Çuvaldızı Kendimize-Kadın – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Meselelerimiz- Sadi Somuncuoğlu   • Söz konusu açık oturum 10: Türkçesiz Türkler (Canlı yayın)

Çuvaldızı Kendimize-Kadın

Haberi gece gördüm; malum bizim memlekette gecenin bir vakti, bir kadın olarak kendimi sokağa atsam ve namussuzun birine denk gelsem suç benim olacak. Ben de buraya atayım dedim çığlıklarımı, belki duyan olur.

16 Kasım 2020
Ülker İmge Koca

Kadın… Çok fazla anlam içeriyor bu sözcük. Anne, çiçek, böcek, güzel, ev, ahlak, namus, cinayet, taciz, tecavüz… Dünyanın her yerinde ve tarihin her devrinde hem aynı hem de çok farklı anlama sahip. Yüzlerce, binlerce anlam var tek bir sözcükte.

Ve aslında hayat demek, Tanrı’nın yaratıcı gücünün fani dünyadaki sureti kadınlar. Yine de bu hayata sığdırılamayan ve aramızdan ayrılan binlercesi var, duyuyoruz. Ama artık şaşırmıyoruz, sesimizi çıkarmıyoruz nedense. Geçmişime bakınca ben de şaşırmaktan vazgeçtim. Geçenlerde bir gazete kupürü gördüm. İçimde bir öfke kabardı ki kendimi sokağa atıp, avazım çıktığı kadar bağırasım geldi. Bu satırlar işte o atamadığım çığlıklar.

Haberi gece gördüm; malum bizim memlekette gecenin bir vakti, bir kadın olarak kendimi sokağa atsam ve namussuzun birine denk gelsem suç benim olacak. Ben de buraya atayım dedim çığlıklarımı, belki duyan olur.

Haberin başlığı şöyle: “Bekaret Kontrolüne Protesto”. İçeriği ise Millî Savunma Bakanlığı’na bağlı bir kuruluşun işe alınacak kadın adaylardan istediği sağlık kontrolünde iffet kontrolü de istemesine kadın derneklerinin tepki göstermesi. Beynimden vuran asıl bilgi, bu kontrollerin 1998’in sonlarına kadar yasal olması. Devir değişti mi peki? Hiç sanmıyorum. Devlet yasalarla yapmasa da hakkımızı arayabileceğimiz yasaları fiilî olarak işletmeyerek bu kontrolü yapıyor aslında.

İşte çuvaldız tam da burada ortaya çıkıyor. Haberde bahsi geçen derneklerin çoğu çeşitli siyasi mecralardan besleniyor ve çoğu sol görüşlü parti veya gruplarla iletişim hâlinde. En azından benim yaşadığım iki taciz vakasındaki gözlemim bu. Bu tecrübelerimi yazının ilerleyen kısımlarında anlatacağım. Ama asıl mesele bu evrensel sorunda bile bir bölünme olması. Hâlbuki öldürülürken, taciz edilirken hangi siyasi görüşe mensup olduğun, dinin, dilin, ırkın sorulmuyor. Yani bana sorulmamıştı, deneyimleyen bir kadınla da karşılaşmadım. O zaman neden her konuda olduğu gibi bu konuda da bir ayrışma, bölünme mevcut? Siyaset meydanları neden cinayet mahallinde? Ve neden karnında bir can taşıyabilen bu varlığa “Katun” diyen bir millet, bugün namusu kadında arar oldu? Cevap işte o Allah’ın belası kupürde.

Şimdi gelin size çocukluğumdan beri yaşadığım tacizleri anlatayım. Kendi gözümden kadın olmaya çalışmak neymiş anlatmaya çalışayım.

  • Ortaokul 1. sınıftayım, yaşım 12. Maltepe’deki okulumdan evime dönmek için körüklü otobüse bindim. Sırtımda eşek yüküyle kitap var, iyi ki de varmış. Bugün anlıyorum nedenini. Otobüste oturacak yer yok, ayaktayım. Ama otobüs de çok kalabalık değil. Otuzlu yaşlarda bir adam bindi ve tam arkamda durdu. Başka yere de gidebilirdi ama gitmedi. Otobüs sallandıkça çantamdan bana doğru bir baskı hissediyorum ve bir hırıltı duyuyorum. Önümde bir teyze var, bana bakıyor. Ayıplıyor mu, acıyor mu anlamıyorum. Bir tuhaflık var, arada arkama dönüp adama bakıyorum. Rahatsız olup yer değiştiriyorum ama o tekrar geliyor. Kimse müdahale etmedi yolculuk boyunca ve ben adamla kovalamaca oynadım yarım saat. Otobüsün başında başlayan yolculuğum otobüsün sonunda bitti. O çantaya minnettarım, koca koca insanların yapamadığını yaptı. Tekrar ediyorum, yaşım 12 idi.
  • Yıl 2009, bu sefer lise 1. sınıf. Arkadaşımla okul servisine binmek için yokuş yukarı çıkıyorduk. Aniden bir adam (40 veya 50 yaşlarında) önümüzü kesti, adımızı ve yaşımızı sordu. Arkadaşım tam adını söyleyecekken ben Ayşe diye uyduruverdim. Bizi okula bırakmak için ısrar etti ama biz atlatıp servise koştuk. Devam eden iki gün boyunca karşımıza çıkmaya devam etti. Çareyi, adamı “Babam asker. İki beylik tabancası var, hangisiyle vursun seni?” diye tehdit etmekte buldum. Önümüze çıkmaktan alıkoysa da uzaktan takip etmesini engellemedi. Koca bir sene böyle geçti. Çözümü ailelerimize servis uzaktan alıyor diye şikâyet edip servis güzergâhını değiştirmekte bulduk.
  • Üniversite 3. sınıf. Bölüm kantininde otururken yabancı uyruklu, yaşça da büyük bir adam çakmak istedi. Gayet normal bir istek, üzerine düşünmedim bile. Çakmağı verdim, teşekkür etti. Kaçıncı sınıf olduğumu sorarak, üst dönem olduğu için derslerle alakalı sorum olursa sorabileceğimi söyledi. Teşekkür ettim. Kendini tanıtıp, yabancı olduğundan bahsetti. Türkçesi çok iyiydi nasıl öğrendiğini sordum. Türk dizileri izleyerek geliştirdiğini söyledi. Ve ders arası bitip sınıflara dağıldık.

Birkaç gün sonra çalışma salonunda ders çalışırken yanımdaki yere oturup oturamayacağını sordu. Çok istemesem de ortak kullanım alanı olduğu için itiraz edememiştim. Pek de yıkanan bir tip olmadığı için (saçları hep yağlı geziyor) kokusundan rahatsız olup başka yere geçmek için kalktım ama, birden, kolumdan yakalayıp “Nereye gidiyorsun? Senin için geldim ben.” dedi. Kolumu kurtarıp “Ne münasebet!” demekten başka bir şey yapamamıştım.

Bu olaydan sonraki bir yıl boyunca takip edildim. Bir akşam, tam da evimin önünde, arkadan bir el omzuma uzandı. Dönüp baktığımda gördüğüm yine o adamın yüzüydü. Bağırsam babam evden çıkacak ve olay kim bilir nerelere gidecek. Ama ses çıkarmasam ve bir şey yapsa “Rızası vardı.” diyecekler, çünkü daha önce down sendromlu bir kızın tecavüzünü böyle aklamışlardı. İnsan aklı çok tuhaf, bazen o insan ömründe bir hiç sayılabilecek kısacık anda neler düşünebiliyor. Bereket versin, takip edildiğimi daha önceden fark etmiştim. Ahşap oymaya da merakım olunca kampüsten odun bulup çakımla bir şeyler yapardım. O an cebimdeydi ve çıkarıp ona karşı tuttum. “Bir daha karşıma çıkarsan bu çakı karşında değil gırtlağında olur.” dedim. Ya diyemeseydim? O çakıya (adı Pars) minnettarım. Koca koca insanların yapamadığını yapmıştı bir eşya. O adamın da okulda yaklaşık 30 kadını taciz ettiği ve bazılarını da takip ettiği ortaya çıktı. Sayesinde ODTÜ CİTÖB (Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme ve Cinsel Tacizi Önleme Birimi) kuruldu. Adam hakkında, okul içinde soruşturma açıldı. Sonucu öğrenemedim.

  • Üniversite 2. sınıftan 4. sınıfa kadar üç yıl boyunca sosyal medya ve e-posta üzerinden aralıklı yapılan bir taciz örneği bu sefer. Öğrenci topluluğuna aralıklı gelip giden bir “çocuk” vardı. Ayaküstü yapılan “Dersler nasıl? Nasılsın?” muhabbetinden öte gitmeyen iki, bilemedin üç sohbetimiz olmuştur. Çocuğun topluluğa devam etmemesi üzerine e-posta grubundan çıkarıldı ve konuyla ilgim yokken beni sorumlu tuttu. Numaramı vermememe rağmen beni telefonumdan arayıp tehditler savurdu. Anlam veremesem de durumu izah ettim. Ancak bununla üç yıllık taciz serüvenim başladı. Neden bu kadar yıl bekledin derseniz, taciz olarak tanımlamam bile uzun zaman aldı çünkü o kadar farklı aralıklarla ve farklı mecralarda yapıyordu ki durumu çözememiştim.

Okulumun son yılında tacizler sıklaştı ve artık dayanamayacağım bir hâl aldı. Kadınların sözlü veya yazılı tacizden kendilerini koruma yöntemi maalesef görmezden gelmek oluyor çoğu zaman. Benim de öyle. Bu durumda da aynı şeyi yapmıştım ama daha fazla görmezden gelemiyordum, ben de ODTÜ CİTÖB’e şikâyet ettim. Taciz eden şahsın bölümünden bir hoca atandı soruşturmaya. Bana attığı e-postaları, arkadaşlarıma ve bana gönderdiği tehdit mesajlarını dosyaya kaydettirdim. Buraya kadar her şey aslında olması gerektiği gibi ilerledi. Hatta dosyaya bakan hoca da zamanında bölümünden meslektaşının tacizine uğradığını anlattı ve “Oh!” dedim, “Bu hoca beni anlayabilir”. Sanırım yanılmıştım. Bu çocuğun anne ve babası da aynı bölümden mezundu ve dosyaya bakan hocayla konuşmuşlar, oğullarını yurtdışından yüksek lisans için kabul aldığını, siciline bir şey işlenirse bu şansı kaybedeceğini anlatmışlardı. Bir de üstüne annesi sürekli beni arıyor, babamla konuşmak istediğini söylüyor, oğlunun “sadece aşık” olduğundan bahsediyordu. Bildiğim kadarıyla insan âşık olunca sevdiğine kıyamazdı. Aşkı ben mi yanlış anlıyordum? Hasılı, sözlü uyarı verdiler, dosyayı kapattılar. Verdiğim tek tepki gülmek oldu. Komikti çünkü, şaka olması gereken bir durum olduğu için…  Bir de içimde huzursuzluk kaldı, ya başka kadınlara da aynısını veya, Allah korusun, daha fenasını yaparsa? Bu olaydan tek bir ders çıkardım: Ben tacize uğrarsam mücadele ederken yalnız olacağım. Falanca dernek, filanca kurum destek olsa bile yetmeyecek. Zaten olur gibi görünecekler.

Şimdi diyeceksiniz ki bunları neden anlattın? Bahsettiğim dört olayda ve anlatmadığım nicelerinde ortak olan bir nokta var, belki fark etmişsinizdir: Olay sırasında da hakkımı ararken de yalnızdım. Bir tanıdık veya olaya tanıklık edenler müdahale etmedi. Bunların hiçbirinden aileme bahsetmedim. Üniversitede yaşadıklarımı da birkaç arkadaşıma anlattım ki başıma bir iş gelirse şüphe etmeleri gereken kişiyi bilsinler.

Kadınlar ailelerine güvenemiyor bu konuda. Çoğu kadın kendilerine güvenmekten başka çare göremiyor. Kim bilir, belki ailelerinin desteğini arkalarında hissetselerdi başlarından geçen olaylar daha farklı olurdu. Hoş, kızlarına yalnızlığı öğreten de oğullarına tacizi hak gören de aynı aile, suretler farklı. Kimi zaman suretler de aynı.

Kaç çuvaldız oldu saydınız mı? Ben sayamadım ama hepsi bize battı.

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları