Başarı, yalnızca kazanıldığı gün alkışlanmaz.
Bir kupa kaldırılır, insanlar ayağa kalkar, bayraklar açılır, marş söylenir. Sonra hayat kaldığı yerden devam eder. Ama bazı başarılar vardır ki insanın içinde başka bir yere dokunur. Bir maçın sonucu olmaktan çıkar, bir ülkenin kendisiyle kurduğu ilişkiye dönüşür.
Filenin Sultanları’nın hikâyesi benim için biraz böyle.
Çünkü ben sahada yalnızca topun peşinden koşan, sayı alan, blok yapan, servis atan kadınları görmüyorum. O formanın içinde Cumhuriyet’in kadınını görüyorum. Kendi ayakları üzerinde duran, çalışan, mücadele eden, hata yapan ama yeniden ayağa kalkabilen Türk kadınını görüyorum.
Ve her defasında aklıma aynı soru geliyor:
Bu kızların sahada bu kadar özgür durabilmesinin arkasında nasıl bir tarih var?
Cevabı biliyoruz, Cumhuriyet.
Ve Cumhuriyet’in kurucu iradesi, Mustafa Kemal Atatürk.
Bugün Filenin Sultanları’na bakıp yalnızca bugünü konuşmak, aslında hikâyenin yarısını görmemek olur.
Cumhuriyet ve kadının hayattaki yeri
Kadının spor yapmasının, eğitim almasının, toplumun görünür bir parçası olmasının bugün bize ne kadar sıradan geldiğini bazen unutuyoruz. Oysa hiçbir kazanım kendiliğinden gelmedi.
Milyonların karşısında oynayan, dünyanın en büyük salonlarında Türk bayrağıyla sahaya çıkan kadın sporcuların görüntüsü bize çok doğal geliyor. Bir kadın sahaya çıkıyor, formasını giyiyor, terliyor, bağırıyor, kazanıyor, kaybediyor, yeniden mücadele ediyor ve biz bunu izliyoruz.
Ama Cumhuriyet’in ilk yıllarına baktığımızda bunun yalnızca bir spor meselesi olmadığını görüyoruz. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, kadını yalnızca evin içinde tanımlanan bir varlık olmaktan çıkarıp hayatın her alanında var olabilen yurttaş olarak konumlandırmayı hedefledi. Eğitimde, hukukta, sanatta, bilimde, siyasette ve sporda.
Bugün Filenin Sultanları’nın sahadaki görüntüsü, işte bu dönüşümün yıllar sonra karşımıza çıkan sonuçlarından biri. Bu yüzden ben onların başarısını yalnızca spor başarısı olarak görmüyorum. Bir medeniyet projesinin de sonucudur bu.
Çünkü bir ülkenin kadınları ne kadar özgürce üretebiliyor, çalışabiliyor, yarışabiliyor ve kendini gösterebiliyorsa o ülkenin geleceği de o kadar güçlüdür.
Filenin Sultanları’nın uzun yolculuğu
Filenin Sultanları’nın hikâyesi elbette Atatürk’le başlayıp bugünkü kadroya doğrudan bağlanan basit bir çizgi değil. Türk kadın voleybolunun kendi içinde uzun bir geçmişi var. Ama özellikle 2000’lerden sonra bu sporun Türkiye’de nasıl büyüdüğünü hepimiz gördük. 2003 Avrupa Şampiyonası, kadın voleybolunun Türkiye’deki görünürlüğü açısından önemli bir dönüm noktasıydı. “Filenin Sultanları” adı da o dönemde kullanılmaya ve millî takım ile özdeşleşmeye başladı. Sonrası ise adım adım gelen bir hikâye. Kulüpler, altyapılar, antrenörler, aileler, salonlar ve yıllarca kimsenin görmediği antrenmanlar.
Bugün bir maçın son sayısını izlerken yalnızca birkaç saniyelik bir görüntü görüyoruz. Oysa o birkaç saniyenin arkasında yıllar var. Çocuk yaşta başlayan antrenmanlar, kaybedilen maçlar, sakatlıklar, kendinden şüphe edilen günler, ağlamak var. Yeniden ayağa kalkmak var.
Ve en önemlisi, birlikte mücadele etmek var.
Belki de Filenin Sultanları’nın bize en güçlü biçimde hatırlattığı şeylerden biri bu. Bireysel olarak çok iyi olmak yetmiyor. Bir takım olabilmek gerekiyor.
Millet olmanın anlamı
Burada “millet” kavramını da konuşmak lazım. Çünkü milliyetçilik kelimesini bugün o kadar çok farklı anlamda kullanıyoruz ki bazen kelimenin kendisinden bile korkar hâle geliyoruz. Oysa benim anladığım anlamıyla milletçilik; başkasını küçümsemek, başka halklara düşman olmak, üstünlük iddiasında bulunmak değil. Milletçilik, kendi milletinin varlığını, tarihini, kültürünü, dilini ve geleceğini önemsemek. Kendi insanına güvenmek, kendi ülkesinin iyiliğini istemek, gerektiğinde “Ben bu ülkenin bir parçasıyım” diyebilmek.
Filenin Sultanları’nın sahaya çıktığında hissettirdiği şey tam da burada anlam kazanıyor. Çünkü o forma yalnızca bir spor formasından ibaret değil. Üzerinde Ay-Yıldız var. O Ay-Yıldız’ın temsil ettiği bir millet var.
Maçın sonunda İstiklâl Marşı okunurken insanların gözlerinin dolmasının sebebi de yalnızca bir voleybol maçının kazanılmış olması değil. İnsan, kendisinden büyük bir şeyin parçası olduğunu hissediyor. Bazen bir bayrakta, marşta, aynı anda milyonlarca insanın aynı heyecanı yaşamasında. İşte millet duygusu biraz da bu…
Şampiyonlukların ötesindeki hikâye
2023 yılında Cumhuriyetimizin 100. yılında gelen Milletler Ligi ve Avrupa Şampiyonluğu bu yüzden ayrıca anlamlıydı. Türkiye, Milletler Ligi finalinde Çin’i 3-1 yenerek tarihinde ilk kez şampiyon oldu ve dünya sıralamasında zirveye çıktı. Ardından Avrupa Şampiyonası finalinde Sırbistan’ı yenerek Cumhuriyet’in 100. yılında Avrupa şampiyonluğunu da kazandı.
2026 ise bu hikâyeye başka bir sayfa ekledi.
Filenin Sultanları bu yıl Milletler Ligi’nde Brezilya’yı 3-1 yenerek yeniden şampiyon oldu. Yetmedi.
6 Eylül 2026’da Avrupa Şampiyonası finalinde İtalya’yı 3-2 mağlup ederek ikinci Avrupa şampiyonluğunu kazandı. Üstelik bu zaferle 2028 Los Angeles Olimpiyatları’na katılım hakkını da elde etti.
Bunlar yalnızca istatistik. Asıl mesele ise istatistiğin arkasındaki hikâye. Çünkü artık Türk kadın voleybolu “başarılı olmaya çalışan” bir yapı değil. Dünyanın en güçlü takımlarından biri.
Ve bununla gurur duymak için başka bir ülkenin başarısına bakmamıza gerek yok.
Kadınların görünürlüğü ve gücü
Filenin Sultanları’nın başarısı, Türkiye’de kadınların nasıl görünür olduğuna dair de önemli bir şey söylüyor. Kadınların yalnızca güzellikleriyle, kıyafetleriyle, özel hayatlarıyla veya toplumun rollerinden ibaret olmadığını gösteriyor.
Bir kadın güçlü olabilir, rekabet edebilir, bağırabilir, terleyebilir, hata yapabilir, kazanabilir. Ve bütün bunları yaparken kadınlığından hiçbir şey kaybetmez. Tam tersine, kendi varlığını daha güçlü biçimde ortaya koyar.
Ben bu yüzden Filenin Sultanları’na bakarken yalnızca “kadın sporcular” görmüyorum. Kendi hayatının öznesi olabilen kadınları görüyorum.
Bu görüntünün Cumhuriyet’le ilişkisini de görmezden gelemiyorum. Çünkü bugün bir Türk kadınının dünyanın karşısında özgüvenle durabilmesinin arkasında, kadını yurttaş olarak gören bir Cumhuriyet anlayışının çok büyük payı var.
Atatürk’ün kadınlara ilişkin attığı adımların spor alanındaki yansımalarının bugün hâlâ görüldüğüne dair değerlendirmeler de bunun altını çiziyor.
Atatürk’ün Kızları ve Cumhuriyet’in Mirası
“Atatürk’ün kızları” deniyor, “Filenin Sultanları” da…
Ben isimlerden çok, temsil ettikleri değere bakıyorum. Çünkü birinin “Sultan” demesiyle Cumhuriyet ortadan kalkmıyor. Bir başkasının “Atatürk’ün kızları” demesiyle de onların başarısı yalnızca bir siyasi slogana indirgenmemeli. Onlar her şeyden önce bu ülkenin sporcuları.
Ama aynı zamanda Cumhuriyet’in yetiştirdiği kadınların geldiği noktayı gösteren çok güçlü bir tablo.
Benim için Atatürk’e bağlılık da zaten yalnızca bir fotoğrafın önünde durup saygı göstermek değil.
Onun kurduğu Cumhuriyet’in neyi değiştirdiğini anlayabilmek.
Kadının neden eğitim alması gerektiğini anlayabilmek.
Neden üretmesi gerektiğini anlayabilmek.
Neden özgür olması gerektiğini anlayabilmek.
Ve bütün bunların bir ülkenin geleceğiyle nasıl bağlantılı olduğunu görebilmek.
Atatürk’ü gerçekten anlamak biraz da budur.
Aynı heyecan etrafında buluşmak
Filenin Sultanları’nın sahaya çıktığı günlerde ülkenin farklı yerlerinde aynı görüntüyü görüyoruz.
Bir çocuk televizyonun karşısında oturuyor. Bir anne heyecanla maçı izliyor. Bir baba kızının voleybol oynamasını destekliyor. Bir genç, formayı üzerine geçiriyor. Bir salon dolusu insan aynı anda ayağa kalkıyor.
Ve birkaç saniyeliğine herkes aynı şeyi hissediyor: Biz birlikteyiz.
Belki bugün en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri de bu.
Birbirimizden bu kadar uzaklaştığımız, sürekli birbirimizi kategorilere ayırdığımız, kimimizin diğerine “sen bizden değilsin” dediği bir dönemde, spor bize başka bir şey hatırlatıyor.
Aynı takımın formasını giyen insanların birbirinin aynısı olması gerekmiyor. Aynı düşüncede olmaları gerekmiyor. Aynı karakterde olmaları gerekmiyor. Ama aynı hedef için yan yana durabiliyorlar.
Bence millet olmanın en güzel taraflarından biri de bu.
Aynı olmak değil. Farklılıklarımızla birlikte aynı bütüne ait olabilmek.
Geleceğe ilham vermek
Filenin Sultanları’nın başarısını izlerken yalnızca skora bakmayalım. Biraz daha geriye bakalım.
Bu kadınların hangi Cumhuriyet’in içinde yetiştiğine bakalım. Hangi kadınların önünü açtığını hatırlayalım. Hangi mücadelelerin sonucunda bugün o sahalarda olduklarını düşünelim.
Ve en önemlisi, çocuklara nasıl bir ülke bırakmak istediğimizi soralım kendimize.
Ben çocukların kadın sporcuları izlerken yalnızca “ne güzel smaç vurdu” demesini değil, “Ben de yapabilirim” demesini istiyorum.
Bir kız çocuğunun televizyondaki bir voleybolcuya bakıp kendi hayatını biraz daha büyük hayal etmesini istiyorum. Bir rol model, bir çocuğun hayatındaki en büyük kapıyı açabilir.
Bir kupadan daha fazlası
Filenin Sultanları bize bugün bir kupa daha getirdi. Ama bence onların asıl getirdiği şey kupa değil.
Birlikte başarabileceğimize dair inanç. Kadının gücüne dair inanç. Çalışmanın karşılığının alınabileceğine dair inanç. Türk sporunun dünyada söz sahibi olabileceğine dair inanç.
Ve belki de en önemlisi, bu ülkenin insanlarının ortak bir sevinç etrafında yeniden buluşabileceğine dair inanç.
Ay-yıldızlı forma sahaya çıktığında benim gördüğüm şey bu.
Bir top, file, salon… Ama onların arkasında koca bir ülke. Koca bir Cumhuriyet ve yüzyıllık bir hikâye.
Bugün Filenin Sultanları’nın aldığı her sayıda yalnızca bugünün başarısını değil, yarının ihtimalini de görüyorum.
Daha özgür kadınları. Daha güçlü çocukları. Bilime, sanata, spora ve emeğe daha çok değer veren bir toplumu.
Kendi kimliğinden utanmayan ama başka milletlerin kimliğine de düşman olmayan bir millet anlayışını. Çünkü Türk olmak benim için başkasından üstün olmak değil. Kendi tarihini bilmek, kendi kültürünü sevmek, kendi insanına sahip çıkmak ve geleceğine güvenmektir.
Ve Cumhuriyet’in bize öğrettiği en önemli şeylerden biri de şudur:
Bir ülkenin geleceği, o ülkenin insanlarının kendilerine biçtiği sınır kadardır.
Filenin Sultanları o sınırı her geçen gün biraz daha yukarı taşıyor. Onları izlerken yalnızca “Şampiyon olduk” demek bana yetmiyor. Ben biraz daha uzun bakmak istiyorum. O sahada yalnızca bir takım yok. Orada Cumhuriyet’in kadını var. Emeğin gücü var. Takım olmanın anlamı var. Türk milletinin ortak heyecanı var ve bütün bunların üzerinde, Ay-Yıldız var.
Belki de bu yüzden maç bittiğinde elimizde yalnızca bir kupa kalmıyor. Biraz gurur, umut, geçmiş ve gelecek kalıyor.
İyi ki Cumhuriyet.
İyi ki kadın.
İyi ki bu ülkenin Ay-Yıldızlı kızları var.