En İyi Propaganda “İnkar” imiş Öyle Mi ? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)   • Söz Konusu-5: Açık Oturum

En İyi Propaganda “İnkar” imiş Öyle Mi ?

 İktidar Partisinin sözcülerini dinleyenler, Türkiye’nin güllük gülistanlık olduğu duygusuna  kapılıp mutlu oluyorlar. Ülkeye Cumhuriyet tarihi boyunca bir çivi bile çakılmadığını, ne yapılmışsa hepsinin bu döneme ait olduğunu öğreniyorlar. Bu gidişle dünyanın en büyük gücü olacağımızı dinliyorlar. Her cümleye “ilk defa”, “en büyük” diye başlayınca, dinleyenler mest oluyor.(!) İyi de gerçekler balçıkla sıvanır mı, bir süre […]

23 Mayıs 2011
Sadi Somuncuoğlu

 İktidar Partisinin sözcülerini dinleyenler, Türkiye’nin güllük gülistanlık olduğu duygusuna  kapılıp mutlu oluyorlar. Ülkeye Cumhuriyet tarihi boyunca bir çivi bile çakılmadığını, ne yapılmışsa hepsinin bu döneme ait olduğunu öğreniyorlar. Bu gidişle dünyanın en büyük gücü olacağımızı dinliyorlar. Her cümleye “ilk defa”, “en büyük” diye başlayınca, dinleyenler mest oluyor.(!)

İyi de gerçekler balçıkla sıvanır mı, bir süre sonra bütün bunların propaganda olduğu ortaya çıkmaz mı? Söyleyenleri mahcup duruma düşürmez mi? diyebilirsiniz. Ama unutmayın ki, bu kabil propagandaların ardı arkası kesilmez, medya gücüyle uyanışa fırsat verilmezse, işimiz zor demektir. 

Malum olan bu tabloya rağmen aklını ve vicdanı kullanmasını bilenler de az değil. Bir anlık büyüden kurtulup, konuda komşuda, sokakta pazarda, kitapta gazetede neler olduğuna bakanlar da var. İşte tılsımı bunlar bozuyor. Ne yapsanız böyle kişilikler yok olmuyor. Olmuyor da, bizim sihirbazlar yolundan dönüyor mu? Hayır. Ama bunun da bir sonu olacağı unutulmamalıdır.    

Başbakan Erdoğan konuşuyor. Bakın ne diyor?

Türkiye’nin, 2002 sonundan itibaren AK Parti Hükümetiyle birlikte, özellikle demokratikleşme noktasında tarihi reformları gerçekleştirdiğini kaydeden Erdoğan, ”Hükümetimiz, yasaklar, yolsuzluk ve yoksullukla mücadeleyi kendisine ilke edinmiştir. Hükümetimiz, yasaklarla mücadeleyi öncelikli bir alan olarak görmüş, 8,5 yıl boyunca hak ve özgürlükler en geniş anlamda güçlendirilmiştir. 8,5 yıl önce inkar edilen, telaffuz edilmesinden dahi korkulan, gündeme dahi getirilmeyen bir çok konu, bugün Türkiye’de serbestçe konuşulmakta ve tartışılmaktadır” diye konuştu.

2002’den beri  “tarihi adımlar” atıyor ve “demokratikleşiyormuşuz.” Bu demokratikleşme, herhalde öyle herkesin bildiği cinsten değil. Korku toplumu oluşmuş, insanlar telefonlarda bile konuşamıyormuş, “açız” diyenler yaka paça ediliyormuş, hür basın, miting, yürüyüş, toplu gösteri, sendikal haklar v.b klasik demokrasi söylemleri rafa konmuş, önemli değil.

Şu “yasaklarla mücadele”, “inkar edilen, telaffuz edilmesinden dahi korkulan ….bir çok konu bugün serbestçe   konuşulmakta ve tartışılmaktadır.” siz bunlara bakın.

Başbakan doğru söylüyor. Eğer bu mücadele (!) olmasaydı, teröristbaşı ile müzakere masası kurulabilir miydi? PKK Meclise girip devletimize meydan okuyabilir miydi? “Gurur” tablosu olan Habur karşılaması yaşanabilir miydi?  Devletin paylaşılması konuşulabilir miydi?…

***

Yolsuzluk ve yoksulluk işi de böyle. OECD’nin raporuna göre:

– En yüksek gelir eşitsizliğinde üçüncüyüz. 

– En düşük istihdam oranına sahibiz. 2009’da Türkiye % 44.3 düzeyinde, OECD ortalaması % 66.1.

– İstihdamda rekora gidiyoruz.  Türkiye’de istihdamı %14.3, OECD ortalaması % 66.1.  

– Yoksullukta üçüncüyüz.  Biz %17 iken, OECD ortalaması %11.1 Şili, Meksika ve Türkiye. İflas etmiş Yunanistan’dan sonra geliyoruz.

– Zorunlu eğitim için çocuk başına yıllık harcama 1246 dolar(2007) iken, OECD ortalaması 8 bin 70 dolar.

– Bebek ölümlerinde 1. inci sıradayız. Bizde binde 17 (2008) iken, OECD ortalaması 4.6.  

– Ömür süresi Türkiye’de 73.6, OECD’de en alt sırada.

İnsani tablomuz böyle. Yolsuzlukta ise yüzümüz kızaracak durumda. Geçtiğimiz yıl çıkarılan listede 163 ülke arasında 3,8 puanla 60. sırada yer alan Türkiye, bu yıl 17 yeni ülkenin eklendiği listede 64. sıraya geriledi.

Başbakanın şu konuşmasını da unutmayalım:

”Biz, Ortadoğu ve Afrika’da, yeni Afganistanlar, yeni Iraklar görmek, bunları yaşamak istemiyoruz. Afganistan, Irak, Filistin’de yaşananlar, bölge insanının ruhunda olduğu kadar, insanlık vicdanında da derin yaralar açmıştır. Zedelenen adalet duygusu, kutuplaşmaya zemin hazırlamıştır.”

Soralım: Türkiye, emperyal güçlerin “İnsanlık vicdanında derin yaralar açan”  askeri müdahalesine, askerle katkıda bulunan ülke değil mi? Özellikle 2003’den beri, Irak’ta ABD ve İngiliz işgal kuvvetlerinin yanında olmadı mı? Irak’ı yerle bir eden, 1,5 milyon insanı katleden, birçok namuslu aile kadın ve kızlarına tecavüz eden, vahşi ADB askerlerinin, ülkelerine kayıpsız dönmeleri için dua ediyorum diyen eşbaşkan, şimdi neyin üstünü örtmeye çalışıyor?

Bütün bu facialar, insanlık vicdanından asla silinmeyecektir.

Ama yine de en iyi propagandanın “inkar” olduğunu unutmayın…
 
 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları