraya oturduk. Bizim bardaklarımız, arka arkaya dolup boşalıyordu. Baktık ki kımız bitmiş. Durumu gören Ali Bek Hakim bu kadar içebileceğimizi düşünmemiş olmalı ki, “Yogi bana kımız bırakmadınız” diyerek şaka yapmaktan kendini alamadı.

Rahmetli Bilal’in ifadesine göre, Ali Bek Hakim camiye giderken de kımızı eksik etmezmiş. Cami bahçesinde cemaatle ezanı beklerken, arada bir kımızdan çekermiş. Arkadaşları, “Hacı bu içkidir. Haram. Neden içiyorsun” deyince, öfkeyle; “Hacı sen Buhara müftülerinden daha iyi mi biliyorsun. Fetva var. Kımız helal” cevabını yapıştırıp meseleyi halletmiş.

***

Rahmetli Hasan Oraltay’la, Ahmet Bican Ercilasunların evinde tanıştım. Hoş bir insandı. Sözü uzatmayı sevmez, daha ziyade sorardı. Mizah dolu, zaman zaman da iğneleyici bir üslubu vardı.  İnce uzun endamıyla kalem gibi düzgün bir görünüşteydi. Almanya’da çalıştığı Hürriyet Radyosu’nun Kazakça bölümünün başkalığını yapıyordu. 1990’da idi, bizi Frankfurt’taki Hürriyet Radyosuna davet etmişti. Gittiğimizde Radyonun Türk boylarına yayın yapan her bölümünü, büyük bir zevkle gezdirmiş ve görevlilerle teker teker tanıştırmıştı. 

Ankara’ya her gelişinde mutlaka eş dostla toplanır, Türk dünyasından, doğu Türkistan’dan ve Türkiye’nin halinden konuşurduk. Bir defasında da, İzmir’de yapılan Türk Dünyası Kurultayı’nda beraber olduk. Kazakistan’dan getirdiği Türkçü, şair, edebiyatçı ve musiki üstatlarıyla beraberdi. Onları herkesle tanıştırmak için adeta çırpınıyordu.

12 Eylül 1980 darbesi üzerine Türk Milliyetçilerinin rahmetli Türkeş başta tutuklanmasına çok üzülüyordu. İki yıl tutukluluktan sonra serbest bırakıldığımda, telefonla  ilk arayanlardan biri de  Oraltay olmuştu. Telefonda, “Geçmiş olsun” dedikten sonra, doğrusu beni şaşırtan, farkında bile olmadığım bir tespitini şöyle ifade etti. “Sadi Bey Mahkeme savunmalarını dinledim. Herkes kendini, Somuncuoğlu davayı savundu. Turanı savundu.” 

Bu içine öylesine işlemiş ki, daha sonra da her karşılaşmamızda bu cümleyi tekrarlamaktan vazgeçmedi.

Evet, rahmetlinin değerlendirmesi böyleydi. Her şey geçip gidiyor. Geride kalan Türk Milletine yapılan hizmetlerdir. Oraltay kitaplarıyla Doğu Türkistan davasını Türk dünyasını ve Büyük Kazak Göçü’nü anlattı. Meşhur Kazak Şairi büyük Türkçü Mağcan Cumabayoğlu’nu ilk tanıtan oldu. Manevi mükafatını da Kazakistan Devletinin ödülleriyle aldı. Kim, Türkistan’dan bahsedecek olsa, dini bütün Hasan Oraltay’la mutlaka karşılaşacaktır.

Milletimize hizmet etti. Nur içinde yatsın. Allah’ın rahmeti onunla olsun.

————

(*) “Merhum Hasan Oraltay’ın Asına” kitabı, Mayıs 2011
 
 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları