Cin şişeye geri girmiyor

İnsan hafızası kusurludur. Hatırlamak için vezin de kullansak, kafiye de kullansak, unutmamamız gerekenlerin çoğunu unuturuz. Onun için yazıyı keşfettik. Akılda kalmayan satırda kalıyordu. Ama o satırlara erişmek için dünyanın bir ucundan diğerine gitmek gerekiyordu.


Paylaşın:

Yirmi yıl önce sosyal medya falan yoktu.

Şimdi baktım, Facebook, Şubat 2004’te başlamış. O tarihte Harvard’da okuyan Mark Zuckerberg, Facebook’u, o okulun öğrencilerinin birbiriyle tanışacağı ortam diye tasarlamıştı. Nitekim ilk yıllarında, Facebook’a üye olmak isteyenlere hangi üniversitede okudukları soruluyordu. Twitter daha yeni. O kuş, Mart 2006’da ötmeye başlamış.

Google, daha eskiye dayanıyor. Ne kadar eskiye mi? 1998’e! Yani şu “yirmi yıl önce” lafımı, “yirmi beş yıl önce” diye değiştirirsem Googla da menzile giriyor.

Yirmilerindeki okuyucularım için sıkıcı bir giriş yaptım. Çünkü bu ifadeler onlara, “Birinci Cihan Harbi günleriydi…” diye başlayan emekli masalları gibi geliyor. Fakat biraz daha yaşlılar, “Sahi ya! Yoktu bir zamanlar.” diyeceklerdir.

Çok yaşayan mı bilir çok gezen mi?

İnsanların önce internete, sonra sosyal medyaya bakışlarındaki değişiklikler daha da yeni. Son on yıl içinde bir “milliyetçi- muhafazakâr” büyük adamın, “Sosyal medya bir bataklık. Zaman kaybı. Girmeyin şu sosyal medyaya!” dediğini hatırlıyorum. İnternete de “Aa! Ne ayıp internet.” diye bakıldığı günleri yaşadık. İster inanın ister inanmayın, hâlâ böyle düşünenler var. Şimdi anlıyor musunuz matbaanın bize niçin üç asır geç geldiğini.

Hani tarihçiler, biz fanilerden daha uzun zamanın diline hâkimdir ya. Bu hâkimiyet onlara bilgelik bahşeder. Uzunca yaşayanların da benzer bir avantajı var. Biraz daha geniş bir bakış açıları oluyor. Hani Dedem Korkut, sık sık sorar, “Çok yaşayan mı bilir, çok gezen mi?” diye. Bazen çok yaşayanlar bir çıt daha avantajlı olabilir. Eğer yaşarken gözlerini açmışlarsa. Bazı çok yaşayanlar da bugünü zor kavrar. Bu da dezavantaj doğurur. Hani o, “Girmeyin şu sosyal medyaya!” diyen gibi.

Beni asıl ilgilendiren, bilgisayarın, internetin, arama motorlarının, sosyal medyanın topluma etkisi. Toplumumuza etkisi. Düşüncelerimizde ve imkânlarımızda yol açtığı değişiklikler.

Haber artık kaybolmuyor

Bir zamanlar, yani bundan on yıl kadar önce, bugünün haberi yarın manşetten düşerdi. Bugün de öyle. Eğer siyasette birini övmeye veya yermeğe yaramıyorsa yine bir günde başlıktan düşüyor. Fakat eskiyle bugün arasında çok önemli bir fark var. Eskiden manşetten düşenlerin hemen yüzde doksan dokuzu, bir daha geri gelmemek üzere kaybolurdu.

İnsan hafızası kusurludur. Hatırlamak için vezin de kullansak, kafiye de kullansak, unutmamamız gerekenlerin çoğunu unuturuz. Onun için yazıyı keşfettik. Akılda kalmayan satırda kalıyordu. Ama o satırlara erişmek için dünyanın bir ucundan diğerine gitmek gerekiyordu. Bunun da üstesinden geldik, matbaayı icat ettik. Bu durumu biraz kurtardı. Ancak yazılan kitap sayısı da sınırlıydı. Her kitabı her zaman kitapçıda bulamazdık. Bir bilgiye ulaşmak için kütüphanelere gitmek, ciltleri karıştırmak gerekirdi.

Kütüphanelere gelen bilim dergileriyle bilim yapıldığı bir döneme yetiştim. Ancak birinci sınıf üniversite ve araştırma merkezlerinin doğru dürüst kütüphanesi vardı. Yeni makaleleri, yazarına kartpostal gönderip isterdik, o da postayla gönderirdi. Çok değil, on beş, yirmi günde o bilgi elimizde olurdu. O makaleyi okuyunca bir de falancanın ve filancanın makalelerine de bakmamız gerektiğini anlardık. Bir on beş, yirmi gün daha…

İşte bilimde araştırma yaparken karşılaşılan bu ciddi sürtünmeyi ortadan kaldırmak için Amerikan DARPA kurumu, interneti icad etti. İcat etti ki ABD’deki bilim ve teknik insanları birbirleriyle hızla iletişime geçebilsin, bilgiye ulaşmak için beklemesin. Millî çıkar işiydi İnternet. DARPA’nın açılımı da “Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı”ydı.

Malumatın entropi kanunu

Bilim ve teknoloji böyle. Ya siyaset ve toplum hayatının diğer cepheleri? Şu kadarını fark etmemiz yeterli: Artık olan biten hiçbir şey kaybolmuyor. Bir zamanların basınının, “Bugünkü manşet yarın yok.” düsturu doğru değil. Olan biten kâğıda, kâğıt da çöpe mahkûm değil. Çöpe gitmeyen kütüphaneye giderdi. Her kütüphaneye değil ve herkesin o kâğıtların peşinde kütüphaneye gidip günlerini vakfetme imkânı yoktu. Şimdi hepsi ama hepsi, herkesin, ama herkesin parmaklarının ucunda! Hiçbir şey kaybolmuyor. Malumat, haber, ciltlerin arasında, oralara dalacak meraklısının kendisini bulmasını beklemiyor. Arama motoruna iki üç kelime yazdığınız anda yazısıyla, fotoğrafıyla, videosuyla elinizde.

Toplumun elinde herkesin sicili var. Sicilinizi kirletmemeye daha bir dikkat göstermelisiniz.

Onun için “unutulma hakkı” diye kanun çıkarılıyor. Arama motorunda yapıp ettiğim görünmesin diye dava açacakmışım. İnsanların gerçeğe ulaşmasını yasaklamak için. Hani bugün olup bitene de “erişim yasağı”, sonra “erişim yasağına erişim yasağı” konuyor ya. Bilgiye ulaşmak bu kadar kolayken bunlar beyhude. Cin şişeden çıktı. Geri sokamazsınız ve siciliniz ortaya döküldü mü geri toplayamazsınız. Bir cins malumatın entropi kanunu gibi bir şey bu.

Onun için temiz kalmaya çalışın.

Yazar

İskender Öksüz

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar