Yükleniyor...
8 Kasım 2014
Türkiye bölünme noktasına durup dururken veya bölücü terör örgütünün eylemleriyle gelmedi.
Bu duruma gelinmesinin baş sebebinin, bir ve bütün olan Türk Milletini, etnik ayrışmaya tabi tutan siyaset olduğu açıktır.
Nitekim, Anayasaya rağmen AB uyum yasaları çerçevesinde, ülkemizi iki dilli ve iki etnikli hale getiren pek çok yasal düzenleme yapılmıştır.
Ülkemiz bugünlere;
Kısaca böylesi düzenlemelerle, bölgede hâkimiyet bir ölçüde PKK/KCK’ya geçtiği için gelinmiştir.
Bize göre 12 yılın özeti böyledir.
Şimdi de, HDP’nin çağrısıyla, Suriye’nin Ayn el-Arap şehrindeki PKK/PYD teröristlerine neden yardım edilmedi bahanesiyle, PKK/KCK teröristlerinin 32 şehrimizi yangın yerine çevirmesi, 40’tan fazla insanımızın ölümüne sebep olması ve “egemenlik örgütün eline geçti” söylemleri sonrasına bakalım:
Teröristbaşıyla en çok görüşen HDP Grup Bşk. Vekili Pervin Buldan şöyle diyor: “Biz adaya gitmeden önce, mutlaka hem devlet heyeti, hem de hükümet heyeti ile görüşüyoruz. Müzakere sürecine (herhalde sınırlar belirlemeye S.S.) bir an önce geçilmeli… Öcalan’a acilen sekretarya verilmeli, bir İzleme Kurulu, ya da bir üçüncü göz, bir hakem heyeti devreye girmeli ve demokratik müzakere heyeti genişletilmelidir. Şu anda süreci kapalı kapılar ardından yürütmeye çalışan tek taraf hükümet cephesidir.”
PKK/KCK’nın Avrupa sorumlusu Zübeyir Aydar ise şöyle konuşuyor; “Nihai çözüm” için “Kürtlerin” iradesinin ve haklarının, yasal- anayasal çerçevede sağlanması, anadilde eğitim ve Kürtçe’nin kamu yönetiminde resmi olarak kabul edilmesi, özerklik diye adlandırdığımız adem-i merkeziyetçi bir idari yapının ortaya çıkması lazım.”
Aydar, bunun alternatifinin, “geçmişi daha kötü biçimde yaşamaktır” tehdidinde bulunarak amaçlarını şu cümlelerle net olarak, bir defa daha açıklamaktadır: “Türkiye halen stratejik karar veremedi. Biz Türkler, Kürtler ve diğer tüm kimliklerin de eşit haklara sahip olduğu, sadece Türkiye içinde değil bölgedeki tüm Kürtlerle Avrupa Birliği benzeri, sınırların ortadan kalktığı birlik modeli olsun istiyoruz” diyor.
Nihai çözüm buymuş… Bu “HDP-Kandil ve İmralının” çözümü imiş.
Çözüm oldukça açık, ancak özetlemekte fayda vardır.
Şöyle ki; bir ve bütün olan Türk Milleti, ayrılmaz parçaları olan etnik topluluklara bölünecek, bu parçalar, Türk Milletiyle eşit grup hakkına sahip olacak, buna göre çok milliyetli bir devlet kurulacakmış.
Yetmedi, bölgedeki bütün “Kürtlerle” (Irak’ta Barzani, Suriye’de PYD özerk yönetimi) AB’de olduğu gibi sınırların kaldırıldığı, daha da çok ortaklı müşterek bir devlet tesis edilecekmiş.
Buna federal devlet denemez, zira federal devlette, federe devler de aynı milletten olduğu için, yönetim şekli merkezi (üniter) olmamakla beraber milli yapıdadır. Burada ise çok milliyetli, aynen Yugoslavya ve Sovyetlerde olduğu gibi çözüm öngörülmektedir. Bu çözüm gerçekleştiğinde, nasıl bir tablonun ortaya çıkacağına bakalım:
İyi de; Türkiye Cumhuriyeti ve tarihin en eski milletlerinden biri olan Türk Milleti, bütün bu felaketlere, Devletiyle birlikte yok olmaya niçin razı olacaktır?
Anadolu’nun bütünü hedef alan bu Haçlı projesine bin yıldır “hayır” diyebilen Türk Milletinin, bu yok oluşu kabul edebileceği mi zannediliyor?
Büyük bir çoğunluğu ile bölünmeyi kabul etmeyen Kürt kökenli vatandaşlarımızı asla temsil etmeyen PKK/KCK terör örgütü; ABD, AB, İngiltere, Almanya ve İsrail gibi ırkçı ve sömürgeci devletler destekliyor, silahlandırıyor, besliyor, yönetiyor diye mi, Türkiye Cumhuriyetinin “pes” edeceğini zannediyor?
Bu asla olmayacaktır. Böylece biline!