“ÇETELEŞME” VE ÇIKIŞ YOLU

Her şey, 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonundan sonra su yüzüne çıktı. Meğer her tarafı “çeteler” ve “paralel devletler” sarmış! Paralel devlet denilince, PKK’lı bölücülerin ihaneti aklımıza geliyordu. Bu tehlikeye dikkat çekenlere, “Barış sürecini zora sokmayın” diyen yetkilileri hatırlıyorduk. Bir de, milli ordumuzun beyin kadrosunu ve değerli aydınlarımızı cezaevlerine dolduran, Genel Kurmay Başkanını bile, ”terörist,” […]


Her şey, 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonundan sonra su yüzüne çıktı.

Meğer her tarafı “çeteler” ve “paralel devletler” sarmış! Paralel devlet denilince, PKK’lı bölücülerin ihaneti aklımıza geliyordu.

Bu tehlikeye dikkat çekenlere, “Barış sürecini zora sokmayın” diyen yetkilileri hatırlıyorduk. Bir de, milli ordumuzun beyin kadrosunu ve değerli aydınlarımızı cezaevlerine dolduran, Genel Kurmay Başkanını bile, ”terörist,” “çeteci,” “darbeci” gibi gösteren, iktidarın suçlamalarını biliyorduk.

Hâlbuki, kandan beslenen PKK terör örgütünü, “paralel devlet” kuracak konuma getiren siyasetin sahipleri ve ortakları da “çete,” “derin devlet” veya “paralel devlet” içindeymişler! Bunu yeni öğrendik.

İşte kendi beyanları:        

Erdoğan; “Devlette paralel yapı kurmak isteyenler, devletin kurumları içerisine sinenler, şunu bilesiniz ki istediğiniz kadar oralara yerleşin, ininize gireceğiz ininize. Didik didik edeceğiz ve devletin içindeki bu örgütleri teşhir edeceğiz. Bugüne kadar çetelerle (Herhalde Silivri davaları kastediliyor) nasıl mücadele ettiysek, uluslararası merkezlerin taşeronu örgütlerle de aynı şekilde mücadele edeceğiz.”

Buradaki paralel devlet ve devlet içindeki örgüt,” den kasıt, herhalde 11 yıllık ortağı olsa gerek.

İyi de bu nasıl oldu? 

Cevabını Erdoğan’dan alalım: “Cemaatin en ileri gelenleri, mensupları bugüne kadar acaba ne getirdiler de Tayyip Erdoğan bunu geri gönderdi. Yani üniversitelerin verilmesiyle alakalı adımlardan tutun da birçok faaliyetlere yönelik yapabileceğimiz ne varsa bunları yaptık. Benden geri dönen hiçbir şey yoktur.

Bu cevaba, iyi koku aldığı söylenen AKP Milletvekili Şamil Tayyar’ın itirafını da ilave edelim: “Doğru Cemaati bitirme kararı 2004’de alındı; sonra emniyet cemaate bağlandı, dersane ve okul sayısı patladı…”

Bu iki beyan, “çete”nin ve “çeteleşmenin” ne olduğunu açıkça gösteriyor. Bilindiği gibi hukuk, “hukuk dışına çıkma”ya “çeteleşme” diyor.

Demokratik rejimlerde devleti, seçilmişler, yani milleti temsil edenler yönetir. Eğer, milleti temsil etmeyen gruplar iktidara ortak yapılırsa, hukuk dışına çıkılır, çeteleşme olur, hükümet meşruiyetini kaybeder.

İktidarlar, yurttaşlar gibi, sosyal grupların desteğini almaya çalışabilirler. Bu tabiidir. Yanlış olan bu gayri mesul grupların örtülü de olsa iktidarı paylaşması veya yönetimde, ayrı bir otorite, hiyerarşi odağı gibi çalışmasıdır. Bunu sağlayan iktidarın kendisi de, “çeteleşir.”

Belki de bu sebeple muhalefet partileri ve yazarlar Erdoğan’ı “kendi derin devletini kurmakla” suçluyorlar.

PKK siyaseti bunun en belirgin örneğidir.

Bin yıldır, Türk Milletinin kurucusu ve sahibi olduğu egemenlik; ilk defa, Türk Milletinin ayrılmaz parçası olan etnik ve mezhep gruplarına paylaştırılıyor.

Ucu ihanete varan bir süreç. PKK’nın yerel seçimlerle bağımsızlığını ilan edeceğini açıklamasına ses çıkarılmaması, “ne oluyor” diyenlere, “sürece zarar vermeyin” denilmesi, bundan olabilir.

İstifa eden İçişleri Bakanı Muammer Güler’in “Doğuda Paralel devlet kuruluyor” itirafı, AKP’den istifa eden eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin‘in “çözüm sürecinin çözülme sürecine dönüşmesi sözü çok önemlidir. 

“Ergenekon”dan çıkış

Türk Milletinin yaratılış destanı “Ergenekon” adının, sanki başka isim bulunamamış gibi Silivri davalarına verilmesi; “asrın en büyük komplosu” denilen, Devletin yanında milleti de dağıtmayı hedefleyen bir planı ortaya çıkardı.

Bu durumun anlaşılması, davalardaki usulsüzlükler ve üretilmiş sahte belgeler, şahitler dinlenmeden, savunmalar dikkate alınmadan karara gidilmesi, iktidarın bile vicdanını sızlattı.

Bunun örnekleri bir bir ortaya çıkmaya başladı. Mesela; Başbakanın Baş Danışmanı Yalçın Akdoğan, “Kendi ülkesinin milli ordusuna, kumpas kurdular,”

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Biz yanlış yapmış olabiliriz ama yanlış yaptık diye illa o yanlışın peşinden gidecek halimiz yok, yanlıştan dönmek erdemdir,”

AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş,“İnsanların mağduriyetini önlemek için gerekirse yine yasal düzenleme yaparız” gibi açıklamalar ve AKP’li bazı milletvekillerinin açıklamaları gösterilebilir.

Özetle; “Çeteler” arası çatışma, Devleti kanser gibi saran rüşvet ve yolsuzlukları patlattı.

Yargının bu devasa çürümenin üzerine gitmesini engellemek isteyen siyasi baskı; mahkeme kararlarını uygulanamaz, devleti işlemez hale getirdi.

Suriye’de teröristlere yönelik siyaset, son olarak silah yüklü bir tır kamyonunun yakalanması ve savcının bile aramasına engel olunması, hükümeti uluslararası hukuk açısından zora soktu.

Sonuç: bu felaketten çıkış için tavsiyemiz: İktidar;

  1. Bağımsız yargıya saygılı olmalı.
  2. “Çetelerle mücadelede, insan avına çıkmak yerine, icra yetkisini yasalar çerçevesinde sadece iktidar kullanmalı.
  3. Silivri davalarındaki haksızlıkları giderecek yasal düzenlemeler acilen yapılmalı.
  4. Devletin bütün imkânları eşzamanlı bir şekilde kullanılarak, gerçek terör örgütü PKK ile mücadele edilmeli ve bölücü irade tamamen kırılmalıdır.

AKP bunu asla yapmaz mı? Olabilir. Ama başka yol yok. 

 

 

Yazar

Sadi Somuncuoğlu

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.